Feribotlar kıyıya yanaştığında orada hiç nöbetçi yoktu. Öncü birlikler hızla Yüce Efendi'nin malikanesine yöneldiler. Büyük kapıları kırıp içeri girdiler. Tarikat mensupları karşılarındaydı. Kırlangıç'ın ordusu silahlarının tetiğine bastı. Fakat hiçbir şey olmadı. Tüm silahlar bozulmuştu. Kırlangıç öne çıktı ve Menekşe'ye doğru adım attı. Eğilip ablasının ayağını öptü,
"Söz verdiğim gibi sana bir sürü kurban getirdim ablacığım. Sana hep sadık kalacağım..."
Güneş kan ter içinde uyandı. Onun hararetinden Gülen Ay da uyanmıştı. Ablasının gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Kabus mu gördün?"
Kabus görmüştü. Hem de hayatında gördüğü en kötü kabustu. "Evet" dedi kendine gelmeye çalışırken.
"Ne oldu? Ne gördün?"
"Her şeyi boşu boşuna yaptığımızı. Kırlangıç'ın da aslında Menekşe ile birlikte olduğunu."
Gülen Ay şaşırdı, "tam olarak ne gördün?"
O sırada kapı tıklatıldı. Mühendis, "girebilir miyim?" diye sordu kapının ardından. Güneş toparlanıp, "evet" dedi. Kapıyı usulca aralayan Mühendis kısa bir hal hatır konuşmasından sonra kahvaltıdan önce biraz hava almak isterler mi diye sordu. Gülen Ay ablasına, "sen git istersen. Ben Kırlangıç ile konuşacağım" dedi. Biraz yürüyüp hava almak Güneş'e iyi gelecekti.
"Bugün bu iş bitecek" dedi Mühendis, "belki öleceğiz. Belki şu an bu güzel havayı son kez soluyoruz ama eminim değecek."
Güneş bir müddet sessiz kaldı. Kaygılı göründüğünü fark eden Mühendis ne olduğunu sordu.
"Kırlangıç'ı uzun zamandır tanıyorsun değil mi?"
"Merak ettiğin ne varsa doğrudan sorabilirsin."
"Ona ne kadar güveniyorsunuz? Sonuçta mevzu bahis kişiler onun en yakın akrabaları. Çok çok kötü biri olsa bile ablasını öldürmeyi isteyecek kadar nasıl nefret edebilir ki? Ya sizi kandırıyorsa?"
Mühendis güldü, "şüpheciliğin hoşuma gitti. Fakat gönlünü ferah tut. Bizi kandırmadığına emin olabilirsin. Ve mevzu Menekşe'den nefret etmeye gelince bu dünyada kimse o konuda Kırlangıç'ın eline su dökemez emin ol..."
Bir süre sohbet ettikten sonra geri döndüler. Kırlangıç Güneş'i kapıda karşıladı. Gülen Ay yanındaydı. Kırlangıç'ın sıcak gülümsemesi bir an olsun Güneş'in içine huzurla işledi. Sanki tüm korkuları dinmiş gibiydi. Gülen Ay ablasının elini tuttu.
"Sizi yalnız bırakayım" dedi ve uzaklaştı Kırlangıç.
"Birazdan yola çıkacağız. Tarikata katılacağım. Siz de akşam üzeri hep beraber baskın yapacakmışsınız. Şuraya bak, resmen savaşa giriyoruz."
Güneş tebessüm etti, "evet öyle" dedi. Duygulanmıştı. Gülen Ay ablasına sarıldı, "seni çok seviyorum. İyi ki benim ablamsın."
Güneş göz yaşlarını tutamadı. "Sana güveniyorum" dedi. "Bu akşam emin ol en önlerde olacağım. Bu işi bitireceğiz. Biz kazanacağız. İyiler kazanacak..."
Son talimatları aldıktan ve herkesle teker teker vedalaştıktan sonra hayatının en önemli yolculuğuna hazırdı...
Önceden Gülen Ay'a söylendiği gibi Sol Kol kendisini kıyıda bekliyordu. İki saat boyunca tek başına sandalda kürek çekmek zorunda kalmıştı. Bu süre zarfında hep düşündü, "Ne oluyor? Ne yapıyoruz biz? Neyin içindeyiz?"
Kendi içindeki hesaplaşma bir türlü bitmemişti.
"Bilgileri Kırlangıç'a ulaştır. Değnekleri kullanarak kötüleri öldürsünler."
Arazi'den çıkarken ikisinin de temennisi buydu. Fakat şimdi umduğuyla alakası bile olmayan bir maceranın başrolündeydi.
Sol kol bekleyen nöbetçilere uzaklaşmalarını emretti ve Gülen Ay'ı elinden tutarak kendine çekti.
"Korkuyorsun. Çok belli oluyor. Bir an önce toparla kendini. Kendine güvenmelisin. Yoksa bu tedirginliğinden ötürü ereksiyon problemi yaşarsın. Bu da Yüce Efendimizin hiç hoşuna gitmez.
"Nasıl yani?" dedi Gülen Ay, "ereksiyon problemi yaşayacağımı sanmıyorum. Ayrıca yaşasam da ne alaka?"
"Menekşe seninle birlikte olacak."
"Bunu bana söylemediler. Birçok şey söylediler. Planı anlattılar. Nasıl davranmam gerektiğini anlattılar ama böyle bir şey yoktu."
"Evet hesapta yoktu. Menekşe yeni bir karar aldı. Bundan sonra yeni alınacak üyelerin gerektiğinde kendisini tatmin edebileceklerinden emin olmak istiyor. Biliyorum bu kadından nefret ediyorsun ama sonuçta duygusal bir durum yok. Onu tatmin edeceksin o kadar." Cebinden bir hap çıkarıp Gülen Ay'a uzattı, "İç şunu."
"Bu ne için?"
"Ereksiyon problemi yaşamaman için."
"Yaşamayacağımdan emin olabilirsin."
"Eğer Menekşe senin cinsel performansından memnun kalmazsa seni öldürecek. Tahmin ediyorum bu ne işe yaramaz şey diyerek önce penisini keser. Ya da kim bilir manyak kadın neler yapar kestirmesi güç."
Gülen Ay yutkundu. Bir müddet düşündükten sonra ilacı alıp içti.
"Dinle," diye devam etti Sol Kol, "Menekşe çok güzel, çok seksi bir kadın. Emin ol yer yüzünden ona azmayacak, onunla birlikte olmak istemeyecek tek bir canlı bile yok. Ne kadın, ne erkek, ne de bir aynınatapan."
"Eşcinsel erkekleri ve kadınları bile tahrik edebiliyorsa bu ilaca gerek var mıydı?"
"O ilaç aynı zamanda rahatlamanı sağlayacak. Üzerinde çok fazla baskı olduğunu biliyoruz. Anormal bir durumun içindesin. Birkaç saat içinde bir savaşın, bir facianın ortasında olacak insan öldüreceksin. Böyle bir durumda insan alt takımlarda sıkıntı yaşayabilir."
"Anladım" dedi Gülen Ay.
"Orospuyu becer. Takdirini al. Kabul yemeği töreninde işaret gelince masadaki bıçağı alıp sağındaki hırsızın boynuna sapla. Bütün adamlarımız aynını yapacak ve tek saniyede 16'sından birden kurtulacağız. Sonra masanın altına saklan. Saklanamazsan da önüne hangi tarikat mensubu çıkarsa onu öldür. Olur da Menekşe ile karşılaşırsan onu mutlaka Kırlangıç'a bırak."
"Evet biliyorum. Detayları sizinkilerle etraflıca konuştuk merak etme."
Bu arada malikaneye gelmişlerdi.
"Hazır mısın?"
"Evet" dedi Gülen Ay kararlı bir şekilde.