Karar...

2186 Words
Sungur konağının büyük salonunda bölgenin ileri gelen onbir ağası toplanmış, Cesur Sungur'un teşrifini bekliyordu. Cesur ise odasında, uzun zamandır beklediği telefon görüşmesini yapmaktaydı. Eğer elinde sağlam bilgiler olursa, bu topraklarda bundan sonra kimse keyfii olarak birini yakamayacaktı. İstediğini aldıktan sonra telefonu kapayıp konağın merdivenlerini inmeye başladı. Büyük salonun kapısında bekleyen kahya onu görünce selam verip kapıyı açtığında, yarım saattir içeride sürüp giden uğultu da son bulmuştu. Cesur, Sungur'ların en büyük erkek evladıydı ve Celil ağadan sonra bütün işleri ondan sorulacaktı. "Selamün aleyküm" diyerek, çoğu kendinden yaşça büyük 11 adama selam verdi. Sonra da babasının sağ yanında kendisi için ayrılan boşluğa geçip oturdu. İçlerinden en yaşlısı ve en sözü geçeni "Hoş bulduk Cesur. Bizi buraya toplayan sensin, de hele mesele nedir?" Diyerek konuyu başlattı. - Ağalar, hepiniz biliyorsunuz ki bundan sekiz sene evvel babamla ters düşerek Adıyaman'ı terk ettim. Kendi başıma iş tutup, iyi de yerlere getirdim. Ama bilirsiniz ki bizim topraklarımızda atayı, toprağı geride bırakmak, ona sırt dönmek kolay değil. Ben de babamın isteği üzerine doğup büyüdüğüm topraklara geri döndüm. Yarım asırdır Sarıyaprak ile Köseceli arasında sürüp giden dava hepinizin malumu. Aranızdan çoğu da bu davanın canlı şahidi. Meseleyi başlatan kim, namusunu temizlemeye kalkan kim hepiniz bilirsiniz. Cesur meseleyi öyle hızlı açmış, öyle ortadan konuşmuştu ki; Celil yanında hiddetle ayaklandı. "Oğul, doğru konuşasın." - Söylediklerimde bir tek yalan varsa söyleyin ağalar. Doğru söylediğimi babam dahil hepiniz biliyorsunuz. Hepiniz de hemfikir olduğuna göre sorarım; Celil Sungur'un bunca sene Zahir'lere eza çektirmesine neden sessiz kaldınız? - Cesur efendi ileri gidersin. Baban ne ettiyse kendi hırsından etti. Kimseyi de davasına karıştırmadı. Ses çıkaranları da tehditle susturdu. Öyle değil Celil Sungur? - Bu benim davamdır, kimseye laf düşmez. - Artık öyle değil baba. Artık bu dava ya jandarmanın kulağına gidecek; ki buradaki kimse istemez jandarmanın işe karışmasını. Ya da bu odadan bugün birlik olup sulh çıkaracaksınız. - Senin çözümün ne ola Cesur? - Benim çözümüm belli Hamdi ağa. Celil Sungur, bu zamana kadar Zahir'lere verdiği maddi zararı karşılayacak ve bundan sonra o aileye ilişmeyecek. - Celil, oğlun ne der duyarsın? Razı mısın bu sulha? Celil ağa yumruklarını sıkmış, kendi oğlunun ağzından davasının hiç edilişine hiddetleniyordu. Ama şu ana kadar sessizliğini koruyan Rüstem ağanın söyleyecekleri henüz bitmemişti. - Cesur, ne kadar yaşın ufak da olsa bu topraklarda sulhun kolay kolay sağlanmayacağını bilirsin. Celil'in babasının günahı bellidir. Aynı şey onun da başına gelse Ali Zahir'in ettiğini etmekten geri durmayacağını da hepimiz biliriz. Buna rağmen baban bunca yıl kan davası gütmüş, kan almasa da Zahir'lere kan kusturmuştur. Bu sebeple derim ki bu davanın son bulması, sulhun kalıcı olması için iki aile arasında nikahla bağ kurulması gerekir. Gürbüz Zahir'in büyük kızını gelinin olarak alacak mısın Cesur? Bu cemden çıkacak her sonuca kabulumdür demişsin, bunu da kabul edecek misin? Cesur, bu toplantıdan sadece zararın tanzimi konusunda bir karar çıkacağını düşündüğü için rahattı ama Rüstem ağanın söyledikleri onu, bambaşka bir düşünceye sürükledi. Babası yanında sinirden kızarıp bozarıyor, ağalar ondan kesin bir cevap bekliyordu. Kendi kabul etse, kızın kabul etmeyeceğini düşündü. Bu fikir bir yandan içi rahatlatırken, bir yandan da içinde bir yerleri ince ince kemiriyordu. Celil bey daha fazla sabredemedi ve "O soysuzların evinden hiç kimsenin kursağına benim lokmam giremez. Onlar benim soyuma karışamaz." dedi. Ağalar bu tepkiyi bekledikleri için sulhun sağlanamayacağından en başından emindi. Rüstem ağa Cesur'a babasını işaret ederken; "Gördün mü oğul? Bizi buraya kadar boşuna toplamışsın. Babanın gözü intikamından başka bir şey görmez." dedi. Ama Cesur'un sözü henüz bitmemişti. - Babam intikamında diretirse ne olacağını iyi bilir Rüstem ağa. Siz de bilin ve ona çanak tutmaktan vaz geçin. Çünkü eğer bu işe jandarma karışırsa hepinizin başı derde girer. Ben sözümün arkasındayım. Madem evlilik olsun, cümle alem sulhun sağlandığını, daim olduğunu bilsin istersiniz; Gürbüz Zahir'in kızını gelin almaya razıyım. Bu görüşme benim için burada bitmiştir. Hepinizin ayağına sağlık. Cesur aldığı karardan daha şimdiden pişman olmuştu. Anasının kıza yaptıkları, babasının ona bir hayvan gibi davranması geldi gözünün önüne. Burada yaşamaya devam edecekse Seha'da onunla birlikte bu konakta yaşamak zorunda kalacaktı. Sırf davayı bitirmek için kızı bu cehenneme getirmek ne kadar doğruydu, bir türlü usunda sağlam bir yere oturtamıyordu. Ağalar tek tek dağıldıktan sonra babası ile koca salonda tek başına kaldı. Celil Sungur burnundan soluyor ve oğlunun bu kararını ne ederse etsin sindiremiyordu. Cesur kapıya doğru seslenip kahyayı çağırdı. "Konaktakilere haber ver, salonda toplansınlar." dedi. Dakikalar geçtikten sonra Behiye hanım, görümcesi ve onun çocukları ve de Cesur'un biri oğlan üç kardeşi büyük salonda toplandı ve onun açıklama yapmasını beklemeye koyuldu. - Ağalar karar verdi. Sulh olacak. Şartları da Gürbüz Zahir'in kızı ile evlilik yapmam. Aynı zamanda babam, bu zamana kadar onlara verdiği bütün zararı karşılayacak. - Olmazzz, o katil soyunu anamın olduğu evde istemem oğul. Hala kurban, etmedim, karara boyun eğmedim de. Paraysa para verelim, yeter ki o soysuz bu eve girmesin. Anam son günlerinde huzur içinde yaşasın. - Buna sen karar veremezsin hala. Meclis söyleyeceğini söyledi, babam da kabul etti. Öyle değil mi baba söylesene. - Gardaşım doğru mudur? Gardaş sen nasıl kabul edersin bunu. O kızı anamın yaşadığı eve nasıl sokarsın? Celil Sungur cevap veremedikçe Gülhanım hop oturup hop kalkıyor, ağabeyinin vazgeçişine isyan ediyordu. Neneleri ve dedeleri onları öyle bir intikamla büyütmüştü ki; intikamlarından vaz geçmek onlar için ölmekle eşdeğerdi. "Sen benim kızımı nikahına kabul etmedin, o soysuzu kabul edersin ha Cesur? Babamın soyunu o soysuzdan mı toratmak istersin? Senin doğduğun güne, seni kurtuluş olarak gördüğüm güne lanet olsun." Bu sözler Celil beyin çileden çıkmasına yetmiş ve iri nasırlı ellerini ablası Gülhanım'ın yüzüne nakşetmişti. "Sus kadın! su derim sana. Sen kim olursun da benim oğlumun canına beddua edersin? Yıkıl gözüm görmesin seni." Cesur babasının onca şeye susup da mesele kendi olunca kaplan kesilmesini esefle karşıladı. Babasının ne yapmaya çalıştığının farkındaydı. Celil Sungur öyle köşeye sıkışmıştı ki; sulhun jandarmanın eline kalmasındansa düşmanının kızının bu eve girmesine razı olduğunu görebiliyordu. Dudağının kenarında beliren tebessüm zaferden değil, babasının acizliğine duyduğu üzüntüdendi. Bakışlarını ailesinin geri kalanında dolaştırdıktan sonra son sözlerini söyledi. - Bu konu burada son kez konuşulacak ve kapanacak. O kız benim karım olarak bu eve girdikten sonra, birinizin ona eza çektirdiğini, canına kast ettiğini görürsem bu aile ile olan bütün ilişkisini keserim. Ha yine mi iflah olmadınız; bu sefer soluğunuzu kesmekten çekinmem. Şimdi hazırlıklara başlayın. Son sözüm demişti ama bu meselenin bu kadar kolay kapanmayacağından emindi. Seha'yı bu evde oldukça zor günler bekliyordu. Elinden geldiğince buna mani olacağına dair kendine söz verdi ancak; Seha'yı da burada yaşanacaklara karşı hazırlaması gerekiyordu. Onu az çok tanıdığı kadarıyla cevval, gözünü budaktan sakınmayan, çalışkan bir kızdı. Üstelik kalenderdi de. Annesi ona o kadar kötülük etmişken bile acısına saygı duymuş ve karşılık vermemişti. Dün geceden beri sürekli Seha aklının bir köşesini işgal ediyordu. Belki de farkında olmadan ağaların kararına direnmemişti. Onunla evlenmek fikri o an için doğru gelmişti Cesur'a. Belki dirense, itiraz etse sadece zararlarını karşılamayı kabul ettirebilirdi ama Rüstem ağanın bu hususta diretmesinin ardında başka bir mesele olduğu belliydi. Çünkü babası, herkese karşı çıkmış olmasına rağmen, Rüstem ağaya hayır diyememişti. Dün geceyi gözünü kırpmadan sabaha kavuşturan Seha ise, ağalar meclisinden çıkacak kararı merakla bekliyordu. Anası onu sağ salim karşısında görünce kendini biraz olsun toplamış ve o da kızıyla birlikte sabahı sabah etmişti. Görmüş geçirmiş bir kadın olarak; ağalar meclisinden çıkacak karara karşı gelemeyeceklerini çok iyi biliyordu. Ellerinde olan kayıntılarla ufak bir çay sofrası kurup uyandırdı kardeşlerini. Hava son günlerde olduğu gibi bir açıp bar kapatıyor, aynı Seha'nın içi gibi dalgalanıyordu. Hava ayam olmadığı için tarla işine gidmeyeceğinden yine aydınlık olan camın kenarına oturup işlediği oyayı eline aldı. İşte o an farketti yemeninin kenarındaki kan lekesini. Aldığı sıkıntılı nefes; geceden beridir yorulan zihnine bir ferahlık verememişti. Lekeyi nasıl hal eder de yemeniden temizlerim diye düşünürken; kapı alacaklı gibi vurulmaya başladı. Bu kez elinde iğne olmadığına şükretti Seha. Kardeşlerini durdurup kapıya doğru adımladı. Her adımında da 'Allah'ım sen; çıkan kararı hakkımızda hayırlı eyle, hakkımızda hayırlı olana gönlümüzü razı eyle' diye dua etti. - Buyur muhtar emmi. Hayrolsun inşallah. - Kızım, Rüstem ağa köy meclisinde seni bekler. Sana diyeceği mühim şeyler vardır. - Bana az müsaade muhtar emmi. Örtme'den üzerine yağmurlu havalarda giydiği muşambadan yağmurluğu alıp muhtarın ardı sıra yola düştü. Köy meclisi genelde muhtar emminin evinin dibindeki kahvede toplanırdı. Başka adamların da orada olacağını bildiğinden; saçını iyice gizlemiş, üzerine de gösterişi olmayan mitilden esvaplar giymişti. Nihayet meclisin toplandığı yere geldiklerinde, evvela yürüyüp Rüstem ağa'nın elini öptü. Rüstem ağa buralarda en çok sözü geçen, adaleti ile nam salmış bir ağaydı. - Mıhtar senlen yaşlı heyetinden bir efendi kalsın, gerisi çıksın dışarı. Benim Seha kızımla konuşacağım mühim bir mesele vardır. Muhtar geri kalan meraklı adamları kahve dışına çıkardıktan sonra Seha'nın oturması için Rüstem ağanın karşısındaki sandalyeyi gösterdi. Seha geldiğinden beri başını yerden kaldırmıyor ve Rüstem ağanın yüzüne bakmıyordu. - Gürbüz'ün kızı yüzüme bakasın. Neden bir suç işlemişsin gibi başın yerdedir? - Ağam günahımı bilirsin. Ben bir cana zarar verdim. - Verdin de keyfin için mi verdin kızım? Az bile dayandınız bu zamana kadar. Bak yavrum, dün ağalar meclisi toplandı bilirsin. Ben ezelden beridir bu düşmanlığı bitirsin diye Celil'e söylenip dururum ama o kan akıtmayınca her bişeyi yapabileceğini sanıp eziyetlerine devam eder. Ne beni ne de diğer ağaları dinler. Ama her deccalin bileğini bükemeyeceği bir yiğit vardır. Bazen o yiğit senin soyundan çıkar. İşte Celil'in bileğini bükemeyeceği yiğit de oğlu çıktı. Cesur, dünkü mecliste bu davanın biteceğine, ailenin zararınıın tanzim edileceğine dair söz verdi. Amma bizim de bir şartımız vardır. Adıyaman'a adam yolladım, babana haber uçuracak. Gürbüz de bugün yarın köve gelir amma ben istedim ki sen evvelden bil ve kendini hazırla. Kızım meclisten Cesur ile senin nikahlanman için karar çıktı. Bu sulhun kalıcı olması için iki aile arsanıda soy birliği edilmesi şarttır kızım. - Ağam ben nasıl ederim? O ev benim için cehennemden farksız olur. Siz bu dava bitsin diye kendimi kurban etmemi istersiniz. - Senin o evdeki güvencen Cesur'un ta gendisidir kızım. Cesur senin üstüne kimsenin gölgesinin düşmesine müsaade etmez. Bu yaşlı emmine az biraz güveniyorsan, bu işe razı gelmen lazım. Ben Cesur'a kefilim kızım. - Ağam; anamı babamı nasıl bırakırım? Onların bana ihtiyacı var bilmez misin? Ben tarla işine gitmesem, iki kuruş fazla getirmesem halimiz haraptır. - Kızım sen beni dinlemez misin? Celil bu zamana kadar size verdiği zararları karşılayacak. Ne noksanınız varsa verecek. Bundan sonra ekininize, hayvanınıza da ilişmeyecek. - Ağam onun haram parasıynan nasıl olur? Parayı nasıl kazandığını bilmez misin? Az da olsa, kıt da olsa helal lokmadan gayrısı geçmedi boğazımızdan bizim. Şimdi onun kirli parası bize hayır eder mi? - Bunu onun cebinden çıkan para olarak düşünmeyeceksin kızım. Sizden aldıklarını geri verirmiş gibi düşüneceksin. Hem baban bundan sonra gurbete gitmek zorunda kalmayacak, evde geçim derdi olmayacak. Seha, bu güne kadar yaşadıklarını düşündü yol boyu. Yağmur yine aynı şiddette yağıyor, toprağı yordukça yoruyordu. Sanki yüce yaradan da onun bir an önce kabul etmesini ister gibi toprağı suluyor ve Seha'nın iş umutlarını elinden alıyordu. Ne zaman geldiğini anlamadığı evin camında yolunu gözleyen kardeşlerini görünce derin bir nefes çekti içine. Soluğunu verirken ağzından çıkan duman, sanki yanan ciğerinden tütüyordu. Neva koşarak ablasına kapıyı açtı. Anneleri bir yana, çocuk aklıyla onlar da kendilerini bekleyen belirsizliği seziyor ve haliyle durgunlaşıyordu. Seha, sobalı odaya girip yer minderinde oturan annesinin dizlerine yattı. Kızının kafasındaki düşüncelerin ağırlığını, dizlerinde hisseden Nadime kadın; sanki o yangını söndürmek ister gibi usul usul okşamaya başladı. Bekledi ki; kendi açılsın, döksün içini. Bir süre sonra Seha doğrulup annesinin karşısına oturdu. Rüstem ağanın ona söylediklerini usul usul, anasının tepkilerini bekleye bekleye anlattı. Nadime hanım o zalimlerin ocağına bir evlat feda edeceğinin bilinciyle içi yana yana ağladı. Cesur'u tanımaz etmezdi zaten. Ama inandığı bir şey vardı ki o da; Celil ağanın oğlu da en az onun kadar zalim olurdu. Olmasa bile o evde Gülhanım ve Celil varken; kızı gün yüzü göremezdi ki? Ağa meclisinden çıkan karara karşı gelemeyeceklerinin de farkındaydı. Aslına bakarsanız Nadime hanım şimdi dizlerini döve döve kızının yasını tutuyordu. Seha da bunun bilinciyle daha fazla evde duramayarak attı kendini dışarı. Yol iz bilmeden yürüyen dervişler gibi ayaklarının onu götürdüğü yere gitmekti niyeti. Ama vardığında gördü ki; her şeyin başladığı yerde; büyük halasına tasallut eden baba Celil Sungur'un altında yattığı taş yığınının dibindeydi. Eskilerden dinlediğine göre babasının dedesi; kızına fenalık eden Celil Sungur'un bedeninin buraya gömülmesini şart koşmuş ve üzerini de iri iri taşlarla örtmüştü. Sanki ruhunun bile dışarı çıkmasını engelemek istemiş gibiydi. Ağalar da büyük dedesinin isteğini makul görmüş ve Sungur'lara bu mesele hakkında söz dahi vermemişti. İşte biraz da bu mezarın kinini güdüyordu Sungur'lar. Babalarının mezarının iki köyün sınırında, bir taş yığınının altında olması onların nefretini körüklüyordu. Bedenini döven yağmur, aynı zamanda koca taş yığınını yıkıyor ve parlayan taşların ardından sanki elli sene evvel bu yığının altına gömülen isdikbalini seyrediyordu. Yağmurun sesinden yanına kadar yanaşan arabanın sesini duymadı Seha. Cesur ise burada görmeyi beklemediği kızın omuzlarındaki çöküntüyle her şeyi duyduğunu anladı. Yarısı bitmiş sigarasını çamurun içine basıp söndürdü ve sakin adımlarla kızın bir iki metre berisine kadar yürüdü. - Varıp varabileceği yer bir avuç toprağın altı olan insan oğlu, nasıl da hiç ölmeyecekmiş gibi dünya gailesine düşüyor değil mi? - Sen? Sen ne zamandır buradasın? - Oluyor biraz ama çok dalgınsın heralde farketmedin. Haber ulaşmış sana da belli. - Ulaştı. Ben de bu taş yığınına hesap sormaya geldim ama hiçbir sualimin cevabını alamadım. Sende var mı benim suallerimin cevabı? - Sormadan bilemezsin? - Bu nikah benim sonum mu olacak başlangıcım mı Cesur Sungur? Sungur konağında bana kaç günlük ömür biçti ağalar?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD