11

663 Words
Mühendis ve Kırlangıç toplantı için ayrılınca iki kardeş baş başa kalmıştı. “Benim umudum vardı” dedi Gülen Ay. “Benim de vardı ve hala var.” “Ben değneklerden bahsediyorum” Bir müddet sessizlikten sonra konuştu ablası, “Kabul edelim senin de en başta dediğin gibi olacak iş var olmayacak iş var.” “Ben rüyamda ne görmüştüm biliyor musun?” “Ne görmüştün?” “Değneklerin çoğunu bulmuşuz. Benim değneğimle kasırgalar, fırtınalar yaratılıyordu. Kötülerin değneğiyle kocaman çirkin mi çirkin devler çıkıyordu.” “Vay be! Başka?” “Sana tahsis edilen bir değnek de vardı.” “Öyle mi? Onun olayı neydi peki?” “Bir savaşçı, havalı bir asker. Elinde iki büyük kılıçla bütün kötüleri kasap gibi kesip biçiyordu.” Güneş gülümsedi. “Her ne kadar benden daha gerçekçi olsan da senin hayal gücüne oldum olası hayranım biliyorsun. Son günlerde yaşadıklarımızdan sonra beynimiz allak bullak oldu. Bilinçaltımız karman çorman. Böyle enteresan bir rüya görmen bence normal.” Sustular. Yorgunlardı. Hem zihinsel hem de fiziksel olarak bitkin düşmüşlerdi. Bir müddet sonra yanlarına doğru gelmekte olan yaşlı adamı gördüler. Aygır adamın hemen arkasındaydı. “Demek siz dünyayı daha temiz bir yer yapma niyetindesiniz” dedi Bilge. “Daha doğrusu dünya denen yerden geriye ne kaldıysa…” “Bizim yaşlı bilgemizle tanışın” diye işaret etti Aygır. Çok konuşur. Hele yeni birilerini gördüğünde.” “Memnun olduk” dedi Güneş. “O kadar emin olma sen” diye imalı söylendi Aygır. Yaşlı Bilge Aygır’ın sataşmalarına yanıt vermedi. Gülen Ay, “neden? Dünyayı daha iyi bir yer yapmak mümkün değil mi?” diyerek Bilge’nin biraz önceki sözüne cevap verdi. “Mümkün” dedi adam tebessüm ederek. “Kötülüğü yer yüzünden silebilirsen mümkün.” “Bizim de niyetimiz tam olarak bu.” “İşte bu mümkün değil. Dolayısıyla biraz önce mümkün dediğim dünyayı daha iyi bir yer yapmakta mümkün değil haliyle.” “Bizim köyde de bir Bilge var. Hem de bizim öz dedemiz. O mümkün olacağını söylüyor.” Adam sırıttı, “size savunma değneklerinden bahseden kişi mi?” Gülen Ay sinirlenmişti. Hiçbir zaman var olmayan bu şeylere bir şekilde kendini inandırmayı başarmış hatta hayaller bile kurmuştu. Adam bunu fark etti. “Kızmayın. Geçin oturun şöyle. Beni dinleyin.” Adamın dediğini yaptılar. Derin bir soluk alarak başladı konuşmaya, “Nüfus git gide artıyordu. Toprağın altındaki servetler keşfediliyor ve birileri bütün bunların sahibi olmak istiyordu. Silahlar üretildi, geliştirildi, çoğaltıldı. Savaşlar başladı. İnsanlar birbirlerini çeşitli bahanelerle öldürdüler. Kitle imha silahlarını geliştirdi birileri. Böylelikle tek hamlede binlercesini ortadan kaldırabileceklerdi. Fakat daha sonra bu nükleer silahlardan kendilerinin de zarar görebileceklerinin farkına varınca “savaş suçu” diye bir şey uydurdular. Savaşın kuralı mı olur yahu? Birinin öldürmenin centilmenceliği mi olur? İnsanların toprağını işgal ediyor, onlara ait olan şeyleri alıyorsun ellerinden… Başka çareler ürettiler. Bir ülkenin yer altı kaynağına çökmek için başka yollar buldular. Ve asırlarca devam ettiler. Sonra kaçınılmaz son yaklaştı. Deniz yükseliyor, topraklar su altında kalıyor, yaşam alanları yok oluyordu. Buna karşılık nüfus artmaya devam ediyordu. Virüsler üretildi. Fakir ülkelere yayıldı. İnsanlar öldü. Aslında öldürüldü. Virüsün aşısı bulundu. Bulundu derken, muhtemelen virüsle aynı zamanda üretilmişti. Parası olanlar aşıya ulaştı. Diğerleri öldü. Bir süre sonra dünyanın sahipleri bu virüs silahından da korkmaya başladılar. Doğru ya, virüs bir şekilde onlara da bulaşabilirdi ki birkaçına bulaştı da zaten. Canları tatlıydı… Asırlar geçiyor, nesiller tükeniyor, oyuncular değişiyor fakat roller aynı kalıyordu. Dünyanın sahiplerinin mantaliteleri hep aynıydı. Tarih sürekli tekerrür ediyordu. Dünya git gide sular altında kalıyor, yok oluyordu. İşin kötü yanı her bir taraf su olmasına rağmen içme suyu da tükeniyordu. Bunu durduramadılar. Zaten durdurmak için çabalamadılar. Yetkililerin tek düşündükleri kendi çıkarlarıydı. Kendi çıkarları uğruna her şeyi mubah saydılar. Sonunda günümüze kadar geldiler. Bedenleriyle değil, zihniyetleriyle… Geçmişte terör örgütleri, imha silahları, virüsler. Şimdi ise o çete ya da tarikat her ne boksa. O çeteyi ortadan kaldırdığınızda değişen bir şey olmayacak. Bunca zamandır olmadığı gibi. Onların yerine başkaları geçecek. Kötülük ne olursa olsun var olmaya devam eder. En nihai kurtuluş bu kara parçasının da suya gömülmesi ve insanlık denen şeyin nihayete ermesidir.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD