10

923 Words
Yüce efendi psikolojik işkence seansını bizzat kendisi gerçekleştireceği için tüm tarikat üyeleri oldukça heyecanlıydı. Hepsi büyük camın arkasında yerini aldı ve izlemeye başladı. Kurban 2 ay önce kaçırılmış ve o günden beri hücrede tutulmuştu. Kendisine hayatta kalması için minimum miktarda sıvı ve gıda verdiler. İki işkenceci kurbanı kollarından tutarak odaya getirdiler. Çok sıkı tutmuyorlardı. Zaten zavallı adamın bırak kaçmayı hareket edecek dermanı yoktu. Onu Yüce efendinin karşısındaki sandalyeye oturtup birer adım geri çekildiler. Yüce Efendi bir müddet karşısındaki aciz adamı süzdü ve tebessüm etti. Gözlerini ondan ayırmıyordu. Adam ara ara göz ucuyla karşısındaki ihtişamlı kadına bakıyor ama gözlerini anında kaçırıyordu. Yüce Efendi tabakasından bir sigara çıkardı. Arkasında bulunan köle sigarasını yakmak için çakmağını uzattı. Yüce Efendi aniden elini tokatladı kölenin. “Hâlâ usulleri öğrenemediniz mi?” Kızmıştı. Çünkü o an odada tecrübeli işkenceciler vardı ve Yüce Efendi’nin sigarasını yakma şerefi odadaki en kıdemli kişiye aitti. İşkenceci bıçağını kınından çıkardığı gibi kölenin boğazına sapladı ve adamı tek hamlede öldürdü. Zaten korkudan tir tir titreyen kurban korkudan altına kaçırdı. Dışarıdan iki köle geldi ve yerde yatan adamı çıkarmak için kaldırdılar. “Durun!” dedi Yüce Efendi. Yerdeki adamın boğazından hala kanlar fışkırıyordu. Kanın bardağa boşaltılarak karşısındaki kurbana verilmesini emretti. “İçip bitirmen için sadece üç saniyen var.” “Efendim ellerim arkadan bağlı…” “Bir… İki…” Adam öne eğildi ve bardağı ağzıyla kavradı bir hamlede hepsini içmeye çalışırken kanın bir kısmı yüzüne döküldü. O anda Yüce Efendi kahkaha atmaya başladı. Kurbanın bu görüntüsü dışarıda izleyen mensupları da güldürmüştü. Adamın bu aciz hali hepsine inanılmaz keyif veriyordu. Yüce Efendi aniden ciddileşti, “Ziyan ettin. Ben sana hepsini bitirmeni söylemiştim.” Sigarasını tekrar ağzına götürdü. Bu sefer odadaki kıdemli işkenceci yaktı sigarayı. Yüce Efendi derin bir nefes çekti, “Ben şimdi sana ne yapayım?” Sessizlik oldu. “Sana söylüyorum. Gerçekten soruyorum, sana ne yapayım?” “Öldürün beni. Ne olur öldürün beni.” Bunu yapmayacaklardı. Daha doğrusu kim bilir ne zaman yaparlardı. Adam son günlerinin hepsinde ölmek için yalvarmıştı. Fakat bunu yapmadılar. Onu ne olursa olsun hayatta tuttular. Yüce Efendi sigarasından derin derin çekti, “Aç mısın?” Adam yine cevap vermedi. “Şu an itibariyle sorduğum sorulara anında cevap vermeni emrediyorum.” “Tabi efendim” dedi adam hiç duraksamadan. “Aç mısın?” “Çok açım.” “Canın ne yemek istiyor.” “Yulaf hariç herhangi bir şey efendim” İşkenceciler gene güldüler. “Köpek maması ister misin?” “Olur efendim.” “Olmaz! Sen kendini o hayvanlarla denk mi sandın!” “Hayır efendim. Özür dilerim!” “Benden dilemeyeceksin. Köpeklerden dileyeceksin. Ama yemekten sonra.” “Nasıl isterseniz.” İki aşçı içeri girdi ve Yüce Efendi’nin önüne süslü yemek tabağını bıraktılar. Lezzetli olduğu görüntüsünden bile belli olan bir bonfile vardı tabakta. Yüce Efendi bıçağı aldı ve hafifçe kaydırdı. Et o kadar sulu ve yumuşaktı ki bıçak tek hamlede kaydı. “Sen de ister misin?” diye sordu karşısındaki adama çatala batırdığı eti göstererek. Adam yutkundu. Et öyle güzel kokuyordu ki karnı tıka basa tok birini bile iştahlandırabilirdi. “Evet efendim. Çok isterim.” derken ağlamaya başladı adam. Yüce efendi çatalı ağzına götürdü ve eti bir jelibon misali iştahla çiğneyerek midesine indirdi. “Bu senin gibi varoşların hiçbir zaman yiyemeyeceği pahalı bir et. Dolayısıyla sen bu etin tadına anca benim gibi biri izin verirse bakabilirsin.” Bir parça daha götürdü ağzına ve çiğnerken devam etti, “Ne kadar yumuşak ve sulu da olsa yanında bir şey içmem gerekiyor.” Kurbanın midesi zil çalıyordu, kadın o kadar iştahlı yiyorduki ister istemez diliyle alt dudağını yaladı. “Ne içmemi önerirsin? Sen olsan ne içerdin mesela?” “Fark etmez efendim.” “İşte yine bir varoşluk göstergesi. Fark eder. Çok fark eder. Hadi söyle bakalım.” “Kola içerdim efendim.” “Ha ha ha ha ha! İşte tam da bundan bahsediyorum. Varoşluk iliklerinize kadar işlemiş sizin. Eğer bir gram aklınız olsaydı böyle güzel bir etin yanında Yeşil Şehirde üretilen kırmızı şaraptan içilmesi gerektiğini bilirdiniz. Ama yok. Nerede sizde o beyin. Beyinsiz, zevksiz herifler. Hepiniz aynısınız. Fazlası için uğraşır olmayınca aza tamah ediyoruz dersiniz. Boktan hayatınızı beğenmediğiniz için aslında içten içe var olmadığını düşündüğünüz tanrılar uydurursunuz.” Adam ağız dolusu küfürler etmek istiyordu ama başına gelecekleri bildiği için tuttu kendini. Kızgınlığı çok kısa sürede gene üzüntüye bıraktı kendini. Tekrar ağlamaya başladı. “Neden yapıyorsunuz bunu!” “Yapabildiğimiz için. Biz ne istersek yaparız. Sen imkânın olsa istediğin her şeyi yapmaz mıydın?” “Ben insanlara kötülük yapmam.” “Biliyorum yapmazsın. Aksine bize iyilik yapıyorsun. Senin gibi bir vasıfsız, hiçbir işe yaramayan birinin bile bu dünyada bulunmasının bir nedeni var. Bize eğlence olmak. Şanslısın. Hiçbir boka yaramadan da ölüp gidebilirdin biliyorsun.” “Ne olur beni bırakın. Çocuklarım var benim.” “Evet bunu bizim çocuklara daha önce de defalarca söylemiştin. Peki biz seni bıraktık mı? Bırakmadık. Gene bir varoşluk örneği, aynı şeyleri denemek. Kaç tane çocuğun vardı?” “Dört tane.” Odadaki herkes güldü. “Bak herkes gülüyor sana. Neden biliyor musun?” “Hayır” dedi adam gide gide daha aciz görünüyordu. “Çünkü birbirleriyle senin gibi bir fakirin kesin en az dört çocuğu vardır diye iddiaya girdiler. Bu da bahsettiğim başka bir varoşluk örneği. Bu binlerce yıldır değişmemiş biliyor musun? Hem fakirsiniz hem sikiniz kalkıyor. Bu işi şimdi çözeceğiz” dedi ve İşkenceciye göz işareti yaptı. “Hadım edin şunu.” “Emredersiniz efendim” dedi kıdemli işkenceci. “Fakat önce köpeklere olan özür borcunu ödesin. Köpeklerin yanına koyun. Sağ kalırsa hadımı gerçekleştirirsiniz. Ya da belli mi olur belki köpekler o işi de sizin için halleder.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD