Mihriban...

3350 Words
Bazı adamlar sevdiği kadını mezara koyduğunu sansa bile ne eli,ne gözü ne de yüreği başka bir kadına dokunmaz.Mirza için sevdiği kadının saçlarının her bir teli, Mihriban türküsünün her notasına sinmiş bir ömürlük yemindir.” .... Leyal derince yutkunurken ,sesi içine kaçtı. Yakalanmış bir hüviyetle bakıyordu kara gözlere "Şey..."diyerek biraz zaman kazanıp vereceği cevabı hızlıca düşündü. "Aslında benim için hiçbir önemi yok.Sadece çocukluktan kalma aptalca bir bağımlılık.Toka yanımda olmazsa başıma kötü bir şey gelecekmiş gibi korkuyorum."dedi,tek düze bir sesle. Sonrasında kara gözlere bakarak devam etti: "Beni güvende hissettiren bir can simidi gibi.Buradan postalandığımda devasa yalnızlığım yüzünden çocuk aklımla beni koruduğuna kendimi inandırdım.Fazla anlam yüklediğimi anladığımda ise artık çok geçti.Bunun için terapi aldım.Çocukluğumda yaşadığım kaybetme korkusu beni tokaya bağımlı hâle getirmiş. Yani bağlanma bozukluğu gelişmiş.Aslında toka bana zarar veriyor.Bir gün kurtulacağım bu tokadan, kendi ellerimle kırıp çöpe atacağım." Aslında bir nevi doğruları söylemişti. "İnsan hiçbir şeye hastalık derecesinde bağlanmamalı,o zaman onun kölesi olur.Bence de kurtulmalısın o tokadan."dedi,Cihat Mirza tek kaşını kaldırarak. "Tokayı boş verelim.Bana söz vermeni istiyorum."dedi,Leyal. "Ne sözü verecekmişim?"dedi,Mirza merakla. "Babaannen ve aramdaki meseleye karışmayacaksın.Eğer sen beni savunursan korunmaya muhtaç ve aciz olduğumu zanneder ve daha çok saldırır.Ben onunla kendim mücadele etmek istiyorum." "Onu yapacağım tek bir şeyle durdururum.Sana bir daha karışamaz.Karışmamam konusunda emin misin?Ayrıca bu konu sadece seninle ilgili değil.Ben bu evde bir şey söylemişsem hiç kimse o sözün üstüne söz söyleyemez ve o söze aykırı eylemde bulunamaz." "Evet eminim, karışmanı istemiyorum.O bana ne yaparsa yapsın kendim üstesinden gelirim.Ondan korktuğumu,sana şikayet ettiğimi falan düşünmesini istemiyorum.Kendim olarak kendi dik duruşumla var olmak istiyorum.Sürekli senin gölgende yaşayamam.Bu onu daha da güçlü kılar. Ayrıca bu mesele benimle ilgili." "Meselenin seninle ilgili olması doğrudan benimle ilgili demek." "Neden peki?" "Ben bu konağın da bu topraklarında Ağasıyım.Bu şehirde ve bu avluda geçen her sözden mesulüm. Kimse sözümü çiğneyemez. Hele ki haksızlık varsa susamam.O haksızlık bir kadına ise hiç susamam.İlkelerimden vazgeçemem!" "Hakkını savunmak istediğiniz kadın sizden bir ricada bulunuyor Ağam.Kadınların ayakları üzerinde durmasını istemiyor musunuz?O zaman kendim olmama fırsat ver.Bu dünyadaki en büyük mücadele insanın kendisi olmak için çabalamasıdır.O "tarihi geçmiş ürün" bir kadın olduğu hâlde hem cinslerini fütursuzca aşağılayabiliyorsa durum çok vahim demektir. Anlaşılan buradaki kadınlar dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi horlanmayı ve erkek hegemonyasına boyun eğmeyi bir görev belki de kutsal bir vecibe olarak görüyorlar.Bu düşünceyle savaşmak için işe en yakınımdaki Rukoş'dan başlamak istiyorum." "Tarihi geçmiş ürün ve Rukoş mu?"dedi,Mirza gülmemek için dudağını ısırarak. "Evet tarihi geçmiş ürün.Ruhunun,düşüncelerinin her şeyinin tarihi geçmiş,sadece kötülüğü taze kalmış."dedi,Leyal ciddiyetle. "Tamam söz veriyorum aranızdaki meseleye karışmayacağım.Hadi elini yüzünü yıka gidiyoruz."dedi, Mirza. "Nereye gidiyoruz?" "Yemek yemeye gidiyoruz." Leyal'in yüzüne memnun bir ifade yayıldı. "Tamam ama beni yemeğe çıkarmak için güzel bir şekilde ikna et."dedi. "İkna etmeme gerek yok gelmeye mecbursun çünkü." "O ne demek o?" "Sözlerimle ayar verememi engellediğin babaanneme hareketlerimle ayar vereceğim demek." "İkna olmadım."dedi,Leyal alaycı bir tınıyla. "Beş saniyen var elini yüzünü yıkayıp gel!"dedi, Mirza. Leyal umursamazca bakıyordu. Mirza'nın yüzü birden değişti.Ne bir tebessüm vardı yüzünde, ne de gereksiz bir mimik. Kaşlarının arasındaki belirginleşen çizgi, zamanla kazanılmış bir ciddiyetin ve tahammülsüzlüğün iziydi. Göz bebekleri, bir karar vericinin, her sözüne itaat bekleyen birinin ifadesini taşıyordu.Sessizliği bile dehşet bir komut gibiydi Kara gözleri iyice karanlığa büründüğünde ,Leyal tırsarak geri geri yürümeye başladı ve "İmdattt!"diyerek lavaboya koştu. "Bak nasıl ikna oldun."dedi, Mirza ciddiyetini bozmadan.Telelefonunu eline alıp asistanından Kale restoranın teras kısmını tamamen rezerve etmesini istedi. Leyal elini yüzünü yıkadı,saçının örgüsünü açıp hızlı hızlı taradı.Çantasını eline alıp odaya döndü. Gözleri, kızın saçlarından oyalanan Mirza "Gidelim."dedi. Salona indiklerinde Dilda hala ve Seçil gelmiş Civan onlara hararetli hararetli olup biteni anlatıyordu.Onlara doğru yürümeye başladıklarında birinci katın merdiven başındaki Ruken Hanım "Mirza!"diye bağırdı. Bir anda herkes kendine baktı. "Mirza bu gız odamı daşladı,konagı daşladı,az daha gafam yarılıcılıydı.Hemen defolup getsin!"diye bağırdı Ruken Hanım. Mirza önce Leyal'in gözlerine baktı.Sonrasında delici bakışlarını keskin bir kararlılıkla Ruken Hanım'ın gözlerine dikti.Mirza ile göz göze gelmek, sıradan bir bakışma değil; sanki sorguya çekilmek gibiydi.Daha konuşmadan gözleri ile kurduğu baskıyla ürperen Ruken hanım çekingen bir şekilde başını geriye doğru çekti. "Babaanne,Leyal'in bir suçu yok!Beni arayıp 'CANIM SIKILIYOR' dedi.Ben de o zaman konağı taşla, bakalım benim odamın camını kırabilecek misin,çok eğlenceli olur dedim.Kuzenim, can sıkıntısını giderirken,senin odanın camı da arada kaynamış.İsteyerek yapmamış,abartacak bir şey yok yani Rukoş!"dedi, ciddiyetle. "Eve geldiğimde nedense can sıkıntısının hâlâ geçmediğini gördüm.O yüzden kendisini yemeğe götürüyorum."dedi,ğneleyici bir tonlamayla. Rukoş sözüyle şaşkınca birbirine bakan Dilda hala,Seçil ve Civan kahkahalarını daha fazla tutamadılar Civan ve Seçil gülmekten kırılarak kendilerini koltuğa attı.Dilda hala da içten içe kıkırdayarak yanlarına oturdu.Ruken Hanım'dan epeyce uzaktalardı o yüzden güldüklerini anlayamıyordu.Ama Mirza'nın sözlerine çok bozulmuş asık bir suratla merdivenlere doğru yürüyordu.Öldürecekmiş gibi Leyal'e baktığında "O uğur..."derken,Mirza hızla araya girdi. "Haklısın babaanne konağımızın UĞUR'una Mardin'i gezdireyim özlemiştir."diyerek Leyal'in elini kararlı şekilde tuttu ve gözleri hızla birbirini buldu.Elleri yıllar sonra ilk defa buluşuyordu.Parmak uçları birbirine dokunduğunda kalpleri aynı anda hızlandı; sanki tüm duyguları o anın içine sıkıştı. Mirza parmaklarını okşar gibi sürterek Leyal'in zarif parmaklarına kenetledi ve kenetlenmiş ellerini yukarı kadırıp "Görüşürüz."dedi. Sultan Ruken Hanım burnundan solumaya başladı. Kardeşleri ve halasının önünden geçen Mirza uyarı dolu keskin bakışlarıyla üçünü de taradı.Bakışlarında ölçen, biçen ve tek kelime etmeden yön veren bir güç vardı.Duruşuyla birlikte bu otoriter bakış,onların üzerinde bir hiyerarşi kuruyordu.Mirza'ın göz bebeklerinde emir vermeye alışkın bir adamın hâkimiyeti vardı. Üçü de ürpererek irkilirken, bir anda sus pus oluverdiler ve sesizlik bile Mirza'ya saygı duruşuna geçti.Mirza'nın bakışlarındaki "Babaannemi sadece ben dalgaya alabilirim" cümlesini açık seçik okuyabiliyorlardı.Üçü de sessizce gözlerini kaçırdı. Leyal'in gözleri, kenetlenmiş elleri ve Mirza'nın bakışları arasında mekik dokuyordu. "Adama bak gözleriyle herkese ayar veriyor.Tek kelime etmeden sadece bakışlarıyla herkesi hizaya sokuyor ve her bakışının manası başka."diye düşündü.Mirza'nın arkasından yürüyordu.Mirza bırakmadığı elinden çektiği gibi hizasına getirdi."Arkamda değil YANIMDA yürü."dedi,imalı şekilde.Konaktan çıkıp arabaya geçtiler. Sultan Ruken Hanım koltukların yanına geldiğinde "Dil altı hapımı getirin."deyip savaşta yenilmiş bir nefer gibi kendini koltuğa attı. "Ben getiririm Rukoşum."dedi,Civan kahkaha atarak. "Civan!"diye bağıran Ruken Hanım bastonunu,onun totosuna geçirdi. "Ah!"diye sıçrayan Civan gülerek ilaçları almaya gitti. Dilda hala ve Seçil'de kıkırdıyordu. "Ağam da Ağam taktı kızı koluna gezmeye götürdü.Bir şey dikkatimi çekti acayip yakışıyorlarrr!"dedi,Dilda hala. "Ayyy bence de çok yakışıyorlar.Çocukluktan beri abimin Leyal'e farklı bir ilgisi vardı değil mi?"dedi,Seçil. "Vardı ya ,hiç kıyamazdı Leyal'e."dedi, Dilda hala. Cinleri tepesinde halay çeken Ruken Hanım "Kesin şu saçmalıgı!"diye bağırdı. "O gız asla benim paşama denk olamaz.O gız bu evde sıradan bir eşya bilem olamaz.Ben gelinimi çokdan seçdim.Şirketteki mimar gız varya adı Ayda olan o benim gelinim olucu.Hem gözel,hem okumuş hem de güçlü bir aşiretin gızı."diye ekledi. "Yalnız Mirza gelinini kendi seçip beğenir.Neticede kızla sen evlenmeyeceksin.Hem Leyal'de güçlü bir aşiretin kızı."dedi,Dilda hala. "Bence de kendi seçer.Cihat Mirza Turanşah'tan bahsediyoruz,böyle önemli bir kararı kimseye bırakmaz.Senin fikrini sormuş gibi yapar ama bildiğini okur.Abimin en sevdiği kitap bildiğini okumasıdır."dedi,Seçil. Babaannesinin yanına yaklaşıp yanağına öpücük kondurdu."Sen bunları dert etme pamuk şekerim,abim kendisi için de ailemiz için de en iyisini yapar."diye ekledi. "Ne pamuk şekeri ayol, anamdan Erzurum kıtlaması bile olmaz.Olsa olsa Urfa isotu olur."dedi,Dilda hala ve Seçil ile kıkırdadılar. Ruken Hanım'ın gözleri ile ateş püskürüyordu. "Dildaaa! Siz haddinizi aşmaya başladınız."diye uyardı. "Aman anne ne var, kendi aramızda şakalaşıyoruz." "O gız bana dert oldu sizin keyfiğiz halay çekiyi.Göreceğiz bakalım el mi yaman Sultan Ruken Turanşah mı yaman?"dedi,imalı şekilde. Elinde ilaçlarla gelen Civan "Yemek hazırmış,asmaların altına hazırlamışlar."dedi. "Gidelim de yemeğimizi yiyelim açlık insana hayal kurduruyor."dedi,Dilda hala annesinin sözlerine istinaden. ..... Mirza ve Leyal rezerve edilmiş Mardin Kalesi'ndeki meşhur restorana gelmişlerdi. Restoranın kapısındaki müdür ve garsonlar gülümseyerek karşıladı onları.İçerinin erkek dolu olduğunu bilen Mirza Leyal'i sol kolunun altına alıp yüzünü göğsüne doğru bastırdı ve kısmi olarak kızı saklamış oldu.Ne olduğunu anlamaya fırsat bulamayan Leyal şaşkınca bakıyordu.İçeri girdiklerinde Mirza'yı gören Mardinli müşterilerin neredeyse hepsi selam vermek için ayaklandı. Mirza "Bir dakika."diyerek aralarından hızla geçerek Leyal'i rezerve edilen terasa çıkarıp içeri geri döndü.Sıcak kanlı bakışlarıyla hiçbirini atlamadan hepsinin selamını alıp birkaç dakika muhabbet etti."Herkese afiyet olsun."deyip terasa çıktı.Leyal'in oturduğu masanın karşısındaki masaya geçti. Sarı kalker taşından örülmüş, kemerli pencereleriyle Mardin mimarisinin mistik havasına uyumlu restorananın terası Mezopotamya ovasına bakıyordu. Yazın kavurucu sıcağı kalenin yükseklerinde bile nispeten hissedilse de akşam saatleriyle birlikte serinlik yavaş yavaş çökmeye başlamıştı.Leyal hayran kaldığı manzarayı izliyordu.Güneş, Mezopotamya ovasının sonsuzluğuna doğru ağır ağır alçalırken, gökyüzü bakır tonlarına bürünmüş, taş yapıların üzerini bal rengi bir örtü gibi kaplamıştı. Alt kısımlarda yavaşça yanan lambaların titrek ışıklarıyla süslenmiş daracık sokaklar görünüyordu. Kadim şehrin kubbeleri, minareleri ve Arap harfli yazılarla süslü taş duvarları gün batımının loşluğunda siluet gibi belirmişti.Yüzünde hafif bir tebessümle ve derin bir hüzünle bakıyordu Leyal Mardin'e. Garsonlar Mirza'nın verdiği siparişleri getirmeye başladılar.Mirza Leyal'in çocukken sevdi yemekleri tercih etmişti. Masalarına kısa sürede yöresel yemeklerden oluşan zengin bir sofra kuruldu.Tam ortada, buğusu hâlâ tüten bir kaburga dolması bulunurken,iç pilavın tarçın ve yenibahar kokusu hafif rüzgarla birlikte etrafa dağılıyordu.Bakır tabaklarda içli köfte, kızarmış ve çıtır sembusek, taze otlarla yapılmış zeytinyağlı lor dolması çok leziz görünüyordu.Bir kenarda közde pişirilmiş acı biberler ve pembe soğan turşuları vardı.Üzerine çörekotu serpilmiş sıcak tandır ekmeği sepette üst üste dizilmiş, hâlâ dumanı tütüyordu.Garsonlar işlemeli bakır sürahilerden buz gibi reyhan şerbeti doldururken, yüzlerine karanfil ve tarçın kokusu yayılıyordu. Leyal gözlerini yeniden ovaya çevirdi.Ova artık mora, griye ve geceye dönmeye başlamıştı. Garsonlar çekildiğinde,Leyal yemeklere manidar bir bakış attı."En sevdiğim yemeklerden bazıları."diye düşündü. Başını kaldırıp Mirza'ya baktı.Lafı hiç dolandırmadan"Niye her zaman ayrı masada yiyorsun bunun özel bir nedeni mi var?"dedi. Mirza bir an duraksadı.Gözlerini bir noktaya sabitleyip donmuş gibi bakıyordu ama beyninin içinde çığlıklar yankılanıyordu. Acı dolu bir nefes döküldü dudaklarından. "Bu anlatabileceğim bir şey değil.Belki bir gün..."deyip birkaç saniye bekledi ve bir bardak soğuk su içti. Leyal, yüzündeki acı dolu minikleri okumuştu daha fazla üstelemedi.Bakışlarını çektiğinde, sessizce yemekleri yemeye devam ettiler. Restoranın içinde bikap çalardan eskimeyen bir türkü yankılanmaya başladı.Eski bir gramofondan çıkıyormuş gibi hafif cızırtılı, yavaş ve hüzünlüydü türkünün nağmeleri.Duyduğu türkü ile Mirza'nın içi cız etti.Gözleri anında Leyal'in saçlarına karıştı. ... Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışım, çözülmüyor, Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü, ölümü Görmeyince sezilmiyor, Mihriban Mihriban Yâr deyince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor, üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor, Mihriban Mihriban, Mihriban Çok sevdiği türkü yıllardır deli gibi hasretini çektiği saçlara eşlik ediyordu.Kumral saçlar, loş ışığın altında altın bir perde gibi dalgalanıyordu.Her savruluşu çalan melodinin ritmi gibi; yavaş, kendinden emin ve büyüleyiciydi.Saçlarının uçları rüzgarla dans ederken, Mirza'nın aklı uyuşuyor bulunduğu mekandan giderek daha çok soyutlanıyordu.İntikal ettiği soyut evrende sadece Leyal,saçları ve Mihriban türküsü vardı.Türkü çalmaya devam ettikçe,uzun bukleler deli gönlüne bağlanıp bağlanıp çözüldü.Nefes bile almıyor içine işleyen bir sükûnetle öylece sarıya çalan kumral saçları izliyordu.İçinden çıkabilse bir kerecik de yüzüne bakacaktı ama kara gözlerini odağından koparıp alamıyordu.Kızın saçlarını okşayan rüzgarı kıskandı ve kaşları çatıldı.Şarkı sustu ama Mirza hâlâ kendine gelemiyordu.Sembusek saplı çatal elinde,eli havada öylece kalmıştı.Çatal elinden kayıp düşünce çıkardığı gürültü ile irkildi ve dünyaya geri döndü. Derin derin nefes çekti. "N'oluyor?N'apıyorum?"diyerek kendini sorguladı. "Bu kız küçükken de güzel ve tatlı bir şeydi ama şimdi bambaşka bir şeye dönüşmüş.Sadece güzel demek onu anlatmaya aciz kalır.Su çiçeği, su perisi olmuş."diye düşündü.Gözleri hâlâ saçlarda oyalanıyordu.Birden söylediklerini düşünüp irkildi."Tabii bütün bunlar beni ilgilendirmiyor.Zaaf oluşturacak saçma sapan duygulara yer yok benim hayatımda."dedi,aklı kalbini uyarırken. "Yaşıyor ya gözümün önünde ya bununla avunurum."diye acı dolu bir iç çekti. Düşünceleri birden, Leyal'in yaşadığını öğrendiği zamana gitti.Leyal'in yaşadığını öğrendiği anlar canlandı gözlerinde. Halası çok önemli bir şey konuşacağım diyerek çalışma odasına çağırmıştı. "Evet hala ne oldu?"diyen Mirza merakla bakıyordu. Odada volta atarak kıvranan Dilda hala "Leyal yaşıyor..."dedi, fısıldar gibi. Şoku şaşan Mirza birkaç saniye sessiz kaldı.Duyduğu şeyi anlamaya çalışıyordu. Sonra "Ne dedin sen?"dedi,boğuk bir sesle.Gözleri irileşti, sesi titrek"Ne diyorsun sen hala?"diye bağırdı. "Leyal yaşıyor diyorum!" Mirza için zaman durmuş gibiydi.Kalbi, göğsünün içinde öyle bir çırpındı ki, nefesi daraldı.Yıllardır ölü bildiği, her gece rüyalarında konuştuğu, her yıldız kaydığında adını fısıldadığı kız yaşıyordu. Gözleri bir noktaya sabitlendi, kulakları uğuldadı. Dünyanın sesleri çekildi bir anda; sadece içindeki yankı kaldı: “O yaşıyor...” Gözleri buğulanırken "Doğrumu bu?Gerçek mi?"diye bağırdı. "Böyle bir konuda niye yalan söyleyeyim." "Öldü diye niye yalan söyledin o zaman?"diye yeniden bağırdı Mirza. "Ben… Ben onu korumak zorundaydım.Annemin hışmından ve Şidanlı'lardan korumak zorundaydım.Onu koruyan abim ölmüştü ,sen daha çok küçüktün,benim gücüm onu korumaya yetmezdi.Onu başka bir hayatta büyüttüm. Güvende olsun istedim." "Buna tek başına nasıl karar verirsin?"diye isyan etti Mirza ve dolan gözleri akmaya başladı. Dilda Hanım gözlerini kaçırdı. "Sen çok gençtin,14 yaşında bir çocuktun... Yıkılır,peşine düşerdin. Onu bulurlar, alırlardı elimizden."dedi, ağlayarak. Mirza sarsılmış bir hâlde kendini yanındaki koltuğa bıraktı."Yaşıyormuş!"diye fısıldadı.Kendi dilinden dökülen kelimelere inanamıyordu. Gözlerinin önüne çocuklukları geldi; birlikte uçurtma uçurdukları,baharda kırlarda koşturdukları,elini tuttuğu anlar, kahkahaları, gözyaşları, Leyal'in "Miyza" deyişi yankılandı kulaklarında.Kalbinin en derin yarasına döndü bir anda her anı. Acı mıydı bu his? Sevinç mi? Şaşkınlık mı? Yoksa hepsi birden mi? Adını koyamadığı duygularla içi doldu taştı. Gözlerinden yaşlar süzüldü, ama bu defa acıdan değil...O an sadece onu görmek istedi. Dokunmak, gerçekten var mı, hâlâ o mu diye anlamak istedi.Ellerini titreyerek yüzüne koymak, “Sen misin?” demek istedi.Yılların hüznüyle ağırlaşan omuzları, bir anlığına hafifledi. İçinde kırık dökük duran umut yeniden kıpırdadı. Ve dudaklarından dökülen "Yaşıyor!" kelimesiyle kalbi yeniden attı. Dalıp giden gözleri ve düşünceleri içinde bulunduğu ana döndüğünde garsonları çağırdı. Masaları toplamalarını isteyip,rakı istedi. Masalar kısa sürede toplandı.Rakıyı da getirip bıraktılar.Mirza buz gibi rakıdan bir bardak doldurup Leyal'e baktı. "Kendini bana getir...Bana gel!Masama gel."dedi. Leyal'in kaşları düşünceli şekilde havalandı. "Sen emir vermeyi çok sevmek? Çok istiyorsan gelip beni almak Ağam."dedi, ellerini göğsünde bağlayarak. Mirza rakıdan bir yudum alıp "Tabii seni bana getireyim."diyerek ayaklandı ve Leyal'in masasının yanına geldi. Leyal ne yapacak diye merakla bakıyordu. Mirza, sandalyesinden tuttuğu gibi çekerek götürmeye başladı.Ağzı açık kalan Leyal "Deli misin?"dedi, şaşkınca. "Deliyim."diyen Mirza sandalyeyle çektiği kızı kendi sandalyesine yakın bir noktada bıraktı. Geçip oturduğunda rakıyı yudumlamaya devam etti. "Ben de içmek istiyorum."dedi, Leyal. "Zararlı şeyler sana yasak." "Hadi ya, buna sen mi karar veriyorsun." "Evet öyle yapıyorum." "Sek mi içiyorsun?"dedi,Leyal. "Sek erkeğim."diyen Mirza Leyal için buzlu,doğal vişne suyu istedi. "Vişne suyu sevdiğimi unutmamışsın, sevdiğim yemekleri de."dedi,Leyal. "Sevdiğin şeyleri ben de seviyorum çünkü." Leyal'in gözleri rakı şişesinde oyalanıyordu. "İçki sofrasına neden çilingir sofrası denir biliyor musun?"dedi. Mirza sek rakıdan bir yudum daha alıp konuşmaya başladı: "İçkiliyken, kalp aklın savunmasından mahrum olduğu için kilidi açılır ve içinde ne varsa ortaya dökülür o yüzden denmiş olabilir.İçki, usta bir çilingir gibi kalbin kapısını açar." "Sende de öyle mi oluyor?"dedi,Leyal. "Ben içkiyle sarhoş olmam.Ben de kafa yapan şeyler başka..."dedi,Mirza turkuaz mavisi gözleri ve kumral bukleleri derin bakışlarıyla süzerek. "Bana babaannen aramdaki meselelere karışmayacağım diye söz verdin ama ben sana pek güvenemiyorum çünkü sözünde duran biri değilsin."dedi, Leyal ciddiyetle. Miraza'nın kaşları çatıldı. "Hangi sözümde durmamışım." " 'On bire kadar say geleceğim' dedin ama gelmedin.Beni koruyan amcam ölmüştü sen de ortalıkta yoktun.Milyonlarca kez on bire kadar saydım ama gelmedin.O kadın beni öldürecekmiş gibi döverken on bire kadar saydım ama gelmedin.Konaktan atılırken on bire kadar saydım ama gelmedin."dedi, Leyal sesi titreyerek.İçindeki devasa kırgınlığı,sitemi minicik de olsa muhatabına belli etmişti.Dolan gözlerini kaçırıp manzarayı izlemeye başladı. "Yanılıyorsun sözümde durdum ve geldim.Seni Güney Kore'den almaya geldiğim gün sana geleceğim diye söz verdiğim gündü.Uçuş işlemlerini bir gün sonraya ayarlamışlardı ama ben sözümde durmak için uçuş gününü bir gün önceye aldırdım yani sana söz verdiğim güne."dedi,Mirza ılık sesiyle. Leyal'in öfkeyle kaşları çatıldı. Alkışlayarak "Bravo,16 yıl sonra geldiğin için tebrik ederim(!) Artık gelmeni istemediğim bir zamanda geldin.Çookkk geç geldin.Keşke gelmeseydin!"dedi, sinirli şekilde. "Gelebileceğim bir yerde değildin..."dedi,Mirza. Öldün sanıyordum."diye düşünürken. "Gelebileceğim yerde değildin ne demek? 'Denizi çok sevdiğin için seni denize götüreceğim.Denizin içindeki restoranda kahvaltı yapacağız babam bizi gönderecek demiştin' Denizi çok güzel gösterdin,deniz aşırı bir ülkeye postaladınız beni."dedi,Leyal gözünden süzülen bir damlayı silerek. "Denizin içinde kahvaltı sözümü de tuttum.Güney Kore'den dönerken İstanbul'da denizin içindeymiş gibi hissettiren bir restoranda kahvaltı yaptık."dedi,Mirza. Leyal'in yüzü öfkeyle karışık alaycı bir gülüşle aydınlandı. "Dalga geçeceğin bir şey söylemedim.Komik olduğunu düşünüyorsan değilsin."dedi,Leyal isyan eder gibi. "Dalga geçmiyorum,sen algılamak istediğin gibi anlıyorsun." "Tabii, eminim öyledir(!)Ayrıca niye on bir? Özellikle niye on bire kadar say dedin?" Mirza'nın mana dolu bakışları mavilerle buluştu. "Zamanı geldiğinde açıklarım.Ama o zaman hiç gelecek gibi değil..."dedi,esrarlı sesiyle. "Mardinli filozof tuşuna bastı yine."dedi,Leyal. "Başka neler yaptın Güney Kore'de?"dedi,Mirza sohbet havasını devam ettirmek ister gibi. Leyal karşısındaki adamın geçmişte hiçbir şey olmamış gibi rahat davranmasına,sakin sakin umursamaz gibi konuşmasına acayip ayar oluyordu.Senden ayrılmak ölmeden ateşin içinde kavrulmak gibiymiş demeyecekti tabii ki. "Amcam ve yengemin ölmesi ile bir kez daha yetim ve öksüz kalmıştım.Acımı yaşayamadan konaktan atıldım.Hiç tanımadığım bir adam vardı yanımda.Devasa yalnızlığım ve kaybetme korkumla baş edemiyordum.Geceler boyunca amcamın, yengemin ve halamın adını sayıkladım.Benim için güvenin tanımı olan hiç kimse yoktu artık etrafımda."dedi,öfkeden sesi titreyerek. "Yabancı bir ülkede tanımadığım insanların, bilmediğim dillerin içinde bocalayıp durdum.Uzun süre kimseyle arkadaş olamadım.Zaten psikolojik sorunlarım gelişmişti.Dokuz yaşımda ne suç işlemiş olabilirdim ki yurdumdan vatanımdan sürülmüştüm?"derken gözyaşlarını zor tutuyordu. "Geceler boyu kabuslarla uyandım.Yıllar sonra değmeyecek insanlar için kendimi boş yere harap ettiğimi fark ettim.Sıkıca derslerime sarıldım.Moleküler biyoloji okudum.Sonra düşünce gücümün,enerjimin çok etkili ve olağanüstü bir frekansta olduğunu fark edip biyo enerji uzmanı oldum.Şu dünyadaki en büyük güç düşünce gücüdür."dedi,içine saklanmış acıyı sesinden okunuyordu. Kızın anlattıkları ile Mirza'nın içi yanıyordu.Yaşadığı acı sanki yüreğinde yankılanıyordu. "Şu dünyadaki en tehlikeli yer insanın kafasının içidir.Kendini o tehlikeden iyi kurtarmışsın.Bir şekilde hayata tutunmuşsun.Haklısın değmeyecek insanlar için kendini üzme."dedi. "Sen ne yaptın bunca yıl,Ağacılık mı oynadın?dedi,Leyal dalga geçer gibi. Mirza elindeki rakıdan bir yudum alıp bardağı masaya bıraktı.Gözleri manzaraya odaklıydı. "Bazı işler vardır, dosta tavsiye edilmez ama düşmana da bırakılmaz.Ağalık da benim için o işlerden biri.Ben bu toprağın evlâdıyım. Dağından taşına, kızgın güneşinden soğuk gecelerine kadar her karışı canımdan bir parça. Mardin benim yüreğim gibi; hem sıcaktır hem sert. Dillerin karıştığı, dinlerin kardeş olduğu bu şehir, bana birliği, sabrı, vefayı öğretti.Bu memleketin taşına yazılmış bir sevda var içimde."dedi. Bakışlarını manzaradan Leyal'in yüzüne taşıdı. "Babaannem ne dedi sana? Konağı taşlayacak kadar neye üzüldün?"diye sordu. Leyal'in gözleri anında öfkeyle sarmalandı. "Seni elde etmeye çalışacakmışım,yok daha neler.Çocukluktaki sana olan bağımlılığım yetim bir kızın aptallığıydı sadece.Hem sen benim tipim bile değilsin.Ayrıca esmer erkeklerden hiç hoşlanmam.Zaten şakağında yara izi var.Ne bu sakal falan? Hiç benlik şeyler değil.Ben pürüzsüz ciltli Koreli erkekleri beğe..." Hızla araya giren Mirza "Kes!"diye uyarıp sandalyesinden tuttuğu gibi yanına çekti. Leyal,zifir gibi olmuş gözlere kilitlenip kaldı. "Hakkımda ileri geri konuşmanı,bana bir takım sıfatlar yakıştırmanı,fiziğimi beğenmemeni hoş karşılayabilirim.Ama masamdaki kadının başka erkeklerden bahsetmesini hoş karşılamam!"dedi,Mirza salt bir öfkeyle. "Masanda oturuyorum diye senin hiçbir şeyin değilim.Ne oldu, tipini beğenmiyor oluşum zoruna mı gitti?" "Ben sana bayılıyorum sanki çilli tarzan.Şakağımdaki yaraya vurgu yapıp durma onu sevmeye her kadının yüreği yetmez zaten." "Çilliysem çilliyim sananesi,hem tarzan ne alaka?" "Tarzan gibi ağaçtan ağaca gezerdin.Yerinde duramaz illa bir iş çevirirdin.Seni getirir getirmez beni vurdun,evden kaçtın, konağı taşladın,puştun tekinin arabasına binip gittin.Tarzan'dan hallicesin,çilli tarzansın işte." "Sanane çilliysem sana mı kaldım?" "Bana kaldın tabii,kalbime takılıp kaldın...Çık gitte kurtulayım senden."diye düşünen Mirza ayağa kalkıp kızın ince bileği kavradı ve çekiştirerek restorandan çıktı. "Ne diye bileğimi çekiştiriyorsun? Bileğimin sahibi gibi davranmazsın."dedi,Leyal uyararak. "Bileğin üzerime zimmetlendi."dedi,Mirza,ince bileği daha sıkı kavrayarak. "Allah'alla hangi sıfatla üzerine zimmetlendi?"dedi,Leyal alay ederek. "Keyfim ve kahyasına bağlı dilbilgisi sıfatıyla."dedi, Mirza. Arabayı getiren vale anahtarı Mirza'ya verip uzaklaştı. Leyal anahtarı onun elinden kapıp "Ben kullanacağım,rakı şişesinin yarısını içtin hem de sek olarak.Canımı tehlikeye atamam."dedi. "Zaten tehlikenin göbeğindesin ama o tehlike senin en güvende olduğun yer oluyor." "Bana bak tehlikeli madde bir de sarhoş olmam diyordun ama kafan bayağı güzel.Ben 16 yıl kendi güvenliğimi kendim sağladım." "Çocukken sana kavga etmeyi,yumruk atmayı ben öğretmiştim.Benim sayemde Berdan itinin kafasını yarmıştın.Yani güvenliğini kendin sağlamanda dolaylı yoldan etkiliyim." "Unuttum dediğin çocukluğum zipli dosya gibi beyninde kayıtlı anlaşılan,her şeyi de hatırlıyorsun."derken Leyal, Mirza bir anda,ağzını kapattı.Mavi gözlere bakarak "Allah çene vermiş.Çirkef Sultan 2.Ruken, çenenin GB'ını bildiğim için yanımda bez taşımaya karar verdim."deyip ceketinin cebinden çıkardığı turkuaz mavisi şerit şeklindeki bezi çıkarıp el çabukluğu ile,şoke olan Leyal'in ağzını bağladı. Kızın çırpınmalarına aldırmadan ellerini de bağlayıp, çantasını kendi eline aldı.Kucakladığı gibi götürüp araba oturttu ve kendisi de geçip yola koyuldu. Leyal tuhaf sesler çıkararak homurdanıyordu. "Bezin rengi gözlerinle uyumlu oldu.Özellikle turkuaz mavisi seçtim.Çok düşünceli adamım."dedi,Mirza. Leyal ,onun bacağına sert bir tekme atıp yerinden kalktığı gibi kollarını başından geçirip, boynunu sıkıştırdı.Görüşü kapanan Mirza direksiyon hakimiyetini kaybetmeden ani bir fren yapıp sola kırarak durdu.Öldürecekmiş gibi bakan mavilere gülme ve şaşkınlık arası bir frekanstan bakıyordu. "Çöözzz!"diye boğuk sesiyle bağırdı Leyal. "Barbi,uslu bir kız olursan çözerim."dedi, Mirza dudağı yukarı doğru kıvrılırken. "Tamam çöözz!"diye bağırdı Leyal. Mirza mavilerin içine düşürek önce ağzını,sonra da ellerini çözdü. "Sek mağaracııı!"diye bağıran Leyal yerine oturdu.Arka koltuktaki çantasından telefonuna bildirim sesi gelince uzanıp çantasını aldı ve telefonunu çıkardı. Kore'deki yan komşusunun kızlarıyla iyi bir arkadaşlığı vardı.Kızın abisi ise Leyal'e âşıktı ve o mesaj atmıştı. "Eun merhaba tatlı melek.Chung Ae, kuşunu alıp bize getirdi ve çok güzel ilgileniyor.Birdenbire Türkiye'ye gitmene bir anlam veremedim ve seni görmek için Mardin'e geldim.Şu an bir otelde kalıyorum.Yarın seni görmek istiyorum."yazıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD