3

1147 Words
Yıldırım aşağıdaki öfkeli kalabalığı gözlemledikten sonra masasına yöneldi ve kıdemli muhafızlara söylendi: “Bölge halkı her seferinde daha da sinirleniyor. Bu sefer binanın önüne kadar geldiler. Sözde tecrübeli muhafızlarınızdan oluşturduğunuz barikatınızı bile aşmışlar.” Tekrar pencereye yöneldi ve aşağıda kalabalığı örgütleyip ağzından salyalar saça saça bağıran Akbaba’yı gördü. “Yıldırım Bey! Yıldırım Bey! Ne de güzel koruyor sizi muhafızlarınız! Belli ki bölgemizin muhafızları korumacılık yapma konusunda düşündüğümüzün aksine çok başarılılar a dostlar! Görüyorsunuz işte yöneticiyi ne güzel koruyorlar. Fakat sıra asıl görevleri olan bölge halkını korumaya geldiğinde aynı performansı göremiyoruz nedense!” Yıldırım, rakibi Akbaba’nın yaşanılan krizi kendince fırsata çevirip halkı da örgütlemiş olmasına oldukça sinirlenmişti. “Yardımcım nerede!” diye kükredi Yıldırım. Birazdan eğitmen muhafız, aynı zamanda da yönetici yardımcısı Toprak girdi ve Yıldırım’ın karşısında saygıyla önünü ilikledi. “Buyurun efendim.” “Dışarıda kıyamet koparken sen ne halt ediyorsun!” “Efendim, muhafızlarımızı koordine etmeye çalışıyoruz. Bölge halkı bu sefer her zamankinden daha sinirli.” Bu sırada dışarıdan yükselen ses odada yankılandı: “Kötülere ölüm! Kötülere ölüm!” Yıldırım odanın içinde voltasını sürdürdü: “O tarikat bir kere daha benim bölgeme girdiğinde bunun bedelini ödeyecek demiştim! Duydun mu beni Toprak!” “Efendim, biliyorsunuz ki kaleden gelen emirler…” “Kaleden gelen emirler umurumda değil Toprak! Bundan sonra üst yönetim diye bir şey yok. Bütün yayın organlarına haber verin. Bu saatten itibaren Arazi olarak bağımsızlığımızı ilan edeceğim. Artık altıncı bölge olarak anılmayacağız. Bundan sonra tek bölge var: o da bağımsız Arazi bölgesi. Kimseye boyun eğmeyen, kimseden emir almayan, kimseye bel bağlamayan onurlu ve şerefli Arazi bölgesi olacağız!” “Efendim, elbette ki bu düşünceleriniz manidardır. Lakin biliyorsunuz ki kale…” “Başlatma kalenden Toprak! Bize ne faydaları olmuş? Söyle hadi. Söyleyin bana hepiniz. Büyük Ada’nın resmen yetim çocuğuyuz. Medyadaki yalanlarımızı artık yutmuyor halkımız. Diğer bölgelere göç edenler aramızdaki refah farkını görünce o güne kadar aslında cehennemde yaşamış olduklarını anlıyorlar. Artık kendimizi kandırmayalım. Haklılar. Toprak bey, hizmet edip sadık kaldığın o efendilerin yarın öbür gün seni de beni de harcamayacak mı? Hem bu Yüce efendi dedikleri orospu kimin köpeğimiş de koca adayı yönetenler bunlara gerekli müdahalelerde bulunmuyorlar? Belli ki iş birliği içerisindeler işte. Ve belli ki üst makamlarda bulunan bu soysuzların sadistçe fantezileri var. Derhal şu kalabalığı sakinleştirin ve basın mensuplarını çağırın.” Toprak öfkeli kalabalığın önüne gelerek sakinleşmelerini bekledi. Bunun kısa süre içerisinde mümkün olmayacağını görünce eliyle müsaade istedi. Kalabalığı provoke eden Akbaba elini kaldırdı: “Sevgili halkım!” Söze bu şekilde başlayacak kadar özgüveninin oluşmuş olması aslında anormal değildi. “Durun bakalım. Yönetici yardımcısının bize söyleyecek ve içimizdeki intikam duygusunu bir nebze de olsa tatmin edebilecek bir şeyleri var belli ki.” Toprak sinirlendi. Fakat bunu hiçbir şekilde belli etmedi. Politik açıdan her daim tecrübeliydi. Sözlerine de sakin ve cömertçe başladı; “Teşekkür ederim değerli vatandaşım. Tam da senin istediğin gibi yöneticimiz Yıldırım Bey yaşanılan bu talihsiz olaylarla ilgili radikal bir karar aldı. Ve bu kararını bu akşam canlı yayında halkla paylaşacak.” Kalabalık bir nebze de olsa sakinleşmek üzere iken bunu fark eden Akbaba ateşi körüklemek için atıldı, “Yoksa yine olan biten talihsiz olayları mı kınayacak! Kınamak ne işe yarıyor ki? Laf değil icraat istiyoruz!” “Evet icraat istiyoruz!” diye bağırdı Akbaba’nın yancılarından biri. Toprak sakinliğini koruyarak devam etti, “Saygıdeğer vatandaşım,” dedi Akbaba’ya bakarak, “Seni yeterince dinledim ve benden bir cevap beklediğini biliyorum. Ben de sana cevap vermek için buradayım. Ama sözümü kesmenden anladığım kadarıyla söyleyeceklerin henüz bitmemiş. O yüzden seni tamamen dinlemek isterim. Konuş lütfen. Söyleyeceklerin bitene kadar ağzımı açmadan seni saygıyla dinleyeceğim.” Akbaba’dan çıt çıkmadı. Toprak tebessümle devam etti, “Sizlerden ricamız; bir vatandaşlık vazifesi olarak kasabalarınıza dönün ve bu akşam herkese haberleri izlemesini söyleyin.” Bir müddet sonra kalabalık dağıldı. Ve herkes birbiriyle akşamki açıklamaya dair fikirlerini paylaştı. Saatler ilerledikçe insanlarda daha fazla merak uyanmaya başlamıştı. Bu sırada Yıldırım, asistanlarından yazı işleri sorumlusunun hazırlamış olduğu konuşma metnini eline aldı. Bir saniye baktıktan sonra asistanına geri uzattı. “Söyleyeceklerim aklımda” dedi. Bu sözleri yazı işleri sorumlusunu hem kuşkulandırmış hem de daha da meraklandırmıştı. Çünkü ilk defa yöneticinin ne söyleyeceğini halkla beraber öğrenecekti. Sonunda beklenen an gelmişti. Yıldırım siyah takım elbisesi ile kameraların karşısına geçti. Yayın yönetmeni sabır ve heyecanla kaydı başlatmak için Yıldırım’ın onayını bekledi. Bütün bir Arazi halkı sabırsızlanarak Yıldırım’ın ağzından çıkacak olan kelimeleri bekliyordu. Henüz Yıldırım da ne söyleyeceğini tam düşünmemişti. Çünkü söyleyeceği şeyler zaten belli olduğu için çok da kafa yormadı ve doğaçlama başladı: “Sevgili ve saygı değer Arazi halkı. Sözlerime birkaç itiraf ile başlamak isterim. Öncelikle sizlerden tüm yönetim adına özür dilerim. Çünkü size yalan söyledik.” Son cümlesiyle birlikte stüdyoda ufak bir uğultu oldu. Toprak yayını sonlandırmak için talimat verecekti fakat Yıldırım’ın neler söyleyeceğini çok merak ettiği için kendini tuttu. Sözcükler tıpkı adı gibi yıldırım düşmüşçesine yankılanıyordu. “Sizlere çoğu kez yalan söyledik. Özellikle medya aracılığıyla uzun yıllar boyunca Arazi bölgesinin diğer bölgelerden daha iyi durumda olduğunu, diğer bölgelerin açlık ve sefalet içinde olduklarını ve hatta bizi kıskandıkları saçmalığına inandırmaya çalıştık sizleri. Fakat kendimizi kandırmanın manası yok. Bu saçmalıklara inanmadığınızı biliyoruz. Bildiğiniz üzere adanın üst düzey yöneticileri Kale bölgesinde yaşıyorlar. Ve onlar bile bu kötüler tarikatı denen bok çuvalları ile iş birliği içerisindeler. Yirmi sene önce ilk geldiklerinde karşı saldırı için toplantı talep etmiştim. Fakat beni reddettiler. Elimi kolumu bağladılar ve bu konuda suskun kalmamı emrettiler. Ben yalnızca bir maşaydım… Evet öyleydim! Fakat artık bıçak kemiğe dayanmakla kalmamış o kemiği deşip geçmiştir. Bu ülkenin tepesindeki haysiyetsizlerin gözünde bizim bok kadar bile değerimiz yok dostlarım! Artık çok iyi anlıyorum ki onlar bile kötüler tarikatının lideri olan ve hiç layık olmadığı halde yüce efendi olarak anılan bu fahişenin hizmetkarları! Sizler haklısınız. Her zaman haklıydınız. Bu kötülüklere seyirci kalmamalıydık. Fakat savaşamazdık. Bizi silahsız bıraktılar. Diğer bölge muhafızlarının her türlü silahı varken, bizim en üst düzey muhafızlarımızın bile sadece bıçakları var. Fakat artık fark etmez! O pislikler buraya bir daha geldiklerinde ne pahasına olursa olsun savaşacağız. Ve bu savaşın galibi biz olacağız! Gerekirse taşlarla, sopalarla savaşırız! 800.000 kişiyiz dostlar! Tam tamına 800.000 nüfusumuz var. Emin olun hepimizi öldüremezler! Dostlarım bilin ki bu karanlıkla aydınlığın savaşıdır. Ve bizim yarınlarımız aydınlık! Uzun lafın kısası sevgili dostlar, bugün itibari ile karanlığa karşı savaş başlatıyoruz. Bir çoğunuzun da savaşıp bağımsızlığını kazanmak istediğini biliyorum. Tabii ki bunca itiraftan sonra size hesap verme zorunluluğum olduğunu da biliyorum. O yüzden ilk etapta bu bağımsızlık savaşını halkın takdirine bırakıyorum. Yarın herkesi oylamaya davet ediyorum. Eğer halkın çoğu savaşmak isterse bizzat ben de savaşa katılacağım. Koltuğumda oturup ahkam kesmeyeceğime yemin ediyorum. Size söz veriyorum ki savaş meydanında canımı ortaya koyacağım! Eğer halkın büyük çoğunluğu bunu reddeder ve bu zulme katlanmaya devam etmeyi tercih ederse istifa edeceğim. Beni istediğiniz gibi yargılayabilirsiniz bile. Hepinize saygılarımı sunuyorum. Ve son olaraktan bizi şu anda seyrettiklerini çok iyi bildiğim o iktidar konumundaki haysiyetsizlere söylüyorum; Bölgemizin kadınlarına genç yaşlı demeden tecavüz ettiren ve bunu büyük bir zevkle izleyen yüce efendi dedikleri kaltak, Arazi’nin binlerce erkeği teker teker üzerinden geçerken o kadar zevk alacak mı bakalım…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD