LAVANTA KOKULU Son GECE
Lara Aksoy küçükken annesi ona hep aynı şeyi söylerdi:
“Bir insanın kalbi güzel olursa yüzü de güzelleşir.”
Lara çocukken aynanın karşısına geçer, yanaklarını şişirir ve ciddi ciddi yüzüne bakardı.
“Peki ya kötü biri olursam?”
Annesi gülerdi.
“Sen olamazsın.”
Belki de sorun buydu.
Hayat, Lara’nın kötü olmayı öğrenmesine hiç izin vermemişti.
Yirmi bir yaşındaki Lara’nın hayatı dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyordu. Büyük bir ev, kitaplarla dolu odalar, piyano dersleri, her sabah kahvaltıda annesinin yaptığı tarçınlı kurabiyeler…
Bir konuda canı yandığında içine kapanırdı. İnsanlara “iyiyim” der, sonra odasına gidip saatlerce tavana bakardı.
Bir de kötü bir huyu vardı:
İnsanları kaybetmekten korkardı.
Bu yüzden sevdiği insanlara gereğinden fazla bağlanırdı.
Babası işe giderken kapının önünde beklerdi.
Annesi markete gitse camdan dönmesini izlerdi.
Çünkü içinde açıklayamadığı küçük bir korku vardı:
“Ya bir gün giderlerse?”
O akşam da sıradan başlamıştı.
Mutfakta tarçın kokusu vardı.
Yağmur damlaları cama vuruyordu.
Lara masanın üzerine yayılmış notlarına bakıyor gibi yapıyordu ama aslında çalışmıyordu.
Çünkü babasının eve dönmesine yarım saat kalmıştı.
Lara Aksoy’un çocukluğundan beri değişmeyen küçük bir alışkanlığı vardı:
Beklemek.
Babası işe gittiğinde cam kenarında beklerdi.
Annesi markete indiğinde perdeyi hafif aralayıp dönüşünü izlerdi.
Küçükken bunun saçma olduğunu düşünürdü. Büyüdüğünde de düşünmeye devam etti.
Ama yine de vazgeçemedi.
Çünkü içinde açıklayamadığı bir korku vardı.
Bir gün insanlar gidip geri dönmeyebilirdi.
Ve nedense Lara, bunu herkesten daha çok hissediyordu.
Yirmi bir yaşındaydı.
Hayatı dışarıdan bakıldığında neredeyse kusursuz görünüyordu.
Büyük bir ev.
Duvarlara kadar uzanan kitaplıklar.
Salonun yanında duran siyah piyano.
Babasının her sabah yanağından öperek söylediği:
“Günaydın güzel kızım.”
Ve annesinin mutfaktan yükselen sesi:
“Lara! Yemeğini yine soğutuyorsun.”
Ama kusursuz hayatlar da bazen yalnızca uzaktan kusursuz görünürdü.
Lara çok güzel bir kızdı.
Fakat güzelliğinden çok başka şeyleri vardı.
İnatçıydı.
Üzüldüğünde insanlara sarılmak yerine odasına kapanırdı.
Ve en kötüsü…
Birine bağlandı mı, kopamıyordu.
Bu yüzden ailesi onun bütün dünyasıydı.
O akşam mutfakta tarçın kokusu vardı.
Annesi fırından yeni çıkardığı kurabiyeleri tabağa dizerken Lara masanın üzerinde duran ders notlarına bakıyormuş gibi yapıyordu.
Ama aslında çalışmıyordu.
Kalemi elinde dönüp duruyordu.
Çünkü gözü sürekli saate gidiyordu.
Annesi fark etti.
“Ders çalışıyorsun ama sayfayı beş dakikadır çevirmedin.”
Lara kaşlarını kaldırdı.
“Çalışıyorum.”
Annesi gülmeye başladı.
“Yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun.”
Lara dudaklarını büktü.
“Peki.”
Başını masaya koydu.
“Babam neden hâlâ gelmedi?”
Annesi saate baktı.
“Yirmi dakika gecikmiş.”
“Normal değil.”
“Lara.”
“Normal değil.”
Annesi kurabiyeyi eline tutuşturdu.
“Kızım, adam toplantıdadır.”
Lara cevap vermedi.
İçindeki huzursuzluk gitmiyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Babası içeri girdi.
Üzerinde siyah montu vardı, saçlarının kenarları yağmurdan hafifçe ıslanmıştı.
Lara’nın yüzü bir anda aydınlandı.
“Babaaa!”
Yerinden kalkıp koştu.
Babası gülerek onu havaya kaldırdı.
“Benim huysuz kızım yine surat mı asıyordu?”
Lara omzuna vurdu.
“Yirmi dakika geç kaldın.”
Babası şaşırmış gibi yaptı.
“Yirmi dakika mı?”
Sonra cebinden küçük bir çikolata çıkarıp Lara’nın avucuna bıraktı.
“Barış hediyesi.”
Lara istemsizce gülümsedi.
Annesi başını salladı.
“Seni çok şımarttı.”
Babası göz kırptı.
“Tek kızım.”
O an Lara’nın aklından tek bir şey geçti:
İşte.
İnsan böyle anların hiç bitmeyeceğini sanıyordu.
…
Akşam ilerledikçe yağmur şiddetlendi.
Babası aniden ayağa kalktı.
“Ah.”
Annesi döndü.
“Noldu?”
“Teyzenin ilaçlarını almam gerekiyordu. Unutmuşum.”
Annesi ceketini aldı.
“Ben de geleyim.”
Babası güldü.
“Yağmurun altında romantik bir yolculuk mu?”
Annesi omzuna vurdu.
Lara yüzünü buruşturdu.
“İğrençsiniz.”
Babası kapıda dönüp ona baktı.
“Sen geliyor musun?”
Lara önündeki notlara baktı.
Yarın sınavı vardı.
İsteksizce başını salladı.
“Yok. Çalışacağım.”
Babası yanağına eğildi.
“Bir saate döneriz.”
Annesi saçlarını düzeltti.
“Kurabiyeleri bitirme.”
Lara gülümsedi.
“Tamam.”
Kapı kapandı.
Ve o sırada hiçbirinin bilmediği bir şey vardı.
Bu, Lara’nın onları son görüşüydü.
…
Bir saat geçti.
Sonra iki.
Sonra üç.
Saat gece yarısını geçmişti.
Lara artık kitabın aynı satırına onuncu kez bakıyordu.
Telefonunu eline aldı.
Babasını aradı.
Kapalıydı.
Annesini aradı.
Kapalıydı.
Kalbi yavaş yavaş sıkışmaya başladı.
İçinde tanıdığı o kötü his yeniden büyüyordu.
Hayır.
Hayır.
Hayır…
Telefon çaldı.
Ve Lara hayatı boyunca o sesi unutamadı.