Toplantısı biten Kırlangıç umutsuzluklarını üzerlerinden atamamış olan gençlerin yanına geldi.
“Nasıl gidiyor bakalım? Bizim ihtiyar başınızı şişirmedi ya.”
“Kafamızı karıştırmadı değil,” dedi Gülen Ay, “gerçi kendi ihtiyarımız da kafamızı karıştırmıştı.”
“Değnekler meselesi mi?”
“Evet değneklerin mucizesine kendi gözleriyle şahit olduklarını yemin etmişlerdi.”
“Takmayın bu kadar. İnsan oğlu yanılabilir. Bazen gözlerimiz bazen ise hafızamız bize oyunlar oynar.”
“Öyle ama…”
Sessizlik oldu.
“Mesela bizim ihtiyar,” diye devam etti Kırlangıç, “size geçmişle ilgili bir şeyler söyledi. Ne kadarının doğru olduğunu düşünüyorsunuz? Biz şu anda 2510 yılındayız. Fakat geriye dönük tarihimiz sadece son 300 yılı yazıyor. O yazan 300 yılın bile doğruluğu tartışmaya açıktır. Tarih çok önemli ama birileri tarafından ört bas ediliyor. Ve geçmişi, gerçek geçmişi bilenler geleceği de istedikleri gibi inşa ediyorlar. Bakın ben nice bilgelerden bir sürü hikayeler dinledim. Göklere çıkan insanlar… Dünyayı yok eden yaratıklar… Robot olduklarını fark edip isyan başlatan robotlar… Gökten gelen büyük bir cismin tüm canlı formunu yok etmesi sonra canlıların bir şekilde yeniden oluşması. Sayısız savaşlar. Onlarca uydurulan peri masalları, dinler, hurafeler… Mesela ben küçükken küçük kızların öldükten sonra melek olacaklarına inanırdım.”
Gençler pür dikkat Kırlangıç’ı dinliyorlardı. Güneş merakla sordu;
“Gerçeklerin ört bas edildiğini söyledin.”
“Evet öyle.”
“Kim yapıyor bunu?”
“Bütün ülkenin yöneticisi olan adam. Babam.”
“Yüce Efendi dedikleri de senin ablan değil mi?”
“Aynı anne ve babadan olmayız maalesef.”
Gülen Ay, Kırlangıç’ın sözlerini hazmetmeye çalışıyordu,
“Peki nasıl oluyor da siz ikiniz bu kadar farklısınız?” diye sordu.
“Bununla alakalı da çeşitli teoriler var. Babamın kötü, annemin iyi biri olduğunu düşünenler benim genlerimi annemden, Menekşenin ise babamdan aldığımızı düşünüyorlar. Fakat buna katılmıyorum. Kötülük yapmak dürtüsel olsa da kontrol edilebilir. Eğer bunu kontrol etmiyorsan bu senin tercihin.”
“Ya edemiyorsa?”
“O zaman tedavi olacaksın. Olmuyorsan da senin tercihin.”
"Kontrol etmek istemedikleri muhakkak. Yaptıkları şeylerden o kadar zevk alıyorlar ki kendilerine açık açık kötüler diyorlar.”
“Kendilerini o konuda masum bile gösteriyorlar. Söylesene Gülen Ay, sence yaptıkları canilikleri tanımlamak için kötülük çok basit bir tabir olmaz mıydı? Düşününce kötülük de insana özgü bir şey. İnsan kötülük yapar. Fakat onlar ne kadar insan sizce? Onlar canavarlar.”
“Haklısın” dediler ikisi de bir ağızdan. “Peki sizin planınız ne?”
“Tarikatın içinde adamlarımız var. Yakında tarikata saldırı düzenleyip hepsini öldüreceğiz. Küçük Ada tamamen onlara ait. Sınırda adayı korumak için babamın askerleri nöbette. Fakat sayıları fazla değil. Bir de tarikatın binasının önünde tarikata girmek için bekleyen şerefsizler var. Feribotlarımızla adaya çıkarma yapacağız. Biz sınırdakileri ve kapıdakileri öldürürken içerideki adamlar da tarikat mensuplarını halledecek. Aslında çok uzun zamandır bunu planlıyorduk ve hazırlıklarımız sürüyordu. Siz sonuna yetiştiniz. Tarikatın içindeki 31 hırsızın 15’i bizim adamımız. Dışarıdan bir hırsız alımı yapılacak. O da sen olacaksın Gülen Ay!”
“Nasıl yani?”
“Harekete geçmek için son bir kişiye ihtiyacımız vardı. Seni tanıyan bilen yok. Seni içlerine sokacağız.”
Güneş ve Gülen Ay, Kırlangıç’ın söylediği şeyleri anlamaya çalışıyorlardı, “Bunca zamandır o tarikatın içinde sizin adamlarınız mı vardı? Bizim bölgemize geldiler ve canımıza okudular.” diye araya girdi Güneş.
“Sakin ol. Emin ol bizimkilerin yaptıkları saldırıları sabote etmekti. Eğer onlar olmasaydı çok daha fazla insan ölecekti. Siz zaten birçok çirkinliğe şahit oldunuz biliyorum. Fakat sizin gördüklerinizin ötesinde şeyler de var. Bölgenizden kaçırılan insanlara neler olduğunu biliyor musunuz? Bir kısmı yaş ve cinsiyet gözetmeksizin seks kölesi olarak satılıyor. Bir kısmının organlarını çıkarıp satıyorlar. Bir kısmına türlü psikolojik ve fiziksel şiddette bulunuyorlar."
"Nasıl oluyor da bütün bunlara göz yumuluyor. İnsanlar bunları görmüyor, bilmiyorlar mı?"
"Sizin bölgenizde kitlesel iletişim ve gazetecilik denen şeyden eser yok biliyorsunuz. Bizim bir takım iletişim kanallarımız var. Yıllar önce bir hata yaptık ve daha noksan olan iletişim kanallarımızdan yöneticilerin yaptıkları yolsuzluklar ve tarikat bağlantılarıyla alakalı bir haber sızdırdık. Anında erişim engeli getirildi. Sonunda da hiçbir şey olmadı. O yüzden aynı hatayı tekrar yapmamaya karar verdik. Gerekire bir sene, iki sene, üç sene bekleyecektik. Sonunda başardık. Bir sistemimiz var, onların uydularına bağlanabiliyoruz. Tarikata saldırı yapacağımız gece elimizde tarikat ve yöneticilerle alakalı ne kadar görüntü varsa yayınlayacağız ve herkes onların gerçek yüzünü görecekler. Muhtemel bir halk ayaklanmasını olası görüyoruz."
"Peki siz bunca bilgiye nasıl sahip olabildiniz?"
"Dedim ya içlerine sızdık. Sadece hırsızlar değil, Menekşe'ye en yakın ikinci kişi olan onun sol kolu olan kişi de bizim adamımız. İçerdeki en güçlü bağlantımız ve işleri bizim için idare ediyor. Seni de onun aracılığıyla içeri sokacağız."
"Neden ben?" diye sordu Gülen Ay.
"İstemezsen mecbur değilsin. Sizi hiçbir şey için zorlayamam."
"Bunca yolu boşuna gelmedim" dedi Gülen Ay kararlı bir şekilde, "ablam da, ben de ne dersen yapacağız..."