"Şu salak insanları anlamıyorum cidden." diye söylenen Serkan'a çevirdim bakışlarımı. "Hayır yani, madem evin içinde ses duydun, niye eline aldığın saçma bir vazoyla ölüme gidiyorsun ki?"
Karanlık olduğu için yüz hatlarını pek göremediğim Leyla'nın göz devirdiğine kalıbımı basabilirdim.
"Ah Serkan!" dedi Leyla. "Saçma evet, çünkü bu bir film. Korku filminde en çok olan olaylar bunlar zaten. İnsanların ölmesi."
"Nasıl bu kadar soğuk kanlı olabiliyorsun Leyla?" dedi İpek. Yanımda oturuyordu ve televizyona bakmak yerine benim koluma yapışmıştı.
"İpek sen Leyla'yı boş ver de," dedim. "Kolumla ilişkiniz ciddiyse nikâh şahidiniz ben olmak isterim."
İpek kafasını bana çevirip ne dediğimi anlamaya çalışır gibi baktı. Ağzı şaşkınlıkla açıldığında koluma yumruk atıp bu sefer Leyla'nın yanına sırnaştı. Göz devirdim.
"Az susun lan en heyecanlı yeri!"
Diğer yanımda oturan Berkay'a dil çıkarıp televizyona döndüm. Kız mutfağa elindeki vazoyla girip sağa sola baktı. O sırada arkasında beliren siyah maskeli kişiyle Bora ve Serkan aynı anda çığlık atıp birbirlerine sarıldılar. Biz onların bu haline kahkahalarla gülerken duyduğumuz 'tak tak' sesiyle nefesimiz kesildi.
Hepimiz birbirimize bakarken Bora ve Serkan ortadaki büyük cam sehpanın altına girdiler.
"Sakin olun ya." dedim. "Pencere çarpmıştır." Kendim korkudan ölecek gibiyken bizimkileri sakinleştirmeye çalışmak ne kadar doğruydu, tartışılır. Tekrar 'tak tak' sesini duyunca hep beraber büyük bir çığlık atıp salonda oradan oraya koşturmaya başladık. Ben ışığı açmak için duvara doğru gitmeye başlamışken ayağıma dolanan parmaklarla kendimi yerde parkeyle öpüşürken buldum. Kafamı arkaya çevirip baktığımda Leyla'nın suratıyla karşılaştım.
"Gitme sakın!" diye bağırıp beni çekmeye çalıştı.
"Geri zekâlı ışıkları yakacağım!" diyerek arkaya döndüm ve Leyla'nın elini ısırdım. Ayağımı bıraktığında yerden doğrulup duvara koştum ve düğmeye basarak salonun aydınlanmasını sağladım.
Herkes bir şeyin altına saklanmışken üçüncü kez 'tak tak' sesi duyduk. Lâkin, bu seferki daha farklı bir tondaydı ve daha yakından geliyordu. Ve bir 'tak tak' daha.
Bizimkilerin gözleri bana dönerken, benim gözlerim salonun boydan boya cam olan penceresindeydi. Sesin oradan geldiğine emindim artık. Ben yavaş adımlarla oraya doğru giderken bizimkiler 'gitme' diye fısıldıyorlardı. Onları dinlemedim. Camın önüne geldiğimde bir kez daha o sesi duydum. Artık cama birinin vurduğuna emin olduğumda derin bir nefes alıp dudaklarımı dişledim. Perdeleri iki elimle sıkıca kavrayıp gözlerimi yumdum ve kendimi olabilecek şeylere hazırladım.
'Tak tak' sesi bir kez daha kulaklarımı doldurduğunda gözlerimi açıp perdeleri hızla sağa ve sola doğru çektim. Karşımda gördüğüm maskeli yüz ile dilim tutulurken, camın ardındaki kişi elindeki bıçakla cama iki kere vurdu.
'Tak tak'
Ah hayır! Bayılmayacağım! Bayılmayacağım.. Bayılma-
***
"Neden uyanmıyor?"
"İpek, sus artık. Sadece bayıldı. Uyanacak."
Kulağıma gelen tanıdık seslerle kendimi zorlayıp kirpiklerimi hareket ettirmeye çalıştım. Sanırım uyandığımın farkına varmış olacaklar ki "Uyanıyor!" diyen Bora'nın sesini işittim.
Gözlerimi kırpıştırarak açtığımda tepemde yüzüme doğru eğilmiş beş tane kafa gördüm. Çığlık attığımda geri çekilip şaşkınca bana baktılar.
"Niye dibime kadar girdiniz be?!" diye cırlayıp yatakta doğruldum. Burası benim odamdı. Ama en son hatırladığım kadarıyla salonda bayılmıştım.
"Neler oldu öyle?" diye sordum ve elimle saçlarımı arkaya attım. Leyla yanıma oturup elimi tuttu.
"İyi misin?"
Başımı sallayıp herkesin yüzünde gezdirdim bakışlarımı. "Salondaki camda maskeli biri vardı." dedim.
Serkan iç çekip "Hiç sorma." dedi. "Geri zekâlı bize oyun oynamış."
"Kim?" dedim şaşkınca. Hangi salak bize böyle bir şaka yapardı ki?
Berkay hariç diğerleri hep bir ağızdan "Metin!" dediler.
Benim ağzım ve gözlerim 'o' şeklini alırken kapı açıldı ve Metin gerçekten de karşımdaydı.
"Efendim?" diyerek güldü ve içeri girdi. Yataktan fırladığım gibi üstüne atladım.
"Lan geri zekâlı senin ne işin var burada?!"
Beni belimden yakalayıp sarıldı. Ağzım kulaklarıma varmıştı bile.
"İtalya'dan geri döndüm!" dedi.
Lisede en yakın arkadaşımızdı Metin. Son sınıfta babası ile yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı ve bir senedir yüzünü görmüyorduk.
Berkay boğazını temizleyince ayrılmak zorunda kaldık. Salona inip koltuklara oturduğumuzda saatin 23:38 olduğunu gördüm.
"Ee hangi rüzgâr seni attı buralara?"
İpek'ten soruyla Metin gülümseyip "Temelli buraya taşındık." dedi. "Yani anlayacağınız, benden kurtuluş yok."
Bora Metin'in sırtına vurup "Senden kurtulmak isteyen mi var kardeşim?" dedi.
Gecenin bilmem kaçına kadar sohbet edip eskilerden konuştuk. Artık uyku vaktimiz geldiğinde misafir odalarından birini İpek ve Leyla için, diğerini de Bora ve Serkan için ayarladım. Metin de Berkay ile kalacaktı. Odama çekildiğimde telefonumu şarja takıp açılmasını bekledim. İki yeni mesajım vardı. Biri annemden diğeri de meşhur sapığımdandı.
Annem: Camları kapat, kapıyı kilitle, perdeleri çek, kendinize dikkat edin. Hadi öptüm meleğim iyi geceler. 22:04
Güldüm. Eğer şimdi yanıt yazarsam bu saate kadar neden uyumadığımı sorgulardı. O yüzden diğer mesaja baktım.
M: İyi geceler güzelim:) 23:00
Artık bu anonim bozuntusuna haddini bildirme zamanı gelmişti.
Miray: Artık karşıma çıksan diyorum?
Yaklaşık beş dakika sonra yanıt geldi.
M: Sen hâlâ uyumadın mı?
Miray: Ben ne diyorum, sen ne diyorsun?
Miray: Artık bu oyuna bir son ver.
M: Sana oyun oynamadığımı daha önce de söylemiştim meleğim.
Miray: Neden sana güveneyim? Belki de bir kızsın ve beni kandırıyorsun?
Dudaklarımı ısırarak vereceği cevabı bekledim. Eğer gerçekten benimle oyun oynuyorsa polise gidecektim.
M: Yarın, öğleden saat tam 1'de. Sizin evin aşağısındaki parkta olacağım. Beni sadece uzaktan göreceksin, yüzüm hariç. Anlaştık mı güzelim?
Ciddi miydi bu? Ne yazacağımı şaşırmış ekrana bön bön bakıyordum. Yarın o parka gitmeli miydim?
Belki de yalan söylüyordur?
Bunu öğrenmek için o parka gitmelisin ya zaten.
İç sesim haklıydı. Yarın o parka gidecektim. Çıkılmaz bir yola girdiğimin bende farkındaydım. Ama artık ne olursa olsun kafasına girmiştim
Miray: Anlaştık!
***
S.D.