Sulh...

1617 Words
Arabanın sarsılarak ilerlediği toprak yolda, günlerdir hız kesmeden yağan yağmurun izleri vardı. Fazlaca sarsıldığı zamanlarda Cesur'un sırtındaki yara kendini hatırlatıyor ve zorlasa da bu acıyı belli etmemek için dişlerini sıkıyordu. Seha ise bu duruma sebebiyet verdiği için içten içe pişmandı ama Sungur'ların bu zamana kadar yaptıkları artık canına tak etmişti genç kızın. Bu gün duyduklarıyla da bütün Sungur'ların gaddar olmadığı hakkında yeni bir bilgi edinmişti. Olayın yaşandığı değirmenin yanından geçtiklerini farkedince "Beni burada inidrsen" dedi. Ona nasıl hitap edeceğini bilemiyordu. Ağabey mi dese bey mi dese, bir türlü karar veremiyordu. Ama Cesur arabayı onun dediği yerde durdurdu ve ağrısının izin verdiği ölçüde kıza taraf dönerek konuştu. - Nerede istersen orada inebilirsin. Haklısın da aslında. Annemin sana yaptıklarından sonra güvenip arabama binmen bile büyük cesaret. - Behiye hanımın acısı vardı, ses etmedim. Ben de o zamanlarda seni öldürdüğümü sanıyordum aslına bakarsan. Bana ne yaparlarsa yapsınlar razıydım. - Ama o biliyordu benim yaşadığımıi iyi olduğumu. Sana bu şekilde davranmaması gerekiyordu. - Ana değilim, bilemem. Korkmuştur elbet. Bir de düşmanlık olunca, bir can daha eksilse umuruna komazdı. - Mesele de bu ya. Yarım asır önce yaşanıp bitmiş bir meseleyi, daha doğrusu başkalarının hatalarını suçu günahı olmayanlara yıkmak akıl karı değil. - Sen Sungur'ların oğlu olduğuna emin misin? Neden onlar gibi konuşmuyosun? Seni yaraladım, az kalsın öldürecektim; neden hiddetlenmiyorsun bana karşı? - Eminim, onların oğluyum ama onların intikamlarını hiçbir zaman sahiplenmedim. Üstelik beni dinlemesen dahi bana o gün yaptığında kendince haklıydın. Çünkü ne olursa olsun benim aile bildiğim insanlar başkasının rızkına göz dikmemeli. Kinse kin; senin kininin daha büyük olması lazım. Ama eski insanların intikam duygusunu köreltmek sandığın kadar kolay olmuyor işte. - Ne olacak peki şimdi? Ağalar toplansın dedin, ne diyecek ki ağalar? Sungur'ların sözü geçer bu memlekette. Bizim için daha beteri olmasın sonra? - Merak etme; Sungur da olsan ağaların sözüne itimad etmek zorundasın. Ne karar çıkarsa çıksın babam kabul etmek zorunda. Ailene bir zarar gelmemesi için ben de o toplantıda olacağım. - Ne diyeyim, sağ ol. Eğer bana bir şey olsaydı anam kardeşlerim dayanamazdı. Hem benim yokluğuma hem de gerçek yokluğa. Anam sakattır çalışamaz, ben de kendi işimiz bitince yevmiyeye gider eve bakarım. Babamın kazandığı idare etmez bizi. - Kaç yaşındasın sen? Okula gittin mi? - Gittim ya. Ortayı bitirdim ama ilerisi zordu bizim için. Kendimi bildim bileli yardımcı giderim köy işine. 20 yaşıma gireli on gün oluyo işte. - Adın ne senin peki? - Ne edecen adımı? Jandarmaya mı deycen? - Korkma, kimseye bir şey demiyeceğim. Merak ettim sadece. - Seha benim adım. - Seha demek; ne anlama geliyor biliyor musun? - Eli açık, gönlü bol demekmiş. Anam öyle der. - Pekala Seha. Hadi şimdi git de annen ve kardeşlerin daha fazla merak etmesin. Ağaların ne karar verdiğini ben sana bildiririm muhtarla. Seha başıyla selam verip indi arabadan. Bedeni yorgun ve de güçsüzdü. Eve kadar dayanabilirse iki lokma ekmek yiyip, kana kana su içecekti. Evdekilerin hali düştü aklına. İnşallah o yokken ailesine bir zarar vermemişlerdir diye düşündü. Bu korku ile biraz daha kuvvet verdi adımlarına. Nihayet evin yoluna girdiğinde kardeşi Mustafa'yı sokakta oğlanlarla oynarken gördü. Haliyle Mustafa da onu. Koşarak gitti Seha'nın kollarına. "Abo nerdesin sen, anam merakından hasta oldu, bana yemeklerimi hep Neva yedirdi." dedi. Seha'nın kalbi sıkıştı bu sözlerle. Bir an önce eve girip anasını görmek istedi. Kucağından yere bıraktığı kardeşini öpüp evin girişine doğru adımladı. Kendi yuvasına girerken ilk defa ayakları geri gidiyordu. Kapıyı çaldı ve bir süre bekledi açılması için. On yaşındaki kız kardeşi kapıyı açınca beklemeden sarıldı ablasının boynuna. Bir yandan göz yaşı döküyor bir yandan da onu gördüğü için sevincini belli etmeye çalışıyordu. "Anam nerde Neva?" diye sordu beklemeden. Kız da içini çeke çeke oturdukları sobalı odanın yolunu gösterdi. İki koca adımla odanın kapısına vardı ama içeri girmek için cesaretini toplaması gerekti. Nihayet girdiğinde ise anasını cam yanındaki sedirde boylu boyunca yatarken buldu. - Ana! Ana ben geldim, kurbanın olayım ne oldu sana? - Kuzum, essah geldin mi? Usumdan uydurduğum düş değilsin hemi, buradasın he annesi kurban? - Buradayım ana, buradayım. Geldim bak, sapasağlam karşındayım. Bir şeyim yoktur, canım sağdır. De hele sana ne oldu? - Seni gördüm ya daha eyim yavrum. Başım tuttu, tansiyem oynamış, öyle dedi Ehlinaz abo. Sade yağ eridip içirdiler, daha eyim şimdi. Sen anlat oğul, hırpaladılar mı seni kurban olduğum? Elleri kırılsın inşallah, benim güzel yavruma kıyanların elleri kırılsın. -Tamam ana, beddua etme boş ver. Ben de onların oğlunun canına kast ettim. Şükür canı sağdır. - Nasıl bıraktı o gaddar Celil seni? Kapıma ha geldi ha gelecek, yuvamı başıma ha yıktı ha yıkacak diye gözüme uyku girmedi. - O değil ana oğlu Cesur bey bıraktı. Kızdı gürledi babasına. Yetti gaddarlığınız dedi. Ağaları toplayacak bugün yarın, düşmanlığı bitirmek niyeti. İnşallah bundan sonra huzurumuz geri gelecek ana. - Kendine gel Seha. O da bir Sungur değil? Nasıl güvenir, nasıl inanırsın keçamın? - Ben gördüm ana. O gaddar Celil bey de anası olacak o Behiye'de karşısında bir ürkek, bir korkak sorma getsin. Adam ne derse ağzından çıkacak lafa bakıyo ikisi de. Bir de duydum, na bu kulağımla duydum. Getmekle tehtid etti onları. Eğer lafıma gelmezseniz, bir daha yüzümü göremezsiniz dedi. Nasıl korkarlar gitmesinden bir görsen; beni de jandarmaya teslim etmedi. Haklısın dedi bana, bizimkiler çok eza çektirmiş size, ne etsen haklısın. Nadime hanım, kızının gözündeki inanmışlığa korkarak baktı. Yıllardır Sungur'ların eziyetine maruz kalmış birisi olarak inanamıyordu bir türlü sulh olacağına. Korkuyordu ki; kızının başına bir iş getirsinler. Büyük halanın akıbetine uğrar diyeydi asıl büyük korkusu. Serpilmiş, dünya güzeli bir kız olmuştu Seha. Pek tabii arsız, namussuzun gözüne gelirdi. Ne malumdu Cesur Sungur'un dedesinin huyunu taşımadığı. Evlerden ırak dedi, Allah'a sığındı Nadime hanım. Elinden gelen başka bir şey de yoktu zaten. Seha'yı bırakıp geri dönen Cesur; ailesinin onu büyük salonda beklediğini öğrendi. Anlaşılan uzun bir konuşma daha yapması gerekiyordu. Fakat salona girdiğinde halası ve ailesini görmek beklediği bir durum değildi. Halası onu görür görmez abartılı bir tepkiyle yerinden kalktı ve "Cesur'um, babamın soyunun neferi, ne ettiler oğul sana, elleri kırılsın o katillerin, dilerim Allah'tan kahru perişan olsunlar." Cesur bu insanlara laf anlatmanın zorluğunun farkındaydı ama yaptıkları onca kötülüğe, kirli işe rağmen sanki kendileri sütten çıkma ak kaşıkmış gibi zavallı bir aileye bilenip ömürlerini kör bir intikamla geçirmelerini anlayamıyordu. - Gördüğünüz gibi sapa sağlam karşınızdayım. Abartılacak bir durum yok. Yarın ağalar toplanacak ve bu mesele masaya yatırılacak. Ve sen Celil Sungur; o toplantıdan ne karar çıkarsa ona harfiyen uyacaksın. - Oğul ne dersin sen? Babamızın intikamından böyle kolay geçmeyi nasıl söylersin? - Yeter hala, yeter artık bu saçma intikam inadınız. Elli sene evvel, evli barklı babanız gidip elin kızına meyletmiş, aile de namusunu temizlemiş, olaya karışan herkes toprak altında şimdi. Siz ne demeye bu meseleyi uzatıp insanlara cehennem hayatı yaşatıyorsunuz? - Oğul sen babasız büyümek ne demek bilmezsin. Biz sadece babasız değil, anasız da kaldık. Anam yatağa düştüğünde baban kundakta bebeydi, ben de beş yaşında bi sabiydim. Biz o melun günden sonra hem anasız hem babasız kaldık. Kimse bizim bu noksanımızı geri veremez. - İşte mesele de bu ya. Siz ne yaparsanız yapın ne o zaman ne de onlar geri gelecek. Bu yüzden madem siz sulh olmayı beceremiyorsunuz, o devletten askerden büyük gördüğünüz törenin adaleti tecelli edecek. Ne derseler o olacak bundan sonra. Ben de yarın o toplantıda olacağım ve her şeyi dosdoğru anlatacağım. Eğer sizde de varsa biraz Allah korkusu susar kabul edersiniz. - Oğul bir mesele daha vardır. Bu gece halanlar da burada toplandı çünkü yeğenim Hesna ilen senin evlenmeni münasip gördük. Madem artık burada bizimle kalacaksın, bizim kanımızdan canımızdan bir kızla evlenip yuva kuracaksın. - Boşuna toplanmışsınız o vakit. Bu söylediğiniz asla olmayacak. Ben kardeş bildiğim kızı nikahıma alacağıma şurada kafama sıkarım daha iyi. - Oğul öyle deme. Onu da düşün, sana gönlü vardır. Hem ele verip de ziyan mı edelim Cesur'um. Ben kızımı senden daha iyi kim koruyup gözetecek. - O fikri kendi aklından da kızının aklından da sileceksin Gülhanım kadın. Bunu duymadım farzediyorum. Eğer bu kafada giderseniz evimin kapıları bundan sonra size kapalıdır. Sekiz sene evvel o büyük kavgayı ettiklerinin ertesi, yerini yurdunu terkeden oğlunun hiç değişmediğini gören Celil efendi, sıkıntı ile nefes aldı. Artık elden ayaktan düşmüş ve tek oğlunun işlerinin başına geçeceğine dair iş çevresine haber etmişti. Sağlam kaçakçıydı Celil efendi. Genelde mazot üzerine çalışır, Kuzey Irak'tan Türkiye'ye mazot çekerdi. Tabii bu uğurda elini kana da buladığı olmuştu, milletin gözünü korkuttuğu da. Ama bunları Cesur'un duyması şimdilik hiç iyi olmayacaktı. Çünkü Cesur sadece legal gözüken petrol şirketinin başına geldiğini düşünüyordu. Üstelik daha bu sabah jandarmayı çağırmakla tehdit etmişti onu. Şimdilik üzerine gidip hiddetlendirmemek en iyisi diye düşündü. Ne oğlu kadar merhametli ne de onun kadar adildi. Ama onunla inatlaşmayacak kadar da akıllıydı Celil efendi. Bu sebeple; "Cesur ne derse odur bacım. Bu meselelerde üstelemek olmaz." dedi ve kestirip attı meseleyi. Maksadı şu ağaların toplantısı hallolana kadar oğlunun damarına basmamaktı. Ama ağa meclisinden çıkacak olan karar elini kolunu öyle bağlayacaktı ki; belki de Celil efendi hayatı boyunca ilk kez hakkında alınacak bir karara boyun eğmek zorunda kalacaktı. Kasketini başına geçirip oturduğu yerden kalktı. Bu hareketi ile bu akşam ki aile toplantısının da son bulduğunu belirtmiş oldu. Suna hanım ağabeyinin suskunluğuna, nenesinin adını taşıyan Hesna da sevdasını yok sayan Cesur'a gönül koydu. Odasına çekilen Cesur ise buraya gelmekle iyi mi yoksa kötü mü ettiğini düşünedursun; aklına sıklıkla Seha'nın iri ela gözleri geliyor, çaresizliğini anlatırken bile takındığı vakur tavır aklını kurcalıyordu. Sahi neden kurcalıyordu ki? Alelade bir kızdı sonuçta, hem de küçücük bir kız. Aralarında neredeyse 10 yaş vardı. Okumak, hayatını yaşamak yerine elleri ile toprağı kazıyor ve ekmeğini çıkarıyordu. Sonra nasırlı ellerini saklama çabası geldi gözünün önüne. Reçberliğinden utanmıyordu belki ama genç kızlık haliyle belki de şehirli gördüğü adama ellerini göstermekten çekinmişti. Yarın büyük gündü Sarıyaka'da. Besni'nin ileri gelenleri Sungur konağında toplanacak ve yıllardır süren bu tek taraflı kine bir çözüm yolu bulacaklardı. Cesur'a yapacaklarını harekete geçirmesi için sulh lazımdı ve o sulh yarın mutlaka sağlanacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD