"Ya Berkay çık git odamdan!" diye bağırdım. İşaret parmağını dudağına koyup "Şşt" dedi. "Annem duyacak sussana."
"Duysun!" diye bağırıp ona yastığımı fırlattım. "Kendi ödevini kendin yapsana oğlum! Zekân yetmiyor mu?"
Ağzını yüzünü buruşturup "Zikin yitmiyir mi?" diye beni taklit etti. Sinirlerimi zıplatıyordu artık. Ayağa kalkıp karşısına geçtim.
"Kendi ödevini kendin yap!"
Gözlerini kısarak bana baktı ve "Yeni aldığın rimelini çöpte görmek istiyorsun herhâlde?" dedi.
"Annee!" diye çığlık atıp "Senin bu oğlun beni tehdit edi-" diyordum ki, salak kardeşim Berkay eliyle ağzımı kapatıp "Sussana ya!" dedi. "Benim arkadaşlarımla buluşmam gerek, o kadar da çok ödevim yok. Yapsan ne olur ki ablacım(!)?"
Elini ittirip "Anca işin düşünce ablan olduğum aklına geliyor değil mi?" dedim. Kaşlarını çatıp "Ne alakası var güzel ablacım?" dedi. "Senin benim ablam olduğunu unutur muyum hiç? Bak eğer sen benim ödevimi yaparsan, sana üç tane ruj alırım."
Kaşlarımı havaya kaldırdım.
"Sen?" dedim alayla. Kafasını salladı ve "Evet, ben." dedi.
Elimi çeneme koyup düşünürmüş gibi yaptım. O sırada Berkay'ın bana kedi yavrusu gibi bakışlar atmaya çalıştığını ama aslında bir orangutan yavrusuna benzediğini görmezden gelerek "Peki tamam." dedim. "Ama beş tane!"
Elimi uzattım. O da kaşlarını çatıp elimi tuttu ve "Üç!" dedi. Ellerimizi sallayıp anlaşma yapar gibi, "Dört!" dedim.
"Anlaştık!"
"Anlaştık!"
Elimi çekip arkasını döndürdüm ve sırtından ittirip "Şimdi defol git!" dedim. Oflayarak odadan çıkıp gitti.
"Mal ya."
Yatağıma oturup telefonumu tekrar elime aldım. Zaten bir de anonim çıkmıştı başımıza!
Dün ailecek piknik yapmaya gitmiştik. Etrafı izlerken kayıtlı olmayan bir numaradan mesajlar gelmişti. Aynen şöyle;
Bakma etrafa öyle
Güzelliğini benden başkası görmesin..
Ben de durur muyum hiç? Sordum sorumu. Ona "Hayırdır sen kimsin?" yazıp yolladım. Daha sonrada mesajları anneme okuttum. Tabi annemin yüzünde hemen buruk bir tebessüm oluştu. Neden mi? Çünkü o da babamla böyle karşılaşmıştı. Bir an benimde mi sonum böyle olacak diye düşünmedim değil yani.
Ama sanmıyorum pek. Çünkü ben o mesajı attığımdan beri başka bir mesaj gelmemişti. Belki dalga geçiyorlardır diye düşünmüştüm ama, o an benim etrafa bön bön baktığımı nereden bilecekti?
Korksam mı? Üzülsem mi? Sevinsem mi? Bilemiyorum. Ama şimdilik rahattım. Çünkü tekrar mesaj atmamıştı. Annem de dünden beri başımın etini yiyip duruyordu. Tekrar mesaj attı mı diye. Hayır diyip geçiştiriyordum. Keşke en başından okutmasaydım mesajları. Eğer o anonim bozuntusu tekrar yazacak olursa da anneme söylemeyecektim.
***
"Miraay! Kızım insene aşağıya!"
"Geliyorum!"
Oflayarak odamdan çıktım. Merdivenleri koşarak inip salondaki yemek masasına baktım. Yok yoktu maşallah. Koltuklarda babam ve Berkay'dan başka kimse yoktu. Babam televizyon izliyor, Berkay'da yemek masasına bakıyordu. Salak ya. Göz devirip mutfağa girdim. Annem tezgah başında, salata yapıyordu. Gülümseyerek yanına gittim.
"Kolay gelsin gönlümün sultanına!"
Yerinden sıçrayıp şaşkınca bana baktı. "Ödümü kopardın kız!" Koluma çimdik atınca inledim.
"Ya anne ya!" diye yakındım "Kolum moraracak sonra." Elini beline koyup bütün bedenini bana çevirdi.
"Sen onu bunu boş ver de, şu numaradan mesaj geliyor mu hâlâ sana?"
Gözlerimi devirdim. Annem tekrar çimdik atıp "Anneye göz devrilmez!" dedi. Kolumu tutup çemkirdim.
"Ya anne ya! Sanki sen annene hiç göz devirmedin!"
Boğazını temizleyip ellerini yine beline koydu. "Bu seni hiç alâkadar etmez küçük hanım." dedi.
"Ben küçük falan değilim!" diye kızdım. "On dokuz yaşındayım ya on dokuz!"
"Neyse ne!" dedi. "Hâlâ mesaj geliyor mu sana demiştim?"
Kollarımı göğsümde birleştirip "Hayır." dedim. "Biri dalga geçiyordur işte."
Derin bir nefes alıp "Bende baban hakkında öyle düşünmüştüm." diye mırıldandı. Annem tekrar salatanın başına geçince yine göz devirdim.
"Yazarsa engellerim zaten." dedim. "Bir de bununla hiç uğraşamam."
Annem bir şey demeyip son rütuş olan salatayla salona dönüp masaya koydu. Bu yemeye başlayabileceğimizin işaretiydi.
Babam koltuktan kalkıp masaya doğru gidiyordu. Gözlerim Berkay'ı aradığında yemek masasına gömüldüğünü gördüm. Öküz ya!
Gidip masaya oturdum ve bir bardak soğuk su içtim. Bardağı masaya bırakırken yandan da Berkay'ı dürttüm. Bakışları tabağından bana döndüğünde kulağına eğilip "Ödevlerin tamam." diye fısıldadım. "Yarın rujlarımı elimde istiyorum. Unutma, dört tane!"
"Tomom." dedi. Yüzümü buruşturdum.
"Ağzındakini bitir de konuş! Geri zekâlı."
Önüme döndüğümde eş zamanlı olarak arka cebimdeki telefonumda titremişti. Telefonu elime alıp gelen mesaja baktım.
053********: Afiyet olsun güzelim:)
Bu benim peşimi bırakmamış mıydı ya?
Cevap yazmadan telefonu cebime koydum. Kafamı kaldırdığımda herkesin bakışlarını üzerimde beklemiyordum tabi ki.
"Noldu kızım?" diye sordu babam. "Bir sorun mu var? Kimden geldi mesaj?"
Anneme baktığımda gözlerini kısmış beni izlediğini gördüm. Gülmeye çalışarak;
"Hiç" dedim. "Bizim tayfa işte baba. Saçma şeyler yazıp duruyorlar." Babam kafasını sallayıp yemeğine geri döndü. Annem ise bana hâlâ kısık gözlerle bakıyordu. Bende gözlerimi kısıp ona bakmaya başladım.
Kazanan yine ve yine annem olduğunda göz devirip yemeğime geri döndüm. Bu telefon sapığı başıma bela olacaktı..
***
"Lan bir susun!" diye bağırıp bizimkileri susturdum. Leyla tam ağzını açıp yine bir soru daha soracakken bakışlarımla sustu. Bora'da bir şey diyeceği sırada bu sefer sert bakışlarımı ona attım.
İpek ve Serkan'a baktığımda onların konuşmaya hiç niyetlerinin olmadıklarını gördüm. Aferin, adam olun!
"Sorularınızı sonraya saklayın." deyip garsonu yanımıza çağırdım ve hesabı istedim.
Sabah erkenden bizim tayfayla toplanıp kafede buluşmuştuk. Hepimiz yakın arkadaştık ve bilin bakalım ortak özelliğimiz neydi? Tembellik! Seneye hepimiz tekrar üniversite sınavına beraber girecektik.
Bora ve Serkan birbirlerinin kafa dengi ve salaklardı. İpek aramızdaki en korkak arkadaşımızdı. Leyla, ah Leyla'm ah. Tam benim kafa dengimdi. Rimelimi sadece onunla paylaşabilirdim!
"Sormazsam çatlayacağım." dedi Leyla. Göz devirdim ve başımı salladım. "Neden yazmış sana?"
Allah'ım sen bana sabır ver. "Bilmiyorum dedim ya kızım kaç kere."
Kafasını sallayıp kahvesinden bir yudum daha aldı.
"Tabi ki de engelleyeceksin değil mi?" Bakışlarım sorunun sahibi İpek'i buldu.
"Neden ki?" diye sordum. "Biraz eğlenelim bence."
Serkan sırıtıp başını 'Sen çok fenasın akıllı şeytan seni' der gibi salladı. Yani ben bunu anladım.
"Şimdi senin peşinde bir sapık mı var?" dedi Bora. Biraz düşünürmüş gibi yaptım.
"Bilmiyorum ki."
"Ya katilse?" dedi İpek. Göz devirip konuştum.
"Ya ya ne demezsin. Çok güzel fantezileri olan bir katil hem de." dedim. "İlk önce mesaj atıyor. Sonra öldürüyor." Ellerimi havaya kaldırıp dudak büzdüm. "Ne yaparsın, bize de böylesi denk geldi işte."
İpek göz devirip "Komik değil." dedi. Güldüm ve yanağından makas aldım.
Hesabı ödeyip kalktık ve yürümeye başladık. Yeni hedefimiz kütüphaneydi. Tembelliği yenip kendimizi çalışmaya zorluyorduk. Ne kadar işe yaradığı tartışılır.
Kütüphaneye geldiğimizde daha içeri girmeden telefonum da titremişti.
053********: Birilerinin ders çalışma saati gelmiş anlaşılan:)
***
S.D.