Gülen Ay her zamankinden daha çok öfkelenmişti, “Şimdi istesem de gidemeyeceğim!” Sessiz kaldı ablası ve dedesi. Gülen Ay’ın öfkesini kusmasını beklediler. Pek bitecek gibi değildi. Bu kez Güneş de çok etkilenmişti. Siniri gözyaşlarıyla harmanlandı.
“Neden?” diye sordu yaşadığı hayatı sorgularcasına. “Neden böyle oluyor?”
“Neden olacak…” dedi Gülen Ay. “Biz bu dünyaya birilerinin oyuncağı olmak için gelmişiz. Kesilmeyi bekleyen koyunlardan farkımız yok. Tesadüfen birilerinin kurbanı olacağımız güne kadar, şimdilik hayattayız. Bu saatten sonra o çok inandığınız denizin dibindeki tanrınızdan tek parça olarak can vermeyi dileyin.” dedi ve odasına girdi.
Güneş’in gözyaşları sel oldu. Dedesi torununun bu halini görünce dayanamadı. Güneş ağlamaklı konuşuyordu, “Bütün bunlara son vermenin bir yolu yok mu? Barış içinde, huzur içinde yaşamak neden bu kadar zor olsunki? Nefretten uzak, mutluluk dolu bir dünya neden bu kadar ırak bizim bölgemize. Neden bize zarar veriyorlar? Neden bu zalimlikle besleniyorlar? Bu insanların sorunu ne? Neden! Neden! Barış dolu bir dünya mümkün değil mi?”
“Mümkün” dedi yaşlı bilge kendini daha fazla tutamayarak. “Barış dolu bir dünya mümkün. Huzur içinde yaşayabiliriz. Bu mümkün. Bunun tek bir yolu var.”
Güneş herhangi bir şey söylemeden dedesinin yüzüne bakmayı sürdürdü ve konuşmasına devam etmesini bekledi.
“Bu kötü insanları ve bütün bu zorbalığa göz yuman illetlerden kurtulmak mümkün.”
“Nasıl dede? O halde nasıl? Bana nasıl mümkün olduğunu söyle.”
“Onları yok ederek.”
Güneş biraz şaşırmıştı.
“Onları yok etmek mümkün değil” dedi dedesine, “Bugün olanları görmedin mi? Onları yok etmeyi niyetlenenlerin kelleleri gidiyor.”
“Onları yok etmenin tek bir yolu var.”
“Neymiş o?”
“Savunma değnekleri…”
Bir müddet boş boş dedesine baktıktan sonra ellerini kaldırdı ve sessizliğini bozdu Güneş, “Savunma değnekleri mi?”
“Evet savunma değnekleri. Açıklaması biraz zor. Bana inanır mısın bilmem.”
“Seni dinliyorum dede.”
Yaşlı bilge sessizce koltuğuna oturdu ve anlatmaya başladı:
“Uzun yıllar önce teknoloji fakültesindeydim.”
“Nasıl yani?” diye heyecanla kesti Güneş, “Sen fakültelere mi gittin?”
“Evet orada araştırma ve geliştirme görevlisiydim.”
“İnanmıyorum dede! Neden daha önce hiç bahsetmedin?”
“Hiç konusu açılmadı ki.”
“Şimdi de konusu açılmadı dede.”
“Birazdan beni anlayacaksın yavrum.”
“Can kulağıyla seni dinliyorum şu an.”
“Belki kardeşini de çağırmalısın.”
“Tamam.”
Gülen Ay dedesinin söylediklerini duyunca çoktan çıkıp karşısına oturmuştu bile.
“Uzun zaman önceydi. Bu tarikat kurulmadan önceki yıllardı. Elimizdeki teknolojiyi kullanarak bu ve bunun gibi terörist gruplara karşı savunma silahları üzerine çalışıyorduk. Sonra doğaüstü güce sahip değnekleri ürettik…”
Gülen Ay sinirle karışık güldü,
“Bir an için ciddiye alıyordum seni. Özür dilerim.” dedi ve kalktı yerinden.
“Otur yerine” diye gürledi ablası. Hem kardeşi hem dedesi Güneş’in bu denli öfkeli çıkışına şaşırdılar. Çünkü bu ondan beklenmeyen bir şeydi.
“Doğaüstü güçlerden bahsediyor. Bunu dana ne kadar ciddiye alacaksın?” diye sordu Gülen Ay.
Güneş cevap vermedi. Yaşlı Bilge aldırış etmeden konuşmasını sürdürdü,
“Can dostlarımdan biriyle bu proje üzerine çok çalıştık. Tam da üstüne bu kötü insanlar adlarını duyurmaya başladılar. Neden bu tarikata kimse müdahale etmiyor biliyor musunuz?”
“Neden?” diye sordu Güneş merakla.
“Çünkü tarikatın başındaki kadın adanın yöneticisinin öz kızı!”
Konu giderek Gülen Ay’ın ilgisini çekiyordu, “Bunu nereden biliyorsun?”
“Onu tanırdım. Adı Menekşe. Sorunlu bir kızdı. Psikolojik problemleri vardı. İnsanlara zarar vermeye bayılırdı. Çok kişi onu tedavi etmeyi denedi ama nafile… O, insanlara zarar vermeye devam etti. Uzun zamandır yönetici olarak tanıdığınız Fırtına, o zamanlar arkadaşımdı. Menekşe onun kızı. Fırtına o zamanlar Fakülteler başkanıydı. Kızının kapatılması gerekiyordu fakat o kızına kıyamadı. Kendisine bu hususta muhalefet olan herkesi öldürttü. Yöneticiliğe yükselince de artık önünde kimse duramaz oldu. En cahil ve aciz bölge Arazi olduğu için buradaki insanları kızlarının önüne kaplanın önüne atılan yem gibi attı.”
“Peki sen neden buraya geldin dede? Bunları bilmene rağmen neden buradasın?”
Kendisine muhalefet edenlerden biri de bendim. Benim de peşime düştü. Biricik kızını aklamak için yapmayacağı şey yok. Fakat Fırtına’nın beni bulamayacağı tek yer burasıydı. Burada olduğum hayatta akıllarına gelmezdi. Muhtemelen uzun zaman önce öldüğümü düşünüp beni aramayı bırakmışlardır.”
Gülen Ay başını iki elinin arasına aldı,
“Peki şu savunma değnekleri ne?”
“Onlardan kurtulmanın tek yolu onları yok etmek. Fakat bu o kadar kolay olmayacak. Çünkü sıradan olmayan insanları sıradan silahlarla öldürmen imkânsız. Ellerinde her türlü mühimmat var. Adanın bütün güvenlik güçleri emri altında. Gördünüz işte bugün muhalefet edenlerin sonunu. Ancak savunma değnekleriyle başarıya ulaşabilirsiniz.”
“Tamam da ne işe yarayacak bu değnekler?”
“Onlardan bir tanesiyle depremler, kasırgalar meydana getirebilirsiniz. Böylece düşmanlarınızı yok edebilirsiniz.”
Güneş dedesinin anlattıklarını kavramaya çalışıyordu, “Yok olana kadar durmayacaklar. O konuda hemfikiriz artık. Fakat bu bahsettiğin değneklerden gerçekten hiçbir şey anlamadım. Lütfen biraz daha spesifik olur musun dede?”
Bu bir ricadan ziyade emrivaki gibiydi.
“Bu değneklerle havaya ve suya hükmedebilirsiniz. Elimizdeki teknolojiyle bunu yaptık biz. Ve denedik… İnanın bana çalıştığını gözlerimle gördüm.”
Gülen Ay bir eli çenesinde gözlerini dik dik dedesine odaklayıp kalmıştı.
“Peki bu değneklerden kaç tane var ve neredeler?” diye sordu Güneş. Sabırla diyaloğu sürdürüyordu.
“Onlardan üç tane ürettik. Fakat Fırtına kısa sürede niyetimizi öğrendi. Onları bir yerlerde saklıyor. Can dostum olarak bahsettiğim kişinin adı Adalet. Kendisine bu adı seçti. Her şeyin adil olmasından yanaydı.”
“Yanaydı mı? Ona bir şey mi oldu? Neden geçmiş zaman kipinde konuşuyorsun?”
“Kaçtıktan sonra uzun süre değneklerin izini sürdü. Çok sayıda ipucu elde etti. Yakalanacağını anlayınca da elindeki bütün belgeleri bir şekilde bana ulaştırmayı başardı. Fakat değneklerin peşine düşemedim. Çünkü siz vardınız ve çok küçüktünüz. Artık büyüdünüz ama benim enerjim kalmadı. Uzun süre kimseye hiçbir şeyden bahsetmeyip durumu kabullenmeye başladım. İnançlı bir adam rolü yapıp insanları idare ettim.”
“Nasıl yani?” diye şaşkınca sordu Gülen Ay, “inançlı adam rolü derken ne kastediyorsun?”
“Ben de senin gibi dinsizim Gülen Ay. Esasında belki garipseyeceksin ama sen bana çok benziyorsun.”
“Sanmıyorum benzediğimizi dede. Çünkü sen tuhaf bir adamsın.”
"Bir gün beni çok iyi anlayacaksın sevgili torunum."
Bir müddet sessizlik oldu. Güneş konudan sapmamaya çalışıyordu,
"Peki şu bahsettiğin belgeleri hâlâ saklıyor musun?"
"Evet. Onları size vereceğim. Orada her şey detaylı bir şekilde yazılmış. Adalet çok titiz bir adamdı."
Yaşlı Bilge yerinden kalkıp odasına yöneldi. Elinde bir yığın dosyayla beraber geri döndü.
"Sizi baştan uyarmalıyım. Birazdan okuyacağınız her şey gerçek. Siz inansanız da inanmasanız da, beğenseniz de beğenmeseniz de hepsi gerçek. İnanıp inanmamak sizin tercihiniz."
Başka bir şey söylemeden belini tutarak odasına çekildi. İki kardeş önce birbirlerine sonra da masanın üzerindeki dosyaya baktılar.