1.BÖLÜM
Üstünde ki otları temizledikten sonra, yerden kalkıp mağarasına girdi. Soğuk bir an için onu titretirken fazla oralı olmadan, daha önce ayırdığı otları kamuflajının içine yerleştirdi. Önünü kapatıp, mağaranın girişine otları döşedikten sonra en köşeye geçip yere kıvrıldı. Kaç aydır dağda olduğunu bilmiyordu. Zaman kavramını yitirmişti. Daha doğrusu saymayı bırakmış, gününü yaşamaya başlamıştı. 3 gündür uyumamıştı ve sadece bir saat kestirmesi gerekiyordu. Daha sonra tuzağını hazırlayacak ve ezbere bildiği kamplara baskın yapacaktı. Sessiz ve kanlı bir baskın olacağından şüphesi yoktu.
Bir saatin ardından uyanmış ve kanlı saldırı için tuzağını hazırlamıştı. Mühimmatı bittiğinde kapalı tuttuğu telsizden, kendi belirlediği koordinatlara destek istiyor ve herkes gittikten sonra onları alıyordu. Şuana kadar onun yüzünü gören olmamıştı. Anne ve babası bile bir kaç yıldır kızlarından bi haber yaşıyorlardı. Hayatta olduğunu biliyorlardı fakat sesini duymayalı epey zaman geçmişti. Sürekli gizli görevdeydi ve aylardırda dağdaydı. O dosyası kapanan Yalnız Kurt'ların tek üyesiydi. Bir devir onun sayesinden tekrar başlamıştı.
Hazırladığı bombaları çantasına dikkatle yerleştirdikten sonra, mağarasından çıkıp ezbere bildiği kampa doğru koşmaya başladı. Adım atarken en ufak ses çıkarmıyor ve gizleniyordu. Şuanda tamamen bir gölgeydi. Onu ne görebilir nede duyabilirlerdi.
Sonunda kampa ulaştığında etrafın sessizliğinden faydalanıp, gizlendi. Sırt çantasından gerekli malzemelerini çıkarıp bir kaç yere sıraladıktan sonra, kamuflajın cebinde ki bayrağı eline aldı. Yüzünde oluşan sinsi gülümsemeyle, kimseye gözükmeden bayrağı bombadan etkilenmeyen bir yere dikip oradan uzaklaştı. Onun için bir yerlere sızmak işte bu kadar kolaydı. Kimse ne duyuyor, nede görüyordu. Her yere girebilir ve hiç belli etmeden çıkabilirdi. O bunun için eğitilmişti.
Yeterince uzaklaştıktan sonra elinde ki kumandanın tuşuna basıp tek tek patlayan bombaları zevkle izledi. İşte bütün amacı buradaydı. Kampları birer birer içinde ki şerefsizlerle beraber çökertiyordu. Arkasında bıraktığı tek iz her çökerttiği kampa bıraktığı türk bayrağıydı. O gittikten sonra haberi alan bordolar geldiğinde o bayrağı görünce anlıyorlardı. Aylardır bu böyleydi. Ve bundan sonrada böyle devam edecekti.
*^*^*^*^*^
Kampın yakınındaki mağaraya geldiğinde gizli girişten içeri girdi. Dağlarda olduğundan beri bu mağaralar onun evi olmuştu. Her ininde sağlık çantası oluyordu, çünkü ne zaman yaralanacağı belli olmuyordu. Genelde bu yaralar düşmekten kaynaklıydı. Şuana kadar sadece üç kere vurulmuştu. Oda dağlarda değil, gizli görevde olduğu zamanlardaydı.
Yalnız Kurt olduğundan beri sabırlı olamadığı zamanlarda düşüp bir yerlerini çizdiriyordu. Ha bu yaralar öyle küçük sıyrıklar değildi. Bazen bir kayanın üstüne düşüyor ve sivri olan kısımları bacaklarını yada sırtını derin bir şekilde çiziyordu. Kendini iyileştirmeyi çok önceden öğrenmişti.
Aldığı eğitimlerle ruhuna ve bedenine yara almaması gerektiği öğretilmişti. O ruhuna yara almamayı başarıyordu fakat bedeni için aynı şey geçerli değildi elbette.
Kendine bir robot olmayı öğretmişti. Canı acımaz, sevgi hissetmez, korkmazdı. Merhamet duygusunu asker olduktan sonra bırakmıştı. Ailesiyle görüşemediği için soğuk olması gerektiğini yine çok önce öğrenmişti. Hayatın acımasız olduğunu asker olduktan sonra anlamış ve ona göre şekillendirmişti kendini. Dağlarda kimse merhamet etmeye değmezdi. Ve dağlardan başka yerde insan görmemişti. Hoş dağda ki şerefsizler insansa, diğerleri kimdi? Neydi?
Tek hayatı bu sarp kayalıklardı, tek amacı bu dağları kendi toprakları bellemiş itleri öldürmekti.
*^*^*^*^*^
Mühimmatı azaldığı için telsizi alıp olduğu konumdan uzaklaştı. Yeterince gittikten sonra kendini gizleyip telsizini aktif hale getirdi.
Belirlediği koordinatları Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığına ilettikten sonra gülümsedi. Bir kaç saate burda olurlardı.
Onlar gelene kadar çevre araştırması yapmaya girişmişti.
*^*^*^*^*^*^*^
Destek geldikten sonra helikopterin havalanıp, uzaklaşmasıyla gizlendiği yerden çıkıp paketlere yaklaştı. Hepsini sırtlanıp, bildiği yollardan mağarasına geri döndü. Paketleri tek tek açıp kenarı dizerken eline geçen kağıtla kaşlarını çattı.
Kağıdı okumasıyla buruşturup atması bir olmuştu. Daha burada ki işi bitmemişti. Hiçbir yere gidemezdi.
Son kalan kampı halletmeliydi fakat diğerlerinden daha zor olacaktı. Onun için uzun bir süre daha burada kalması gerekiyordu.
*^*^*^*^*^*^*^*^
25 Gün Sonra
Tüfeğiyle beraber kayalıkların arasına konuşladıktan sonra, kurduğu tuzaklardan birini hedef aldı.
"Cehennemde görüşürüz."
Fısıltısından sonra kurşunu ateşlemesi bir olmuştu. Kurduğu bombalar teker teker patlarken o oturmuş film izler gibi onları seyrediyordu. Kampta ki hareketlenmeyle tüfeğinin başına tekrar geçip kaçmaya çalışanları tek tek indirmeye başladı. İşte şimdi işi bitiyordu.
Bütün kargaşa bittikten sonra tüfeğini omzuna asıp koşarak kayalıklardan inmeye başladı. Ah evet işte bu acelesi yüzünden sürekli kendini yaralıyordu. Şimdi olduğu gibi.
Ayağı kaymış ve yürüyerek inmesi gereken kayaları, yuvarlanarak daha hızlısından inmişti. En sona ulaştığında önünde ki kocaman kayaya çarpmış ve kafasına darbe almasıyla durmuştu. Alnından akan kanı elinin tersiyle silip sapı kopan çantasının içini açtı. Eh 5 dakikada ineceği yolu 2 dakikada inerek kendine zaman kazandırmıştı. Buda bir şeydi sonuçta.
Çantasından bayrağı ve sopasını çıkardıktan sonra dikkatle açıp, sopayı geçirdi. Bayrağı belinde ki kemere geçirip, tüfeğiyle beraber dikkatli adımlarla hala alevler çıkan kampa girdi. Kimse yoktu. Herkes ölmüştü ve burası morgdan bile daha kalabalıktı. Resmen her yerde şerefsiz leşi vardı. Kimisinin bacağı kopmuş, kimisinin bedeni cayır cayır yanıyordu.
Onların bu haline sırıtıp, belinde ki bayrağı eline aldı. Herkesin görebileceği yete bayrağı dikip alandan ayrıldı. İşte şimdilik burada ki işi bitmişti. Artık geri dönebilirdi.
Nede olsa emir büyük yerden gelmişti.
*^*^*^*^*^*^*^*^*^