Agit koşar adımlarla, Ariya' ya öldürücü bakışlarını ata ata, yanlarına yaklaştı ve elindeki tabağı göğsüne doğru ittirdi .Arjen' e taraf çevirdi bedenini ''ağa buyur içeri geçelim. Kusuruna bakmayın!'' dedi mahcup bir şekilde.
Arjen, belli belirsiz başını salladı önemli olmadığını belli eden bir tavır sergileyerek Agit ile tokalaştı. Toplanan kalabalık etraflarını sararken Agit' in baş hareketiyle bir anda herkes işine dağıldı. Biri hariç! Abdullah ağa arkasına dönüp gelmeyen oğluna baktı, gülümsediğini görünce rahat bir nefes aldı.
Ev sahipleri ayakta karşılayıp teker teker selamlaştılar. Baş köşeye oturttukları misafirlerine sırasıyla çay, mırra (acı kahve) ve sigara ikram ettiler. Bir süre sonra önüne helva tabağı gelen Arjen, herkes ellerini semaya açmış Fatiha suresini okurken istem dışı gülümsedi. Abdullah ağa normal de sert mizacı ile ünlü oğlunu gülümseten şeyi merak etse de ne yeri ne zamanı idi sormanın. Arjen' i hafifçe dürterek kendine getirdi.
Kapıda bekleyen Diyar, misafirlerini içeri gönderdikten sonra Ariya' ya doğru hırsla yürüdü ve avlunun dışında bir kenara çekerek '' sen ne yaptığını sanıyorsun?'' diye sordu.
Hala sinirleri yatışmamış olan Ariya da aynı sinirli tavırla ''ne yapmışım Diyar? Ne oldu?''
'' Ne oldu diye soruyor musun bir de? o kimdi biliyor musun sen?''
Tartışmaya başlayan ikiliye kardeşleri Berzan ve Zerya da yanına gelerek katıldılar.
Ariya, kaşlarını çatıp ''Ne bileyim kimdi? Geldi önümde durdu çalışan sandım, helva uzattım sadece. Ne diye orada duruyordu ki o da, öbür taraftan girmesi gerekirdi!'' dedi haklılığını göstermek istercesine.
Zerya, dayanamayarak olaya müdahil oldu ''abla sen ne diyorsun hem yakışıklılığı hem kılık kıyafetiyle adam tam bir ağaydı. O asil yürüyüşü de mi görmedin?''
Berzan, duydukları ile gözlerini kocaman açtı ''dotmam , ağzındaki salyayı temizle. Ağzının suyu aktı. Sıradan bir adam işte ablam haklı iyi yaptın abla!''
Diyar atışan ikiliye bakıp kardeşinin dedikleri ile kardeşinin ensesine bir şaplak indirdi '' lan sıkmayın canımı , git bak içeride eksik gedik var mı? illa rezil edecekler bizi.''
Berzan, ''Tamam be keko (ağabey) ama Zerya da içeri geçsin!'' dedi.
Diyar, kardeşine gözlerini devirdikten sonra etrafını süzen Ariya' ya yeniden yöneldi ''eline, koluna ve o diline mukayyet ol!'' diye uyarıda bulundu.
''Aman be ağzının lafını bilmeyen onca kişi var bu evde! Bir yanlış anlamamı ne çok abarttınız?''
İşaret parmağını Ariya' ya uzatan Diyar, ''öyle gözlerini belerterek bakma bana! Sonra hemen git kadınların tarafıyla ilgilen!'' dedi.
Oflayan Ariya, ''tamam be anladık'' deyip oradan ayrıldı.
Kuzenler tartışmalarını sonuçlandırana kadar gelen misafirleri ayaklanmışlardı bile. Arjen, odadan dışarı çıkarken gözleri helvacı güzelini aradı ama bulamadı. Arkasındaki kalabalık grupla avlunun büyük giriş kapısından çıkarken içeriye kuzeni Diyar' ın arkasından giren kızın burnundan solmuş olduğunu görmesi bile gözlerinin ışıldamasına engel olmadı. Adını öğrenmişti ama Diyar ile olan ilişkisini bilmemesi aklını bulandırmıştı. Rüzgar hızı ile yanından geçen kıza etrafına belli etmeyecek şekilde hafifçe dönüp bakarken gözlerinin babasıyla kesişmesi ile utanarak bakışlarını yere çevirdi.
&&&&&
Ahmet ağa ve Halil ağa gecenin geç saatlerinde misafirlerin hepsi evlerine çekilince ellerine gün boyunca sayamadıkları kadar içtikleri çay bardaklarından yeniden alarak odadan dışarı çıkıp dolaşırken rahat birer nefes almaya çalıştılar.
Ahmet ağa birden bire kardeşine dönerek '' sana bir iki şey söyleyeceğim lafımı bölmeden dinle. Bak bıra (kardeş) yıllardır burada yoksun!'' Halil ağa başıyla onayladı ağabeyinin dediklerini.
Konuşmasına devam eden Ahmet ağa '' anamın dediği olmaz! Yıllardır buradayım, çocuklarımla canımızı dişimize taktık çalıştık. Babamın kahrını da ben çektim...''
''Ne demek istiyorsun ağabey? Açık konuş.''
Lafı dolandırmanın anlamı olmadığını anlayan Ahmet ağa doğrudan, ''Demem o ki kura falan olmayacak, yukarıdaki tarlalar senin aşağıdakiler benim!''
''Düpedüz haksızlık olur bu bana ve çocuklarıma! Bari dikey bölseydin.''
''Sen üç kadını peşinden sürükleyip şehre kaçarken bize sordun mu?''
''kura olacak ağabey hakkım bu inkar edemezsin. Senin birikimlerine karışmıyorum ki! Yıllarca benim payımı da kendi adına çalıştırdığını bilmiyor muyum?''
''Başında durup sen işletseydin!''
''Allah' tan kork ağabey yazın kurak su yok, kışın ise ya don ya sel vuruyor o tarlalara ne yetiştirilir orada?''
''Orasını da sen düşün! Hem zaten eninde sonunda o tarlalar da benim çocuklarıma kalacak.''
İyice öfkelenen Halil ağa elindeki çayı yere dökerek '' o ne demek oluyor? Kızlarımın hakkı nasıl senin çocuklarına kalıyor?''
''Seninkiler kız çocuğu tarlaları damatlara yediremeyiz. Ha, dersen ki kızlarımı oğullarına vereyim belki öylece tarlalar elinizde kalır.''
Sıkıntıyla seslice nefesini dışarı salan Halil ağa ''Ya evlenmek istemezlerse zorla mı vereceğim oğullarına? Seni görüp üç oğul veren Allah, benim erkek çocuklarımı bebekken yanına alıp kızları sağ bırakırken beni görmüyor muydu?''
Eliyle kardeşinin sırtına hafifçe vuran Ahmet ağa, '' bunlar hayatımızın gerçekleri bıra! İyi düşün kararını ver. Bana kalırsa vakit kaybetmeden Ariya' yı Diyar' a söz keseriz.''
&&&&&
Avdılla ağa yatak odasına girdiğinde eşi Emine xanımın erkenden yatakta olduğunu gördü. pijamalarını bile vermeden kıçını devirip yatan kadınının başında dikildi.
''Hayırdır hasta falan mısın?''
Sorusu askıda kaldı. Kadın yattığı yerden omuz silkti.
''Eğer iyiysen niye sabahtan beri buradasın ve niye pijamalarımı çıkarmadın?''
Tavırlı olduğunu belli eden bir eda ile konuşan Emine xanım '' ben şişkoyum ya yerimden kalkıp veremem'' deyince kocasını bir gülme tuttu. Yaşını başını almış kadın trip atıyordu. Kadın her yaşta kadındı demek ki!
''Aman Emine sen ona mı takıldın? Ben şaka yaptım Zozan alınmasın diye. ''
''Yok yok Arjen bile kilo almışsın dediyse bu işin şakası yoktur. ''
Yatağın kendine ait olan kısmına çöken Avdılla ağa, ''kilo aldıysan aldın kadınlıktan da istifa etmedin ya kadın! Uzatmadan pijamalarımı getir. Torun torba sahibi kadınsın yakışmıyor bu haller sana.''
Duyduklarıyla kocasına dönerek yatakta oturur pozisyona geçen Emine xanım ''Arjen' imin çocukları olmadan ben yaşlı saymam kendimi bilesin.''
Elinin tersini havada sağa sola sallayan ağa ''ohoo sen daha gepegenç salınırsın buralarda desene.''
Kaşları iyice çatılan kadın ''Senin oğlunu evlendirmeye niyetin yok galiba. ''
Başı önüne düşen adam ''Karışma çocuğa biraz hayatını yaşasın'' diye mırıldandı.
Dediklerini duymasa da adamın aklını okuyan Emine xanım '' sen Senem' i verirken de böyle yaptın. Bak sen erken evlendin büyük sorumluluk aldın. Ben senden razıyım Allah da senden razı olsun. Hiçbir şikayetim de yok senden yana. Ama Arjen' in durumu seninle bir değil yirmi yedi yaşına girecek neredeyse artık vaktidir derim. Sen de düşün.''
Ağır ağır kafasını sallayan ağa ''tamam ama Arjen kimi isterse onu alacağız. Zorlama yok.''
Neşesi yerine gelen kadın kırgınlığını unutup ''sen hiç merak etme. Ona okumuş ama aynı zamanda köklerine bağlı ev işinden anlayan güzeller güzeli bir dilber bulacağım. Bizim Ayşe' ye çıtlatayım yeter ondan sonra tüm cıvar köyler duyar sıra sıra kapımıza kızlar dizilir'' diye şakıdı. Kalkıp kocasının pijamalarını çıkardı varak aynalı dolaptan.
Avdılla ağa karısının kırgınlığını unuttuğunu görünce huzurla yatağına uzandı. Acaba oğlunu ve kriterlerini taşıyabilecek bir kız bulabilecek miydi?
Arjen ise taziyeden sonra akşama doğru babasından ayrılıp arkadaşlarıyla zaman zaman toplandıkları büyük köy meclisinin toplantı odasına gitti. Bu dikdörtgen uzanan, yerde acem halıları üstüne dizilmiş minderler, beyaz kanaviçeli yastıklar barındıran ve eski duvar halılarıyla süslenmiş, otantik döşenmiş oda da kimi zaman sazlı sözlü muhabbetler edilirken kimi zamanda önemli olaylarda fikir alışverişleri yapıyorlardı.
Arjen, odanın başköşesine kuruldu ve etrafına toplanan arkadaşları ile koyu bir muhabbete dalmışken sazbendlerin ( saz çalıp şarkı söyleyen) başlattığı Dewreş 'e Evdi ( Dewreş ile Adul' un aşkı) destanı ile gözlerini kapatıp kendini farklı bir alemde buldu bir an ve hayale daldı. Rüzgarda koşturan Arami' nin terkisinde uzun elbise ve uzun dalgalı saçları atın her hareketinde yeleleri ile ahenkli dansı gözlere şenlik kızın, silueti tam karşısındaydı. Elini uzatsa belki de tutabilirdi.
Ama Önünde eğilip duran gevendenin ( düğünde davul-zurna çalan, toplantılarda- taziyelerde çay kahve dağıtan kişi) uzattığı mırra fincanını hissetmesi ile kızın kim olduğunu tam anlamadan gözlerini aralayıp iç çekti ve adamın elindeki fincanı aldı. Her zaman dinlediği bildiği destan neler hissettirmişti bugün böyle?
Arkadaşı Mustafa' nın ona dönüp;
''Hayırdır bıra? Aşık gibi kendi kendine gülerek ne hülyalara daldın öyle?''
Genç adam, ''Gülerek mi? ben mi?'' diye sordu şaşkınlıkla.
''Evet bıra sen? Kim bu aklını başından alan kız tanıyor muyuz?'' derken etrafına göz gezdirip diğer dostlarından destek aradı.
Mehmet hemen atılarak, '' ben aşık adamı gözünden anlarım! Sen de var bir haller.''
İşaret parmağını yavaşça aşağı yukarı hareket ettirip bıyığıyla oynayan Arjen, ''Mehmet bıra, aşk bir tek sana yakışır! Kendim de dahil, kimse de senin gibi duramaz?'' deyip kendini kurtararak gönül yarası olan dostuna getirdi lafı. Yoksa ne yaparsa yapsın aşık olmadığına kimseyi inandıramazdı. İnandırmakla da uğraşmak istemezdi zaten olmayan bir şeye.
Mehmet derin bir iç çekip '' vermiyorlar zalımın ağabeyleri?'' diye derdini döktü.
''Vermiyorlarsa kaçın sizde bıra. Kaç yıldır gözümüzün önünde eridin bittin dotmam (amca kızı) aşkından '' deyiverdi Arjen.
''Kaçmak mı? Olur mu ki bıra, sonra ne yapacağız?''
''Kız razı, babası razı! Ağabeyleri de el mecbur razı olurlar'' bütün arkadaşları ağız birliği yapmış gibi hep biz ağızdan Arjen' e destek çıktılar.
Yine de endişelenmeden edemeyen Mehmet, ''Amcama bu kötülüğü nasıl edeyim ben? ''
Arkasına iyice yaslanan Arjen, ''bu iş bundan sonra bende seninle birebir bir plan yapmamız gerek!'' deyip arkadaşına güven veren bir ses tonuyla konuştu.
&&&&&
Zin' in iki gündür söylediklerine anlam yükleyemeyen Ariya sabahı zor etti. Bu kadın kendisinden ne istiyor olabilirdi? Eğer ondan önce birine anlatırsa biterdi Ariya. Burhan' dan bir haber çıksa da durumlarını annesine çıtlatabilseydi artık. Belki o zaman bu vicdan yükünden kurtulabilirdi. Bir yıldan fazladır sevgililerdi ve bunu kardeşi dışında kimsenin bilmemesi, kendisi işin aslını bilse bile, kötü bir şekilde yargılanmasına sebep olacaktı. Erkenden yataktan çıkıp herkesi şaşırtacak bir maharetle hem etrafın toplanmasına hem de kahvaltının kurulmasına yardım etti. Kendisini yanına çağıran babaannesinin yanına diz çökerek oturdu.
''Çok yordun kızım kendini, biraz dinlen. Mayan iyi, aferin belli ettin kimin soyundan olduğunu.''
''Sağ ol ana Yazo. Senin torununum olacak o kadar!''
Memnuniyetle gülümseyen Yazo xanım, ''Benim soyuma benim soyumdan biri yakışır ancak.''
Babaannesini anlamayan Ariya, gözlerini kısarak yaşlı kadının yüzünü inceledi fakat yine anlamadı '' ne demek istiyorsun ana Yazo?'' diye sordu.
''Zamanı gelsin, şu kalabalık dağılsın anan baban sana anlatır.''
Ariya, biraz ötesinde yengesiyle muhabbet eden annesine bir bakış attı. Annesi omuzlarını silkerek olayı bilmediğini ifade etti. Genç kız, fazla irdelemeden sevgilisinden gelecek müjdeli haberi beklemeye koyuldu. Neyse ki çok beklemesine gerek kalmadan beklediği telefon geldi.
''Evet Burhan sonuç?'' diye heyecanla soran Ariya hal hatır sorma işlemini es geçmişti.
Sıkıntıyla nefesini dışarı salan genç adam '' sonuç berbat ne umduk ne bulduk?'' dedi.
''Sakın olmadı deme.''
''Doğuya verdiler beni, birkaç güne yanında olurum'' dedi buz gibi sesiyle.
Sevinçten şaşkına dönen Ariya, beklediği umut dolu haberi almıştı sonunda her şey istediği gibi oluyordu galiba iş bu taziye olayı bitimine kalmıştı.
''Çok sevindim canım. Neyse ki yöreyi tanıyan birilerini tanıyorsun'' dedi şakayla karışık.
''Öyle! Baban ağa sen de çocuğusun değil mi? Her halde bir konağınız vardır orada. Bir tane de bana ayarlarsın artık.''
Şaka yaptığını sanan Ariya, gülümseyerek ''O kadar da uzun boylu değil canım'' dedi.
&&&&&
Berzan, avlunun bir köşesin de çömelmiş, kol dirseklerini dizlerinin üstüne koyarak az ötesinde dolanan Zerya' yı izliyordu. Gidişi, gelişi, gülüşü, salınışı her şeyi güzel olabilir miydi bir insanın? Olabiliyordu demek ki.
Esmerdi, öyle çok boylu poslu bir kız değildi ama kaşı, gözü, dudağı hele ki burnu sanki özenle çizilmiş bir tabloyu andırıyordu. Ya saçları? Onlar için sadece saatlerce konuşabilir yüzlerce mısra dizebilirdi. Sadece o sivri ve alaycı dili yok mu? Ah o dil! İnsanda bazen çekip koparma isteği uyandırsa da Berzan' a o bile çekici geliyordu. Derin bir iç çekip dizinden desteklediği eli ile yüzünü kendi avucuna aldı yeniden seyre daldı genç kızı.
Kendisi yaşının aksine boylu poslu kudretli bir yapıya, kömür karasını andıran gözlere ve kaşlara karizmasına karizma katan hafif kemerli bir buruna sahipti. Gel gör ki amca kızı bunu fark edemiyordu?
Yan taraftan elinde malzemelerle gelen Diyar ağabeyi ayağına bir tekme atıp '' kimse mi kalmadı lan? Zerya' yı mı kesiyorsun gevad?''
Kendini hemen toparlayan Berzan, dışarıdan bu kadar belli ettiğini bilmiyordu '' yok keko olur mu hiç? Dalmışım öyle.''
''Dalmışmış! kalk bir işin ucundan tut'' diye uyarıda bulundu ağabeyi. oflaya puflaya ayağa kalktı ve oradan ayrıldı genç adam. Sevda yükü şimdiden ağır gelmişti omuzlarına...