2.bölüm

2252 Words
Ariya,  babaannesinin ısrarıyla kız kardeşiyle beraber onun odasında yan yana aynı yatağa uzandılar. İkisi de gündüz ilgilenemedikleri telefonlarına gelen bildirimler ile uğraşırken Ariya ayağına değen soğuk ayak ile irkilerek ayağını geri çekti ve, ''ayağın buz gibiymiş, çeksene!'' diye uyarı da bulundu. Pişkince sırıtan Zerya '' bende ısıtmaya çalışıyorum abla seninkiler cayır cayır nedense?'' diye imayla konuşarak ablasına takıldı. Ariya' nın kaşları çatıldı ''Sen hep mi çok konuşurdun yoksa bugüne mi özel?'' Oflayan kız kardeşi, ''sana da şaka yapılmıyor Abla! Hem bu koca evde bizi aynı yatağa sığdırmayı nasıl başardılar?'' Elindeki telefonu yanına bırakan genç kız, dirseğinin üstünde yükselip elini başına yastık yaparken kardeşine döndü '' dışarıdan gelen misafirler var ya o yüzden ev kalabalık, sence bizi her yerde yatırırlar mı?'' '' of ya ! kendi evimizde bile mahkum gibiyim. Senle yatmak zorundayım ve konuşamıyorum bile.'' Kardeşini duymazdan gelen Ariya, çalan telefonuna baktı, arayan erkek arkadaşı idi. Başını geriye atıp baktı , Türkçe anlamayan babaannesini her ihtimale karşı kontrol ettikten sonra  açtı telefonunu.  ''Burhan! Bu saatte aramanı beklemiyordum.'' ''Sesini duymak istedim kurtarıcı meleğimin.'' Duydukları ile ağzı kulaklarına varan Ariya, '' melek olduğumu biliyorum da kurtarıcılık niye?'' diyerek  işi gırgıra vurdu. ''Sen olmasaydın, ben o yoklukta üniversiteyi bitiremezdim. Senin sayende tutumdum okula hele bu son sene yaptıklarını inkar edemem.'' ''Aramızda bunların lafı olmaz canım. Bir daha duymayayım lütfen.'' Ablasını dürten Zerya, romantikleşen konuşmalarına elindeki hayali kemanı çalarak dahil oldu. İki kardeş birbiri ile gülüşürken uyanan babaanne, '' yatın kızlar yeter bu kadar gürültü ettiğiniz. Kapatın o zıkkımları ışık gözümü alıyor!'' diye ikaz da bulunarak tekrar gözlerini kapatırken Ariya telefonunu yorganın altına aldı. Kızlar, babaannenin sözlerini  ikiletmeden yorganı başlarına çekerek uyuyor numarası yaptılar. &&&&& Zin, aklındaki fesat duyguları kocasına empoze etmek için en etkili silahını kullanmaya başladı. Gecenin karanlığında kocasına doğru ağır adımlarla yürürken adamın yüzü koyun yatmış olduğunu gördü. Tek dizini yatağın üzerine koyup adamın üzerine eğildi ve dudaklarını Agit' in kulağına değdirerek ''şeremın (aslanım), uyuduğunu söyleme sakın!'' diye konuştu. Duyduklarıyla gözlerini aralayan adam yüzünü karısına çevirdiğinde, üstünde gördüğü kırmızı dantelli cesur göğüs dekolteli saten gecelik ile gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu. Doğrulup yatak başlığına başını dayadı. Derin bir soluk alıp bıyığını düzeltti ve ''Bu ne hal? Niye giydin bunu?'' '' Senin için! Senden başka kimim var ki şeremın? Seni mutlu etmek  benim görevim.'' '' Tövbe de kadın cenaze evindeyiz!'' Dizlerinin üstünde yürüyerek adama iyice  yaklaşan Zin, '' biz yaşıyoruz, çocuklarımız yaşıyor...'' deyip adamın kulağına ıslak bir öpücük bıraktı. Kalp atışları hızlanan Agit, ''yine bir şey istiyorsan doğrudan söyle, yoksa erken uyanmam lazım!'' Kocasının kendisini bu kadar iyi tanıması Zin' i içten içe kızdırsa da başladığı oyunu öyle yada böyle bitirmeye niyetliydi. Numaradan yüzünü asıp adama arkasını dönerek ayağa kalkarken Agit, onu kendisine doğru çekip yatağa uzattı. Sıradan bir renk olan kahverengi, iri, büyüleyici gözlerinden gözlerini alamadan siyah, uzun saçlarını yana doğru eliyle taradı. Ak gerdanından öpmeye başlarken ''sadece biz varsak...'' derken karısı sözünü keserek; '' Bir sen varsın benim için. Gözümü açtım seni gördüm. Şeremın, ben amcanın kızı gibi iki adamı birden idare etmiyorum! '' Agit' in bakışları dondu, duyduklarıyla neye uğradığını şaşırdı . Alnı kırıştı, kaşları çatıldı, geri çekilirken ''ne demek iki adam ve amcamın kızı?'' diye Zin' in beklediği soruyu sordu. ''Herkese mavi boncuk dağıtıyor şeremın, hem Diyar' a ....'' ''Yat kadın,  sadece yat. Hatta  mümkünse bundan sonra hiç konuşma!'' Kardeşinin Ariya' ya karşı bir ilgisi olmadığı gibi Ariya' nın da ona karşı bir ilgisi olmadığını adı gibi biliyordu. Zin, kızarak yatakta kendi tarafına geçip sırtını adama döndü ve yattı. &&&&& Arjen, her zamanki gibi gün doğumu ile uyanmış, atı Arami' ye atladığı gibi ailesi uyanana kadar ekime hazırlanan tarlalarını kontrole çıkınca arkasından koşturan adamlarını her gün geri çevirmekten yorulmuştu artık. Kendisi at tepesinde dolanırken arkasında araba ile gelen adamlar hem gereksiz hem de komik geliyordu. Ama ne yaparsa yapsın, annesinin yoğun ısrarı sonucu babasının emriyle peşine takılan adamlar ardını boş bırakmamakta niyetliydi. Yakup kahya' ya dönerek ; ''kahya, bari sen gelme! Ayşe abla pişman edecek seni onu bırakıp bu saatte benimle geldiğin için.'' Utançla kafasını önüne eğen adam, ''aman ağam siz uyanıksanız bize uyku haramdır, Ayşe kahvaltıyı hazırlamaya koyulmuştur bile'' dedi ama çok ekmeklerini yemiş olsa da, içten içe uyku bilmeyen, kendi işini kendi gören, fazla gelenekçi olan bu adamı yadırgamadan da edemiyordu.  Arjen, duruşunu dikleştirerek ''öyle diyorsan öyle olsun kahya! Bugün tarla sınırına kadar gidip bakacağız!'' deyip topuklarıyla  ile ata her iki taraftan vurarak yola koyuldu. Söylenenle iki eli önünde birleşik olan adam, başını kaldırıp giden ağasının ardından bakarken kanlı tarlaya doğru  çoktan yol aldığını görmüş oldu. O da arabaya atlayıp peşine düştü tozu dumana katarak. Sınıra gelip duran Arjen, atının üstünde tüm heybetiyle dururken sadece fotoğraflardan tanıdığı amcasının vurulduğunu söyledikleri yere göz gezdirdi. Ardından arkasında biten Yakup' a dönerek; İşaret parmağıyla iki komşu tarlayı ayıran yeri işaret edip ''kahya tam şuraya kerpiçten bir oda yaptır bana. Çok büyük olmasın ama.'' Gözleri fal taşı gibi açılan adam, bir Arjen' e bir işaret ettiği yere baktı  ve '' ama babanız...'' deyince sert mizacı ile önüne geçen Arjen, ''ben yap diyorsam yapılacak kahya!'' dedi kendinden emin, otoriter bir ses tonuyla. Yakup' a söyleyecek laf kalmamıştı. O oda oraya yapılacaktı. Başını önüne saygıyla eğerek ''başım üstüne ağam!'' dedi. &&&&& Ariya ve kardeşi köy hayatına adapte olmakta zorlansalar da erken uyanmak zorunda olduklarının da bilincindeydiler. Yine de Ariya' yı esintili sonbahar gününde o saatte yatağından ayırmak oldukça güç oldu. Ailece çalışanlara kahvaltı için yardım ederlerken babaannelerinin, babası ve amcalarını bir odaya kapatıp baş başa konuşmaları onları meraka sürüklerken, Zin' i delirtmişti. Kadının büyük korkusu Halil amcasının buraya geri dönüp Agit' in yönetimindeki tarlaların yönetimini tekrar üstlenmesiydi. Yalnız hesaba katmadığı şey, dede Agit' in ölümüyle diğer mal varlıkları gibi tarlaların iki oğul arasında yeniden pay edileceğiydi. Yazo xanım, taziye için yeni gelen kimse olmadan oğullarını çağırdığı oda da sırtını duvardaki yastığa dayayıp bir bacağını öne doğru uzattı ve; ''Dün babanız öldü, yarın ben ölürüm hiç belli olmaz onun yapamadığını ben yapayım şimdiden...'' oğulları ikisi birden ''Allah geçinden versin ana '' dese de elini kaldırıp onları susturdu. ''...iki oğul üç kız kardeşsiniz. Tarlalar ikiniz arasında eşit pay edilecek. Kura çekeceğiz hangi tarla kime kısmetse artık. Evler ve arabalar beş pay olacak, isterseniz kız kardeşlerinize para verip üstünüze alın tapuları  isterseniz de istediklerini onların üstüne geçirin!'' Ahmet ağa anında itiraz ederek '' ana kızlara miras verildiği görülmemiştir bizde! '' dedi. ''Biliyorum oğlum biliyorum ama kız kardeşlerinizin de gönlünü hoş etseniz fena mı olur?'' Tamam der gibi salladılar başlarını her iki kardeş. Yaşlı kadın yeniden ağzını aralayarak '' ve sen Halil , artık köye dön! Kızların kocaman olmuş. Öyle kimsesiz gibi şehir de tek başına yaşadığınız yeter. Anladık evlenmiyorsun erkek çocukta istemiyorsun babanın gözü arkada kaldı bari benimkini bırakma!'' deyince Halil ağa, öne doğru çıkıp hemen annesinin elini öptü. Yazo xanım mutlukla başını salladığında, Ahmet ağa alışık olduğu düzen bozulacağı için hiç mutlu değildi. Odadan çıktıklarında meraklı gözlerle onları kapıda bekleyen aile üyelerine baktılar. Zeliha xanım, kocasına bakarken Halil ağa  eşi ile çocukları arasında göz gezdirip tamamen çocuklarına dönerek ''bundan sonra burada yaşayacağız!'' dedi her zaman ki itiraz kabul etmeyen tavrıyla. Ariya duyduğu ile kaskatı kesilirken, Zerya ''ama benim okulum ne olacak baba?'' ikisinin de alışık olduğu düzeni bırakmaya niyeti yoktu. ''Buradakiler okula gitmiyor mu kızım? Amca oğlun Berzan ile aynı okula gidersiniz'' diye anında çözüm önerisini ortaya atan Zeliha xanım mutlu olan tek kişiydi diyebiliriz. Kayınpederi erkek çocuğu olmadığı için zamanında kocasına çok baskı uygulamıştı ama kaynanası ile hiçbir sıkıntısı yoktu ve köyünü gerçekten çok özlemişti. &&&& Arjen, sabah turunu attıktan sonra evine döndüğünde kardeşi Zozan' ın avluda ip atladığını gördü. Büyük ahşap giriş kapısında durup onu izlerken annesinin elinde terlikle kardeşine taraf geldiğini fark edince annesine yapmaması için kaş göz etse de Emine xanımın, elindeki terlikle hiçbir şeyden haberi olmayan kızının poposuna şaplak indirmesi an meselesiydi. Arjen, adımlarını hızlandırarak ikisi arasına girmeyi düşünürken mutfaktan çay tepsisi ile çıkan Rojin,''tombul kelebek uç!'' diye bağırınca anneleri onun sesine dönerken olaya uyanan Zozan, yerinde durdu. Kendisine doğru gelen ağabeyinden mi yoksa annesinden mi kaçacağını hesaplarken gözüne çarpan terlikle avlunun içinde annesiyle köşe kapmaca oynamaya başladı. Aile üyeleri ve çalışanlar avluya üşüşüp kahkaha ile onları izlerken Arjen, annesine doğru gitti ''yeter anne çok yoruldun. Bırak o da sporunu yapsın'' dedi. '' Spor da neymiş? Zıplayıp duruyor aynı yerde, koca kız. Evin işini yapsa kendi zayıflar zaten!'' Zozan, ''anne! Ben işleri zaten yapıyorum bu ekstrası'' diye bağırdı avlunun diğer ucundan. Avdılla ağa gülerek onlara katıldığında ''Zozan, anan seni bahane ediyor'' deyiverdi. Emine xanım, kocasına doğru dönerek kaşlarını daha da çattı ve '' neye bahane ediyormuşum?'' Adam, elini kadının iyice yağ bağlayan göbeğine doğru uzatarak ''Son zamanlarda aldığın kilolar gözümüzden kaçmıyor. Aferin seninkinden de kaçmamış ki Zozan' ı bahane edip avluda koşturarak spor yaptın'' dedi esprili, sevecen mizacıyla. ''Ben beş çocuk doğurdum normal değil mi biraz göbeğimin olması?'' Arjen annesine gülümseyerek bakarken Rojin, ''anne doğruya doğru valla! babam manken gibi ama sen....'' diyerek başını olumsuz anlamda salladı. Kızına baktı ve'' Sen daha elindeki çayı taşıyamazken bana laf mı ediyorsun?'' terliği sallayıp etrafına göz gezdirerek '' eşek sıpaları de haydi gidin yapın kahvaltınızı arabayı bekletmeyin ! '' diye kızlarına uyarıda bulundu. Çalışanlara da dönüp '' sizlerde işinizin başına!'' dedi. Mem Arjen, annesini kolunun altına alarak salona doğru ilerlerken ''anne...'' dedi usulca ve ''Efendim kurban olduğum!'' diye yürekten cevap veren annesine '' babam haklı galiba, ama sakın dert etme biz seni böyle de severiz'' dedi içten gelen gülmesini bastırırken. Emine xanım biraz geri çekilip, başını eğdi kendine göz gezdirdi sonra elinde ki terliği oğluna doğru sallayarak '' senin karını da göreceğiz Arjen efendi!'' Arjen, ağır ağır başını salladı'' Ben onu her haliyle severim anne, sen merak etme !'' deyince Emine xanımın kafasında yeşil bir ampul yandı. Yoksa oğlunun aşık olduğu bir kız mı vardı? Heyecanla elleri titreyerek oğluna iyice yaklaştı. Ve yüzünü okşarken ''kim bu kız oğlum?'' diye sordu. Afallayan Arjen, yüzünü okşayan terliği annesinden alarak '' yok kimse anne, olunca severim herhalde! Onu kastettim'' dedi. Ne Arjen' i evlendirme meraklısı bir aileydi bu böyle? Zozan, odadan kafasını çıkarıp '' anne, babam diyor ki kapı önü muhabbetleri bittiyse kahvaltıya teşrif etsinler.''  Arjen, kardeşinin seslenmesiyle derin bir nefes aldı aksi halde annesinin sorgulayan bakışlarından kurtulamazdı.  Annesine eliyle yolu göstererek önden yolladı, kendi de peşine düştü. Önceki günün aksine mutlu ve huzurlu bir kahvaltı geçiren ailenin kadınları birer birer işlerine dağılırken Arjen ve babası avludaki sedirde kahvelerini içmek üzere avluya çıktılar. Avdılla ağa oğluna dönerek, ''oğul, bugün senle taziyeye uğrayalım.'' Genç adam babasına, ''Agit ağanın taziyesine mi?'' diye sordu inanamayarak. ''Evet oğlum, gitmemize bir engel yok, birbirimizi sevmesek de barıştık biz ele güne karşı yarım saatte olsa uğramak icap eder.'' ''Nasıl istersen baba ama ablam bu işten hiç hoşlanmayacak!'' ''Onun babası benim ağabeyimdi, çocukluğumdu. Eğriyi doğruyu benden daha mı iyi bilecek o?'' &&&&& Ariya o gün en huzursuz gününü yaşıyordu. Dedesinin ölümü bile, köye temelli dönüş kadar kötü etkilememişti genç kızı. Yılların alışkanlığı, özgürlüğü -anne ve babasının katı kurallarını aynen yaşattığı özgürlük- hepsi bir anda yok olmuştu. Yeniden sınava hazırlanma, çalışma hayalleri en kötüsü de Burhan... Onu artık göremeyecek miydi? Dedesinin helvası kavrulurken başında bulunduğu kazanların yanından ayrılıp kuytu bir köşe de telefonu eline aldı ve sevgilisine kendisi için acı sayılan haberi vermeye karar verdi. Telefon açılır açılmaz endişe dolu sesiyle ''Burhan!'' dedi. Keyfi yerinde olan genç adam arkadaşlarıyla oturduğu kafe de, telefonu otuz iki dişi görünür bir şekilde eline alırken gördüğü isimle gülüşü farkında olmadan solsa da ''efendim canım'' diye cevap verdi sesi kötü şeylerin habercisi olan genç kıza. ''Burhan, babam artık köyde yaşayacağımızı söyledi. Bir çözüm bulamazsak tümden birbirimizi kaybedebiliriz.'' Genç adam , ''Takma kafana canım, daha büyük sorunumuz var. Yarın yerleştirme sonuçları açıklanacak. Bakalım nereye verdiler beni?'' diye sadece kendisi için endişelenirken karşısındaki genç kızın halini düşünmüyordu. Kendisinden önce çevresini düşünen temiz kalpli Ariya, yine kendi derdini bırakıp Burhan için dua etmeye koyuldu. Gözleri kapalı, kafasını yukarı doğru kaldırmışken yanına gelen Zin ,'' sevdiğinden ayrı kalmak zordur. Bilirim!'' dedi güven uyandırmaya çalışan bir ses tonuyla. Ariya şaşkınlığını ve endişesini gizlemeden karşısındaki kadının yüzünü inceleyip bir şey duyup duymadığını anlamaya çalışırken, ''sen neden bahsediyorsun yenge?'' diye sorduğunda  kelimeler ağzından zar zor dökülüyordu. Zin, ''Ne dediğim ortada! Sen okumuş etmiş kızsın köy yerinde kalamazsın öyle. Sevdiğine kaç!'' dedi dostane hareketleri ile. Genç kız, kendini zor da olsa toparladı. Her ne olursa olsun sonunun ölüm olduğunu bildiği işe ne kendini ne Burhan'ı sürükleyebilirdi. Sevgilisinin sevgisinden ne kadar emin olsa da, Burhan' a kaçarak ne soyunun adını ne de babasının adını böyle bir şeyle lekeleyecek kadar aptal olmadığından da kesinlikle emindi. ''Yenge, öyle biri yok. Olsaydı da adabınca isteyince de evlenebilirdik! Babam yok derse de yoktur, evlenmem bir ömür yine de kaçmam! Sen adımızın böyle bir olayla yan yana bile anılmayacağını bilmez misin? Yedi üniversite de okusam ben Halil ağanın kızı Ariya' yım '' dedi üstüne basa basa. Zin, yine fena bir duvara toslamıştı. Ama yine de pes etmeyecekti! Ariya 'ya gülümseyen gözlerle baksa da 'küçük aptal! Şimdi de namus kumkuması kesildi başımıza. Ben senin ne mal olduğunu bilmiyor muyum orospu?' diye içinden geçirdi. Bir hışım yengesinin yanından ayrılan Ariya sinirle tekrar helva kazanının başına geçti. Tabakları teker teker erkeklere uzatan kadınların elinden aldı. Babasının bir adım arkasından ağır adımlarla yürüyen Arjen, bir an duraksayarak arı gibi çalışan insanlara bakındı. Derin bir nefes aldı başını kaldırıp önüne baktığında ise kendilerini karşılamak için ayağa kalkan taziye sahipleri ile babasının tokalaştığını gördü tam babasına doğru adımını atarken göğsüne doğru savrulan helva tabağı ile duraksadı. Tabaktan yukarıya doğru elin sahibine ifadesiz bir yüzle bakarken kızın ceylan gibi gözlerinde takılı kaldı bakışları. Karşısındakini içine çeken derin ve öfkeli bakışlarda kaybolmuşken '' alsana şu tabağı akşama kadar seni mi bekleyeceğiz?'' diyen sesle kaşları çatıldı. Tabağı alıp almamak arasında kalmışken arkasından koşturan adamın ''Ariya!'' diyen uyarı dolu sesiyle ikisi de ona döndü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD