4

777 Words
Batı kasabasının meydanındaki kalabalık, Yıldırım konuşmasını bitirince sessizliğini bozdu. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Netice olarak Yıldırım’ın sözleri insanları umutlandırmıştı. Onlar zaten savaşmaya dünden hazırdılar. Halkın olaya pozitif baktığını sezen Akbaba, her zamanki ses tonuyla gürledi: “Duydunuz mu dostlar? Yıllardır sizi yöneten kişi canlı yayında hepinizin gözü önünde pişkin pişkin sahtekarlığını kabul etti. Bunca yıl boyunca insanların katledilmesine göz yummuş, seyirci kalmış. Bunları kendi ağzıyla söyledi. Duydunuz işte! Yaptığı bu alçaklığın bedelini o nasıl ödeyecek peki? Kaldı ki sen ne hakla insanları savaşa sürüklüyorsun? Yetmedi mi bunca yitip giden can Cinayetlerinin üstüne daha da fazlasını vaat ediyor bize yöneticimiz dostlar!” Halkın birçoğu Akbaba ile aynı görüşteydi. Fakat daha büyük bir çoğunluğun ise yıllardan beri yaptığı gibi ısrarla Yıldırım’ı destekliyordu. Ortaya bağırdı bir tanesi: “Akbaba! Sen değil miydin bugün yöneticinin kapısına dayanıp halkı intikam diye galeyana getiren? İstediğin oldu işte. Ne bekliyordun ki? Sulh ile intikam mı olurmuş? 20 yıldır beklenen savaş kaçınılmazdı. Şimdi olacak işte. Onları bir kerede öldüreceğiz. Belki bu uğurda bizim de birçoğumuz can verecek ama bölgemiz sonsuza kadar huzur içinde yaşayacak. Bizden sonrakiler bölgenin huzurunu görünce bizi minnet ile anacaklar.” Bu sırada meydanda olan biteni seyreden Yaşlı Bilge’nin baş ağrısı şiddetlenmeye başladı. Güneş ve Gülen Ay dedelerini eve götürmeye karar verdiler. Evde televizyonları olduğu halde yaşlı bilge ısrarla dışarı çıkmak istemişti. Olayların bu noktaya geleceğini bilen Gülen Ay dedesine çok kızmıştı. Artık çok çabuk sinirleniyor, etrafındaki neredeyse her olaya kızıyordu. Eve geldiklerinde kendi kendine söylendi Gülen Ay: “O şerefsiz Yıldırım için asla savaşmayacağım. Artık bir saniyelik bile tahammülüm kalmadı. Ya sizle ya da sizsiz. Bu sabaha kalmadan Büyükyıldız’a doğru yola çıkıyorum. Gelirsiniz ya da gelmezsiniz. Umurumda bile değil.” Dedikten sonra odasına girdi ve kapıyı sertçe kapattı. Güneş arkasından bağırdı: “Sakinleş biraz! Ortada henüz bir savaş yok ki. Yıldırım’ı duymadın mı? İlk önce oylama yapılacak. Eğer bizi çok düşünüyorsan ilk önce oylamaya katılıp savaş istemediğini belirtirsin. Sonuçta bir oy bir oydur.” Gülen Ay odasından çıktı. Biraz öncekine nispeten çok daha sakindi. “Tamam. Madem bu boktan yerde kalmakta ısrarcısınız, sizin için yarın gidip savaşa hayır diyeceğim. Fakat şunu bilin ki oylamanın neticesinde çıkacak olan sonuç hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Savaş çıksa da öleceksiniz çıkmasa da öleceksiniz. Siz öleceksiniz ama o Yıldırım denen haysiyetsiz koltuğunda rahat rahat oturmaya devam edecek!” O gece daha fazla konuşmadılar. Güneş dedesiyle ilgilendi. Sabah erkenden oylama için yönetim binasının yolunu tuttular. Binlerce insan oylama için binanın önünde toplanmıştı. Fakat hiç kimse içeri girememişti. Bir süre bekledikten sonra Gülen Ay ne olup bittiğini anlamak için kalabalıktan sıyrılıp ön tarafa doğru yürüdü ve o an orada bir saniye bile durmamaları gerektiğini anladı. Yönetim binasının kapısının nünde Yıldırım’ın kesik başı vardı. Kalabalığın korkusu yüzlerinden okunuyordu. Bazıları korkudan buz kesmişti. Neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı ki silahlı muhafızların yönetim binasının önünü sarmaları uzun sürmedi. Arazi halkı onları görünce şaşırdı. İlk defa Arazi’nin muhafızları da diğer bölgelerin muhafızları gibi silahlıydılar. Çok geçmeden muhafızların arkasından yönetici yardımcısı Toprak çıkageldi: “Oylama falan yapılmayacak. Eski yöneticiniz canlı yayında bizlere ihanet ettiğini itiraf etti. Kendisi bir haindir! Ve hainliğin bedeli elbette ki ölümdür! Bu şahıs, yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de bizleri savaşa sürüklemeye teşebbüs etti! Altıncı bölge ondan çok daha iyisini hak ediyor. Dolayısıyla bölgede tekrar huzur ve istikrarı sağlamak adına bugün itibari ile yönetime el koyuyorum. Yıldırım gibi hainler maalesef içimizde hala mevcuttur! Ben ki yeni yöneticiniz olarak bölgemin güvenliğini sağlamak adına içimizdeki bütün virüslerin temizlenmesi için her yolu mubah sayıyorum! Ve durumun ciddiyetini kavramanız adına şimdi bu hainin arkadaşını da yanına yolluyorum.” Son sözüyle dört muhafız kalabalığın ön safına gelip Akbaba’yı kollarından tutup çektiler. “Durun! Ne oluyor? Durun! Bırakın beni!” Akbaba’nın yakarışları boşaydı. İnsanlar hayretler içinde olanları izliyor, kimileri müdahale edip Akbaba’yı kurtarmak istiyor ama korkularından hiçbir şey yapamıyorlardı. “O kadar da ileri gitmez herhalde” diye geçirdi içinden birçoğu. Fakat umduklarını bulamadılar. Toprak’ın gözü dönmüştü ve tabii ki o kadar ileri gidecekti. Kaleden gelen emirle, yıllardan beri hizmet ettiği Yıldırım’ı gözünü kırpmadan öldürten Toprak, en güçlü potansiyel rakibi Akbaba’ya neler yapmazdı ki? Elini kaldırıp indirdiği anda Akbaba’nın kellesi yere düşmüştü. Yuvarlandı ve tam da Yıldırım’ın yerdeki kafasına çarpıp yanında durdu. İnsanların çığlığı yeri göğü inletti. Muhafızlar kalabalığın etrafını sardılar ve kaçmak isteyenlere engel oldular. Bu kaos Toprak’ı adeta cezbetmişti. İnsanlar ona bakınca eski yönetici yardımcısını değil, kötüler tarikatının bir üyesini görüyorlardı adeta. Çünkü Toprak’ın da gözü o caniler gibi dönmüştü. Tahrik olmuşçasına kendinden emin bir şekilde gürledi: “Bundan sonra bölgeyi terk etmek yasak! Kaçmaya teşebbüs eden hainler ölüm cezasına çarptırılacak!” Sonunda bölge gerçek yüzünü göstermişti. Yıllardan beri sözde demokratik olan bu topluma yönetim artık hesap vermeksizin istediğini yapacaktı. Arazi, cehaletinin bedelini zaten yıllardır ödüyordu. Fakat şimdiden sonra eski günlerini bile arayacaklardı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD