Yokluğunla baş ediyordum.Peki yanımda olmanla nasıl baş edeceğim?..
....
Leyal,içinde propofol olan iğneyi Mirza'nın koluna doğru yönlendirmişti ama bir an durup yüzüğün kapağını geri kapattı.
"Bu kadar propofol bu adamı bayıltmaya yetmez.Çok güçlü bir vücudu var."diye düşündü.
Cihat Mirza oldukça hızlı yürüyordu.
"Kimsin,benden ne istemek?"diye bağırdı Leyal. Bir taraftan hâlâ bileğini kurtarmaya çalışıyordu.
"Sana kötülük yapacak değilim bilakis sana kötülük yapmaya çalışanlar gerçek kötü ile tanışır ve üzerlerine bela olur yağarım!Seni ait olduğun yere götürmeye geldim."dedi,Cihat Mirza.
"Benim ait olduğum bir yer ya da kişi yok.Öyle bir derdim de yok."Ben" götürmeye çalıştığın ülke ve şehirden ayrı yazılıyorum.Tıpkı dahi anlamı veren "da" eki gibi ayrıyım oralardan!"dedi,Leyal nefes nefese.
Mirza'nın dudağının kenarına alaycı bir gülüş kondu.
"Ait değilim dediğin ülkenin gramer bilgilerini bile bildiğine göre yüz çevirdiğin şehirde bir parçan kalmış demektir.Parçalarını toplama zamanı geldi..."dedi, tekdüze bir sesle.
"Basit şeylerden derin manalar çıkarmak gibi bir derdin olabilir mi?Çünkü söylediğin şeyle benim kişiliğimin anlam uyuşmazlığı var."dedi,Leyal nefes nefese.
"Ayrıca geride bıraktığım parçaların yerini çok güzel şeyler aldı.Artık o parçalarla doku uyuşmazlığım var."diye devam etti dikte eder gibi.
"Bazı şeylerin yeri asla dolmaz.Yerine koydum dediğin şey, onun derin boşluğunun üzerine örttüğün kıytırık bir yamadan ibarettir.Ayrıca birdenbire devrik cümle kurmayı bırakıp mükemmel bir Türkçe ile konuşmaya başladın."
"Saçmalama kapasiten gözlerimi ya..."diyemeden Leyal kendini bir an da Mirza ile burun buruna buldu.Cümlesini tamamlamasına fırsat vermeyen Mirza bileğinden çektiği gibi önüne almıştı çünkü.
Karalar ve maviler öfkeyle birbirine girdi.
"Ayrıca hiç kimse hakkımda ileri geri konuşamaz!Bir daha olmasın.Öyle herkesle konuşmaz,herkesle tartışmaz,herkesle muhatap olmam."dedi, uyararak.
Sonrasında derin bir nefes çekti.
"Buraya gelmek için kendimi zorla ikna ettim ve iyiliğin için uğraşıyorum.Kendi üstüme basıp buraya geldiysem mesele sadece benim istediğim şekilde sonuçlanır.Senin için tüm seçenekleri öldürdüm.Benim seçtiğim yoldan başka seçeneğin yok!Bunu kafana sok!"deyip eş zamanlı olarak işaret parmağını, Leyal'in şakağına indirip indirip kaldırdı.
Leyal'in gözleri şakağına dokunan parmağa kaydı.Burnundan soluyarak hızla ittirdi o parmağı.
"Kendini ne sanıyorsun?Spesifik lakırdılarla beni korkutamazsın."diye konuşmaya başladığında
Cihat Mirza eliyle birden,ağzını kapattı.
"Ee yeter be!Ben bir kadının karşımda bu şekilde gevezelik yapmasına alışkın değilim izin de vermem."deyip Leyal'in parmağındaki yüzüğün kapağını açıp içindeki minik iğneyi kızın koluna usulca sapladı.
"İçindeki hipnotik beni uyuşturmaya yetmez ama senin için yeterli."dedi,karanlık bakışlarını şoke olan mavilere dikerek.Akabinde üzerindeki ceketi cıkarıp Leyal'in bacaklarına sard.Ceketin kollarını,kızın karnının üzerinde bağlayıp düşmemesini sağladı.Leyal'in yere düşen çantasını sağ eline alıp narin vücudu tek koluyla kavrayarak yürümeye başladı.Kıza dokunmak temas ettikleri ilk andan beri tuhaf hissettiriyordu ama bu duygunun hızla üzerini kapattı.
Bilincini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan Leyal'in gözlerinde kurdurmuş bir öfke parlıyordu.
"Seni rubbish(Çöp) kendime geldiğimde kıçını tekmeleyeceğim!"diye bağırdı Mirza'nın bacağına vurarak.
Adamın tek kolunda,yüzükoyun şekilde iki büklüm duruyordu.Allah'tan Mirza'nın boyu uzundu da ,uzun saçları yerleri süpürmüyordu.Gözleri yavaşça kapanırken"Ghost(Hayalet) lütfen gel! Ne olur gel! On altı yıldır durmadan 11'e kadar sayıyorum ama bir türlü gelmiyorsun.1,2,3,4,5,6..."diye sayıklamaya başladı.Gözünden süzülen bir damla toprağa karıştı.Dakikalar içinde tamamen bayıldı.Seri şekilde kiraladığı arabanın yanın gelen Mirza, Leyal'i arka koltuğa tıkıştırıp kendisi de ön koltuğa geçti ve yola koyuldu.
Gözleri dikiz aynasından Leyal'e kaydı.
"Sessizlik en sevdiğim şey."diye mırıldandı.
Türkiye'ye dönmek için havaalanına geçti.Arabayı otoparka bırakıp arka koltuktaki kızı kucağına aldı.Yıllar sonra Leyal yeniden kucağındaydı bu ayrıntıyla içi cız etti.Kara gözleri birkaç saniye,kızın solgun yüzünde tutuklu kaldı.Hızla çekti bakışlarını ve uçuşa hazır jete geçti.Kızı dinlenme kabini olarak dizayn edilmiş bölüme götürüp yatağa bıraktı.Leyal'in sarıya çalan uzun kumral saçları yüzüne döküldü.
Kızın saçlarından, gözlerini kopararak alan Mirza kapıya dönüp yürümeye başladı.O an da gömleğinin düğmesine takılı kalmış on bir tane firuze taşıyla bezeli tokayı fark etti.Elini yavaşça uzatıp tokayı aldı.Üzerindeki taşların sayısının on bir tane olması ile kaşları havalandı.Başparmağı bilincinden bağımsız,tokayı usulca okşamaya başladı.Yaptığı şeyi fark ettiğinde tokayı yatağın üzerine atıp hemen odadan çıktı.Öndeki koltuklardan birine oturup gömleğin manşetlerini katlayıp,açık olan en üsteki düğmenin altından iki tane düğme daha açtı.Eli şakağındaki yara izine gitti ve derin derin soludu.
Şakağındaki iz küçüktü ama ruhundaki yara izinin ucu bucağı görünmüyordu.Leyal'i gördüğünden beri,büyümeyen yarası can sıkıcı şekilde daha çok sızlamaya başlamıştı.
....
Turkuaz mavisi gözlerini açtığında bir arabada gidiyorlardı.Hemen toparlanıp dışarıya baktı.Bir şehir merkezindeydiler.
"Biz nerede olmak?"dedi,meraklı bir tınıyla.
"İstanbul'dayız, kahvaltı yapmaya gidiyoruz.
Ama yanımda bu şekilde dolaşmazsın..."dedi,Mirza.
"Sen ne demek istemek?"
"Ben yarı çıplak demek istemek.Yanımda bir karış etekle dolaşamazsın."dedi,Cihat Mirza dikiz aynasından kızın üzerindeki parlement mavisi pileli mini etek ve ekru sıfır kol gömleği süzerek.
"Yanında dolaşmaya meraklı değilim.Kendi başına git ne yapıyorsan yap.Ayrıca ne giydiğim seni ilgilendirmemek."
"Beni neyin ilgilendirip ilgilendirmediği beni ilgilendirir de şu an ilgilendiğim kısım lavuklar...Lavukların hayatını tehlikeye atmaman için etek boyuna bir çözüm bulmamız lazım.Yanımdaki kadına yapılacak yavşakça bir bakış kanıma dokunur ve hayatlarına dokunurum!"diyen, Mirza'nın tehlike saçan gözleri dikiz aynasında mavileri buldu.
Leyal'in öfkeli solukları havaya karışıyordu.
"Ne biçim bi adamsin sen? Katil misin?"dedi.
"Tavrım karşımdakinin kişiliğine göre değişir.Kimilerine belayım,kimilerine Azrail,kimilerine ağa, kimilerine dost,bazılarına abi,nadir kişilere evlat, şehrime rahmet bir adamım.Ama tavrımı ve karakterimi birbirine karıştırma."diyen Cihat Mirza bir şey arar gibi önünden geçtiği ambalaj dükkanlarına bakıyordu.Gördüğü şeyle gözlerinde karanlık bir ışık parladı.Arabayı uygun bir yere park edip içinden çıktı ve kapıları kilitleyip, dükkanlardan birine girdi.Beş dakika sonra arabaya geri döndü.Poşetten çıkardığı şeyi Leyal'e doğru uzattı."Al şunu üzerine geçir."dedi.
Leyal kocaman açılmış gözleriyle önündeki çuval'a bakıyordu.
"Manyak mısın?Çuval mı giyeceğim?Asla olmaz!"dedi,kesin bir dille.
"Çuval değil haral.Şimdi beni iyi dinle, babanın sana vermem için bıraktığı bir mektup var.Mektubu istiyorsan hemen o haralı giy!"dedi,Mirza.
"İşlerini hep tehdiktle mi hâllediyorsun?"dedi, Leyal sinirden delirerek.
"Tehdit değil,benim lügatımda ona ikna etme biçimi deniyor.Bu toleransı da kadın olduğun için kazandın."
Şaşkınca bakan Leyal "Adam bildiğin kaçık."diye düşünüyordu.
"Bu şeyi asla giymeyeceğim!"diye çıkıştı.
"O hâlde..."diyen Mirza torpidodan çıkardığı mektubu yırtmak için iki ucundan tuttuğunda Leyal'in gözleri endişeyle doldu.
"Dur! Giyeceğim."dedi ve aceleyle haralı açtı.
Kahverengi, keten haralın alt tarafına ve köşelerine makasla delikler açılmıştı.
Başını ve kollarını o deliklerden geçiren Leyal
"Giydim."dedi, dişlerinin arasından.
"Mektubu restoranda kahvaltını yaptıktan sonra vereceğim."diyen Mirza yeniden yola koyuldu.
Seri şekilde önceden rezervasyon yapılmış Boğaz'daki restorana geldiğinde arabayı otoparka bıraktı. Otoparkın içindeki asansöre bindiklerinde farklı köşelere geçtiler.Leyal Mirza'ya öldürecek gibi bakarken Mirza gözlerini kısarak, üzerindeki haralı süzüyordu.
Teras katında duran asansörden çıktıklarında restoranın müdürü ve iki garson kapıda karşıladı.
"Hoş geldiniz Mirza Bey."dedi,müdür.
"Hoş buldum."dedi, Mirza.
"Hanımefendi hoş geldiniz."dedi,müdür Leyal'e de.
"Hoş buldum."dedi,Leyal kısık sesle.
Garsonlar ve müdür Mirza'nın huyunu suyunu bildikleleri için Leyal'in haral giymiş olmasından dolayı imalı bakış bile atamıyorlardı.Garsonların ikisinin de bakışları yerdeydi zaten.
İçeri geçtiklerinde müdür masaları gösterdi.
"Her zaman istediğiniz gibi denizi gören tek kişilik masanız.Hanımefendi için de diğer köşedeki deniz manzaralı masayı donattık.Ve yine isteğiniz üzerine siz restorandan ayrılana kadar bu kata kimse alınmayacak."dedi,müdür.
"Teşekkür ederim."diyen Mirza, masasına geçmesi için Leyal'i yönlendirdi.Sonrasında kendi için hazırlanan masaya geçti.
Leyal'in şaşkınlıktan adeta başı dönüyordu.
"Bu adam ciddi ciddi kaçık.Beni masasında oturmaya layık görmüyor mu?Ee o zaman restorana niye getirsin? Üstelik teras katını tamamen rezerve etmiş.Bu nasıl bir rahatlık?Beni zorla Güney Kore'den getiriyor,İtanbul'da kahvaltı yapmak için mola verip restoran kapatıyor.Yüce İsa sen aklıma mukayet ol."diyen Leyal önündeki masaya servis edilmiş ermen çeşit kahvaltılıklara bakarken kaşları havalandı.
"Yıllar oldu buralara gelmeyeli."derken, gözleri Mirza'ya kaydı.Boğazı düğüm düğüm okurken akmak için direnen gözyaşlarını zor tutuyordu.
" 'Kahvaltını yaptıktan sonra vereceğim' dedi o yüzden mektubu almak için yemeliyim."diye mırıldanıp aceleci şekilde kahvaltılıklardan yemeye başladı.
Fark etmiyordu ama,Mirza gözünün ucuyla kendine kaçamak bakışlar atıyordu.İkisi de sessizlik içinde kahvaltısını yaptı.Leyal masadan kalkıp Mirza'nın yanına geldi."Mektubumu istiyorum."dedi.
Mirza ceketinin iç cebindeki mektubu çıkarıp uzattı.Mektubu alan Leyal masasına dönüp hemen zarfından çıkardı.Babası öleli iki ay olmuştu.
Mektubun giriş cümlesi olan"Ciğerparem!"kelimesini okuyunca gözleri aralıksız yağmaya başladı.Babasının her kelimesi acısını kamçılarken gözyaşları sağanağa dönüştü.Mirza'ya sırtını dönüp dakikalarca ağladı.Mirza ağlamasını falan umursamıyor gibi görünüyordu.Cebinden çıkardığı sigaradan bir tek yaktı.Leyal'e dair karmaşık düşünceleri izlediği denizin dalgalarına karışıp alabora oldu.
Leyal bir an da yanıda bitti.
"Bu mektubun babama ait olduğunu nereden bileceğim?Belki de bana numara yapıyorsun."dedi,kızarmış gözlerini karalara dikerek.
"Ne yapalım yani? Yazı babana mı ait diye grafoloji raporu mu çıkarttıralım?Babanın yazısını tanıyacak kapasiten vardır diye düşünüyorum."
"Yazı babama aitse bile sizi tanımıyorum ve onun istediği şeyi yapmak zorunda değilim.Beni Mardin'e falan götüremezsin."
"Şimdi şöyle bir şey var.Ne senin ne de babanın istekleri umurumda değil.Ben sadece halam için buradayım.O mektup olmasıydı da sen benimle gelecektin.İster güzellik ister zorla!"
Leyal hemen karşı taarruza geçti.
"Mektubu okuduğuma göre bu haralla işim kalmadı."diyerek çıkarmak için elini harala attı.
"Yerinde olsam o kadar acele etmezdim.Babana ait bir de video var.Mektuptan çok daha önemli.İzlemek isteyeceğine eminim.Elimde daima bir koz bulundurur ve işimi garantiye almayı severim.Videoyu Mardin'de izleyebilirsin."dedi,Mirza kollarını rahat bir tavırla göğsünde bağlayarak.
Leyal gözlerini kapatıp sinirli bir nefes bıraktı.
Haralın üzerinde hareketsiz kalan elini yan tarafına indirdi.
Cihat Mirza'nın gözleri,kızın mor renkteki ametisten yapılmış 11 tane taştan oluşan bilekliğin üzerindeydi.
"11..."dedi.
Leyal'in gözleri anında bilekliğine kaydı.Akabinde ima dolu karalara taşıdı bakışlarını.
"Yani 13.00'te havaalanında olmamız lazım."dedi,Mirza, kızın tepkilerini ölçerek.
"Her şeyden çabuk sıkılırım.Bundan da sıkıldım."diyen Leyal bilekliği çıkarıp çöpe attı ve çıkışa doğru yürüdü.Mirza da birkaç saniye sonra arkasından çıktı.
....
İkisinin de kendi içine çekildiği,sessizliğin gür sesinin hakim olduğu iki saat süren uçak yolculuğundan sonra,Mardin Prof. Dr. Aziz Sancar Havalimanı'na indiler.
Cihat Mirza, bileğinden çekiştirdiği Leyal'i şoförün getirmiş olduğu arabaya bindirdi.
"Kendim kullanacağım."deyip şoförü gönderdi.
Havaalanından çıktıklarında Leyal'in mavi gözleri şehrin efsunlu görüntüsüne döküldü.İçinde baş gösteren istemsiz heyecanla buruk bir tebessüm kuruldu yüzüne.Camı indirdi.Güneşin altında buhar buhar terleyen toprağın kokusunu duyumsamak istiyordu.Bu toprakların kokusu evindesin diye haykırıyordu çünkü.O yüzden kokuyu derin derin çekti içine.Esasında küsmüştü bu şehre ama şu an ne kadar da özlediğini çok daha iyi fark ediyordu.Mazi denilen mefhum şehre dair tüm anılarını sevgiyi,hasreti,nefreti,acı ve kederi muhteşem bir demet yapıp yaslı gönlüne sundu.İçli bir nefes bırakırken gözleri buğulandı.Gökyüzünde dilleşen kuş sürüsünün sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.Bakışları Mirza'ya kaydı.
"En azından kiralayacağım bir evde kalmak istiyorum.Sizinle aynı evde yaşamak ya da yüzünüzü görmek istemiyorum.Beni buna mecbur bırakamazsın.Zaten bu lanet şehre zorla getirdin bir de sizinle muhatap olmak istemiyorum!Hem benden ne istediğini hâlâ söylemedin.Hiçbirinizi hatırlamıyorum.Halanın benimle derdi ne?Hayatıma zorbaca burnunu nasıl sokuyorsun?Beni kendi istediğin hayata niye mecbur bırakıyorsun?Niye burada yaşamak zorundayım?Size niye katlanmak zorundayım?Beni burada zorla tutamayacaksın!"derken Cihat hızla araya girdi.
"Kestik! Sorularınla ilgilenmiyorum.Soru işaretleriyle aramda husumet var.Ama noktaları çok severim.Kimilerinin hayatına nokta koyarım kimilerinin cümlelerine.Hayatına nokta koyduklarım satır başına denk geldiği için eşek cennetini boylar.Bazıları da noktayı bile hak etmez.Onlar ölmek için yalvarırlar...çünkü ölüm bir kurtuluş olmuştur.Sakın üçüncü kategoriye girme!"diye uyardı.
Siniri zıplayan Leyal birden aksanlı konuşmaya başladı.
"Ben seni ünlem işaretleriyle tanıştirmak,o zaman senin noktalari İsa korumak.Ya da sizin tabirinizle; noktalarin ruhuna El Fatima amenn."dedi,kafa tutarak.
"Fatiha'dır o Fatiha."dedi,Cihat karanlığı yurt edinmiş gözlerini turkuaz gözlere dikerek.
Bakışlarını yola çevirirken,"Kafamdaki dır dır sesini silmem lazım."diye mırıldanıp multimedyanın tuşuna bastı.Güzel bir türlü kullaklarına ziyafet sunmaya başladı.Üstelik Cihat Mirza'nın en sevdiği türkülerden biri denk gelmişti.
....
Bizim pencereler yele garşıdır
Muhabbet dediğin karşı karşıdır
Girebilsen bu sinemde neler var
Gülüp oynadığım ele garşıdır
Karşıdır, ele karşıdır
Sabahın seheri günden ileri
Ben kimi sevmişim senden ileri
Ziyaret olmuşsun kurban istersin
Kurban bulamadım candan ileri
İleri, candan ileri
Sabahın seheri günden ileri
Ben kimi sevmişim senden ileri
Senden ileri
....
Türkünün nağmeleri devam ederken Mirza'nın gözü yolun kenarında otostop çeken çocuklardaydı.
Arabayı biraz ileriye park edip,camdan
"Merdo! Hadi gelin."diyerek çocuklara seslendi.
Çocuklar sevinç çığlıkları atarak koşup geldiler.
"Selamünaleyküm Ağam."dedi,en büyükleri olan 14 yaşındaki Merdo.
"Aleyküm selam.Hadi geçin bakalım."dedi,Mirza.
Çocukların gözü Leyal'in üzerindeydi.Leyal başını cama yaslamış, gözlerini bir noktaya dikmiş hareketsiz şekilde duruyordu.
Kendine dikkatle bakan Nazgül'e gülümseyince çocuk irkilerek bir adım geri çıktı.Şaşkınca bakmaya devam ederek arabaya bindiler.
"Abla kimdir Ağam?"dedi,11 yaşındaki Hurşit.
"Ben ilk gördügümde, Seçil ablaya kocaman bir barbie bebek almışsın sandım.Çok güzel bir abla.Annemden,çok istiyorum ama bana barbie bebek almıyor."dedi,9 yaşındaki Nazgül.
Üçü birden kahkaha attı.
Leyal'in yüzüne de istemsiz bir tebessüm yayıldı.
"Bence barbie bebeklerden daha güzel."dedi,Hurşit.
"Üzerindeki ne ki çuval gibi?"Nazgül.
"Üzerindeki barbie bebeğin ambalajı."dedi,Mirza arabayı çalıştırarak.Gözünün ucuyla Leyal'e bakıyordu.
Leyal gözlerini devirerek karşılık verdi.
"Neyle geldiniz buraya?"diye sordu Mirza çocuklara.
"Sülemen emminin tırtırısıyla geldik."dedi,Merdo.
Nazgül'ün gözleri, Leyal'in uzun,sarıya yakın kumral saçlarındaydı.Gözlerindeki hayranlık büyüdükçe büyüdü.
"Abla saçların çok güzel bir kerecik dokunabilir miyim?Ben de böyle uzatmaya calışıyorum ama annem okulda yayılan bit yüzünden hep kesiyor."dedi.
"Dokunabilirsin."dedi,Leyal ılık bir sesle.Omuzunun üzerinden hafifçe dönerek çocuğa gülümsedi.
Nazgül hemen elini uzatıp, saçlarını sevmeye başladı.
"Ağam bu seneki güreş müsabakalarına katılacak mısın?Geçmiş yılın dünya şampiyonu her zaman davet elilirmiş."dedi,Merdo.
"Onur konuğu olarak katılabilirim."dedi,Mirza.
"Ben de senin gibi güreşçi olmak istiyorum."dedi, Merdo.
"Çok çalışırsan olursun.Hem bana Ağam deyip durmayın abi demenizi tercih ederim."dedi, Mirza.
"Ağam bu sıska nasıl güreşçi olsun? Bir de 'ben de Mirza Ağam gibi heybetli ve yakışıklıyım' diyor."dedi, Nazgül.
Merdo anında Nazgül'ün ağzını kapattı.
"Sus kız."dedi,utanarak.Hurşit de kıkırdıyordu.
"Yanlış düşünüyorsun koçum sen benden daha yakışıklısın "dedi,Mirza.
"Duydunuz mu?"dedi,Merdo genişce sırıtarak.
Leyal , Mirza'nın çocuklarla olan samimi muhabbetine,onlar arabaya bindiğinden beri yüzündeki sert ifadenin silinmesine,çocukların çekinmeden onunla konuşmasına falan oldukça şaşırmıştı.
"Demek güreşle iştigal ediyormuş ağa bozuntusu."diye düşündü öte yandan.
Çocukların evlerine yakın bir noktaya gelen Mirza arabayı park etti.
Arabadan çıkan çocuklar teşekkür etti.Mirza'da arabadan çıkıp Merdo ve Hurşit'e harçık verdi.Cüzdanından yeniden para alıp Nazgül'ün önünde çömeldi.
"Bu paranın bir kısmıyla kendine kocaman bir barbie bebek al."dedi.
Nazgül,kulağına yaklaşıp "Senin barbie bebeğin gibi güzelini bulamam."diye fısıldadı.
"O barbie bebek değil."diyen Mirza Nazgül'ün kulağına "O ..."dedi.
"Gerçekten mi?"dedi,Nazgül şaşkınca.
"Gerçekten."dedi,Mirza göz kırparak.
"Hadi gençler görüşürüz."deyip arabaya geçti sonrasında.
Leyal başını cama yaslanmış,gözlerini kapatmıştı.Konağa yaklaştıkça iç içe geçen heyecan ve korkusu yüreğinin üzerinde tepiniyordu.Bu yüzleşmeye henüz hazır değildi.O yüzden konağın kapısından girerken uyuyor olmak istiyordu.Kıza kısa bir bakış atan Mirza arabayı çalıştırdı.Gazı kökleyip on beş dakika içinde konağa geldi.Arabayı park ettiğinde korumalardan biri saygıyla kapısını açtı.Arabadan çıkan Mirza Leyal'in olduğu tarafa geçip uyuma numarası yapan kızı kucağına aldı.Kapıdaki adamlar konağın kapısını çoktan açmıştı zaten.Kucağındaki Leyal'le kapının eşiğine gelen Cihat Mirza,merak içinde kendine bakan ev ahalisi ve konak çalışanlarını es geçip ikinci katın terasında öfkeden deliren babaannesine dikti gözlerini.
Sultan Ruken Hanım elindeki bastonu yere vurup
"O gız o eşikden içeri giremez!"diye bağırdı.