Dudakları dudaklarıma değdiğinde, bir elektrik dalgasının tüm vücuduma yayıldığını hissetmiştim. Kerem’in de arada bir dudaklarıma kısa öpücükler bıraktığı olmuştu ama hiç biri bu kadar uzun sürmemişti. Karşılık verip vermeme konusunda sabırlıydım. O da aksine bir karşılık almak için beni zorlamıyordu. Dudaklarıyla dudaklarımı ezerken belimdeki eli de değdiği yeri yakıyordu. Dizlerim anlam veremediğim bu duygudan ötürü titriyorken bacak aralarımın yandığını hissediyordum. Ellerim kontrolsüzce Pars’ın boynuna gitti. Bir yandan beni öpmesi hoşuma gitmiş olsa da diğer yandan bu cesaretine sinirlenmiştim. Bedenimin de benden bağımsız tepki vermesi kendime kızmama neden oluyordu. Hissettiğim sıcaklığın, çok güçlü bir duyguya ait olduğunu biliyordum. Arzu bu kadar güçlü bir duygu ise sonsuza kadar bu duygunun esiri olabilirdim. Eli belimde gezindikçe dudaklarını vücudumun her yerinde hissetmek istemeye başlamıştım. Bir an ağzının içine doğru inlediğimde öpüşüne karşılık aldığını düşünerek öpücüğünü hızlandırdı. Öpücüğü hızlandıkça elleri de aynı hızla tenimin üzerinde hareket ediyordu. Bütün vücudum titremeye başlamıştı. Aramızdaki kimyanın bu kadar güçlü olması beni ürkütüyordu. Bir şekilde ona, öpücüklerine ya da dokunuşlarına karşı koyamıyordum. Kasıklarıma yakın bir noktaya değen sertliği bile beni heyecanlandırıyordu. Ben hiçbir erkekle bu kadar yakın olabileceğime inanmazken o anda bir adamın kollarında kendimi kaybetmek üzereydim. Bu farkındalığın etkisiyle bir anda onu iterek kollarının arasından kurtuldum.
“Sen napıyorsun!” diye bağırarak yüzüne bir tokat indirdim. Tokatın etkisiyle kafası sağa döndü. Yanağını tutarak yüzüme baktı. Yüzünde şeytani bir gülümsemeyle dudaklarını ıslattı ve yavaşça kafasını kaldırdı.
“Kural bir, bana vurmayacaksın. Yoksa seni cezalandırırım.” dedi. Cümlesiyle beraber bana doğru bir adım attığında ben de geri doğru bir adım attım.
“Kural iki, bana bağırmayacaksın. Yoksa seni yine cezalandırırım.” dediğinde bir adım daha attı.
“Kural üç, bana yalan söylemeyeceksin. Yoksa..” dediğinde bir anlık cesaret patlamasıyla yüzüne baktım.
“Aynen cezalandırırsın falan filan. Nerde silahın çekip vursana!” diye bağırdım. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Bir saniye önce delice bir tutkuyla beni öperken bir saniye sonra nasıl öfkeden gözü dönebiliyordu ki? Hiçbir şey demeden arkasını dönüp odadan çıktı. Çıkarken kapıyı çarpmayı da unutmadı. Derin bir nefes alıp kendimi yatağın üzerine bırakarak tavanı izlemeye başladım. Sinirimden gözlerimden yaşlar süzülmesine engel olamamıştım. Niye bu adamın bana tavırları bende dengesizlik yaratıyordu ki? Bana iyi davranmasını neden istiyordum? Elini kana bulamış, gözünü kırpmadan birilerini öldürebilmiş bir adamın merhamet taşımayacağını bile bile neden bana merhamet göstersin istiyordum ki? Dudaklarının yumuşaklığı aklımdan çıkmıyordu. Öpüşünün aklımdan çıkmaması tüm arzularımı tetikliyordu. Bu arzu dalgası vücudumu saran bir alev haline gelip yanaklarımdan parmak uçlarıma kadar beni yapıyordu. Kokusu burnumdan silinmiyor, her saniye yanımdaymış gibi hissettiriyordu. Bir şekilde beni etkisi altına aldığı yetmezmiş gibi bir de orada hapsediyordu. Arzuyla kararan gözleri, biçimli yüzü ve dudakları gözümün önünden gitmezken kendimden geçiyordum.
Yataktan doğrulup gözümdeki yaşları sildim. Şifonyerin karşısına oturup aynaya baktım. Ne zamandan beridir bir insanın merhametine ihtiyaç duyuyordum ki? Bana kendi babam merhamet etmemiş, beni kendi babam önemsememiş iken nasıl olurda başkasından bunları yapmasını beklerdim? Sığınma isteğimi bir kenara bırakıp kendi başımın çaresine bakmam gerekiyordu.
“Cezası da, koruması da kurtarması da boyu posu da , soyadı da yerin dibine batsın.” diye kendi kendime mırıldanarak aynaya baktım. “Ben de Nehir Yamaner isem sana azap olacağım.”
Bu ev benim cehennemimse onun da cehennemi olacaktı. Ben bu ateşte yanacaksam onu da aynı ateşte kül etmeye o anda yemin etmiştim. Kalkıp elimi yüzümü yıkayıp bir kahve almak için mutfağa inmeye karar verdim. Madem oyun istiyordu o zaman bu oyun oynanacaktı.
PARS
Aslında attığı tokatla beni kendime getirdiği için Nehir’e bir teşekkür borçluydum. Ama beni kendinden uzaklaştırması o kadar canımı sıkmıştı ki yine tehdit etmek zorunda kalmıştım. Bir an… Sadece bir an, onun Sena’dan ve diğer tüm kadınlardan farklı olabileceği ilizyonuna kapılıp da öpmek de neyin nesiydi ki? Ben kimseyi öpmemeye, duygusal bağ kurmamaya yemin etmişken, nasıl olurdu da bu kızı öpmek istemiştim? Derin bir nefes alıp ofisime doğru yürümeye başladım. Yolda ki korumalardan birine işaret verip yanıma çağırdım.
“Erdal hangi delikteyse bulun çıkarın ve getirin. Acilen odamda olsun.” dedim.
“Emredersin patron.” diyerek hızla yanımdan ayrıldı. Ofisimin kapısını açıp, içeri girer girmez kendime bir içki koydum. Erdal çok kısa süre içinde yanımda olacağı için kapıyı kapatmaya bile uğraşmamıştım. Viskimden bir yudum alıp masama doğru ilerlerken Erdal’ın sesini duydum.
“Beni çağırmışsın abi.” dedi.
“Kapıyı kapat da içeri gel.” dedim ve masama oturdum. Kapıyı kapatıp bana döner dönmez gülmesini tutmaya çalışırcasına dudaklarını birbirine bastırdı.
“Noldu lan?” diye sorup üstüme başıma bakmaya başladığımda zar zor yutkunarak konuşmaya başladı.
“Yüzünde beş parmak izi var abi.” dedi ve gülmesini tutamayıp kısa bir kahkaha attı.
“Sikeyim ya. Ufacık karı bizi yine maskara etti anasını satayım. Eli de ağırmış hala yüzüm yanıyor.” dedim. Erdal gülmesini öyle tutamayacak haldeydi ki, kalkıp kendine bir su doldurdu. Tek dikişte suyu bitirip geri karşımda yerini aldı.
Nehir’in sinir krizi beni paramparça etmişti. Nehir’in yerinde başkası olsa, aynısı kardeşime yapılsa ne hissederdim diye düşünür, ona göre aksiyon alırdım. Ama Nehir bakışıyla, duruşuyla, dudaklarının sıcaklığıyla ve çilek kokusuyla, kardeşimle yaşıt olmasına rağmen hiç de bana kardeş gibi gelmiyordu. Bir şekilde etkisi altında kalıyordum. Erdal’ın yüzüne yeniden baktığımda düşünceli halim için endişelendiğini görüp yüzümü toparladım.
“Abi bak bu kızı gördün göreli dalgınsın. Sen aşık oluyor olma.” dedi korkarak. Ne zaman o üç harfli lanet kelimeyi duysam delirirdim. Yine delirmiştim. Çenemi sıkıp gözlerimi Erdal’ın gözlerine diktim.
“Allah belamı versin ki seni götünden vururum Erdal. Sonra da aleme Erdal götünden yedi der, olayı herkesin akıl gücüne bırakarak seni madara ederim.” dedim ve derin bir nefes verdim.
“Git bana bu kıza çarptığın gün düğün salonunda neler olmuş onu bul. Gitmeden de Nehir’e uğra akşam odadan çıkmayacak. Akşama da Selin’i bana getir.” dedim.
“Göt möt ayıp oldu ama biraz..” dedi. Gülümseyerek bana baktı. Kızla ilgili bir şeyler merak etmem ibnenin bir hayli hoşuna gitmişti. İlk defa aşık olmuş yeni ergenler gibi neredeyse sekerek odadan çıktı. Kafamı sola doğru yatırıp kendi kendime konuştum.
“Ya sabır la havle.”
Erdal çıktıktan sonra kendi işlerimle uğraşıyordum ki, ofisin kapısı çaldı. Gel dememle korumanın biri içeri girdi.
“Abi Nehir hanımı odasına çıkaramadık.” dedi. Derin bir nefes verip sinirlenmemeye çalıştım.
“Siktir et saat daha erken.” dediğimde odadan çıkmamasıyla bir sorun daha olduğunu anladım.
“Ben sizi ne ara bu kadar şımarttım amına koyim niye taksit taksit anlatıyonuz her boku!” diye bağırdım.
“Abi, Selin hanım aşağıda Nehir hanımı gördü.” dediğinde kafamı geriye yasladım. Zurnanın zırt dediği noktaya gelmiş, hatta geçmiştim.
“Tamam çık!” dedim. Benim evime sadece sevdiğim kadın girebilir felsefemi bilen Selin, Nehir’i anında anneme ispiyonlardı. O da babama… Durduk yere evlenin baskıları artardı. Babam bir boklar yediğimi anlardı… E bunun için kızı kullanmayı düşündüğümü duysa muhtemelen içimden de geçerdi. Nehir’i de alıp giderdi ve ben Nehir'i kimsenin almasına izin veremezdim. Amına koyduğumun yerinde durduk yere evlenmek zorunda kalacaktım ve bunun için Nehir’in ikna olması gerekiyordu. Ama o cadıyı ikna etmek imkansızdı. O kadar zeki bir kadındı ki en ufak hamlemde içimi okuyacak gibi bakıyordu. Bakışları beni delip geçiyor, içimde bir şeyleri alevlendiriyordu. Gözlerinin derinliğinde boğuluyor gibi göğsüm sıkışırken kıza sert davransam da yalan söyleyemiyordum. Kafamı sağa sola sallayarak düşüncelerimden uzaklaşmak istedim.
Önce habersiz geldiği için Selin’i haşlayacaktım. Selin’i bir şekilde bunu gizli tutmaya ikna ettikten sonra paketleyecektim. Ardından kızı içerde tutmayı beceremeyen korumaların hepsini kevgire çevirecektim. En son da Nehir’e en başta koyduğum bu kuralı çiğnediği için ceza verecektim. Önümde duran viski bardağını tepeme tıkıp daha iyi bir çözüm bulmaya çalıştım. Belki de Selin’i buraya çağırıp, Kerem den intikam almak için Nehir hakkında aklımdan geçenlerle ilgili kısmı hariç, tüm olanları ona anlatmak en doğrusuydu. Başka türlü benden yana olmaz, bana arka çıkmazdı. Hatta suyu iyice bulandırırdı. Bir bardak daha viski alıp, korumalara seslendim.
“Çabuk Selin’i odama gönderin!”
Çok geçmeden Selin odama geldi. Bana her öfkeli olduğunda yaptığı gibi kapımı kırarcasına çalıp, cevap vermeden içeri girdi. Bütün öfkesini kapıya boşaltıp, şiddetli bir çarpmayla kapıyı kapattı. Sonra topuklarının üzerinde bana doğru dönüp, en sahte gülümsemesiyle yüzüme baktı.
“Abiciğim ne zamandan beridir benden bir şeyler saklıyorsun?” derken gözlerinden ateşler fışkırıyordu. Selin, prenses kızlara benzemezdi. Onun prensesliği ya bize kadar, ya da öfkesine kadardı. Ben aniden parlayıp aniden sönerdim. Öfkemi bir şeylerden çıkarıp rahat eder, sonra da mantığımı devreye koyardım. Ama Selin, o kadar acımasızdı ki, hiçbir şey yokmuş gibi hayatına devam edip, adeta işkence edercesine öfkesini çıkarırdı. Tüm bu yeraltı işleriyle benim ilgileniyor olmam, Selin’in başarısız olacağını düşündüğümüz için değildi. Selin’in acımasızlığının bir gün dönüp dolaşıp kendisini vurmasını istemediğimiz için onu daha sakin işlere vermiştik. Güç merakı olmadığı için de bu bir hayli kolay olmuştu. Selin için güçlü bir aile, gücün ta kendisiydi ve bununla yetinebilirdi.
“Ben senden birşey saklamıyorum prensesim.” dedim. Zar zor yutkundum ve devam ettim.
“Erdal’a seni akşama bana getirmesini de ondan istedim.” dediğimde bakışları yumuşadı. Erdal ne kadar benim adamım olsa da, Selin den korkar ona yalan söylemeye cesaret edemezdi. Küçüklüğümüzde Erdal’ı sırf yalan söyledi bir kaç defa ayağından vurmuştu Selin. İşin içine Erdal’ı sokuyorsam yalan söylemeyeceğimi çok iyi bilirdi.
“Dinliyorum.” dedi.
“Nehir..” dedim. Selin yüzümü dikkatlice incelemeye başladı. bir çırpıda olanları anlatmaya başladım. Ondan etkilendiğimi ya da yatağa atmaya çalıştığımı, Keremin karşısında koz olsun diye yanaşmak isteyerek bu hikayenin başladığını anlatmadım. Sadece restorandaki tavrını, onu araştırdığımı, arabanın çarptığını ama ona hala güvenemediğimi anlattım. Bir de mutfakta üstünü aradığımı biliyordu, ama ne şekilde ona dokunduğumdan habersizdi. Duysa muhtemelen ellerime ilk fırsatta sıkardı. Tüm olanları duyunca derin bir nefes verdi.
“Birincisi kabul etmiyorsun ama bu kıza karşı hislerin var Pars Çetinkaya.” dedi. Sinirlendiği birşey olunca direkt adım ve soyadımla hitap ederdi.
“Bana bak Selin haddini bil, ben senin abinim.” diye onu uyardım. Ancak korkmuşa benzemiyordu.
“Gelelim diğer kısma…” dedi ve masamdaki sigara paketine uzanıp bir tane sigara alıp yaktı.
“Kafanı uçurucam Selin.” dediğimde hiç takmadan cevap verdi.
“İkincisi, anlattıklarımdan sonra kıza bakış açın değişecek ve eninde sonunda aşık olacaksın. O gün gelene kadar sırrın bende güvende.” dedi. Sigarayı ince uzun parmaklarının arasına aldı. O an kız kardeşime gururla baktım. Aynı annemiz gibi güzeldi. Yaptığı her şey, asil duruyordu. Omuzlarından dökülen sarı saçları ve renkli gözleri ile annemizin bir kopyasıydı. Sena bile Selin’i çok sevmesine rağmen deli gibi ona özenir, onun gibi olmaya çalışırdı. Sonradan Selin’in gücünde gözünün olduğunu acı bir biçimde anlamıştım. Sigaranın dumanını üfleyerek konuşmaya başladı.
“Selin’i okulun ilk yıllarından beridir bilirim. Aynı binada derse giriyorduk. Öyle ajan olacak bir kız değil. Saf salak bir kızdır. Kerem de kızın ilk sevgilisi. Çok duydum kızı aldattığını da valla Sedef orospusu benim bile aklıma gelmemişti.” dedi. Tek kaşımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Sen pek küfür etmezdin hayırdır?” dedim.
“Sedef’in herkese bir kazığı vardır. Dua etsin Gündoğan’larla ortak işler yürütüyoruz da onu vurmadım.” dediğinde hepten şaşırmıştım.
“Sedef kim?” dedim.
“Sedef, Nehir’in en yakın arkadaşıydı. Bu anlattığın olaydan sonra en yakın arkadaşı olarak kaldığını da sanmıyorum. Neyse, Kerem kızı çok aldattı diye duyduk ama elimde hiç kanıt yoktu. Olsa elli kere ayırırdım. Gerçi Kerem götü ilgi alanımın dışında olduğu için üstüne de düşmedim. Zaten piçin şansına öyle ona kafayı takan kız da yoktu. Okuldaki kızların çoğu Nehir’in her şeyi bildiğini ama parası için onunla birlikte olduğunu düşünüyordu. Ama Allah var bak bir günden bir güne kız Kerem’den ne bir lira destek almıştır, ne de çalışmayı bırakmıştır. Onu da restorandan o cadı Nagehan kovdurmuştur muhtemelen ama kanıtlamak imkansız. O cadı da çok temiz çalışıyor.” dedi. Selin’in gözlemlerine her zaman güvenirdim. Ama karşı cinsten bir kadın Selin veya annem değilse benim için hiçbir zaman güvenilir olamıyordu.
“Düğün günü neler oldu bilmiyorum. Tek bildiğim kızın düğünden kaçıp ortadan kaybolduğu. Kerem her yerde kızı arıyor onu biliyorum. Kızın hastanelerde kaydını bulamamalarının sebebini merak ediyordum, meğer sen çarpıp bizim hastaneye getirmişsin. Ama açık söylüyorum bulması da an meselesi bence.” dedi. Son cümlesi imalıydı. Belli ki Nehir’i bir şekilde seviyordu. Ama sırf Selin seviyor diye de bir kadınla evlenecek değildim. Hele herhangi bir şekilde evlenmeye hiç niyetim yoktu. Kafamı sağa sola salladım.
“Olmaz Selin, aklından ne geçtiğini biliyorum.” dedim. Ağzının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Sana dürüst olayım mı Sena’yı hiç sevmemiştim. Orospu demiyorsam bil ki senin geçmişine olan saygımdan. Seni elli kere uyarmayı denedim ama duymazdan geldin. Ben yanılmam abiciğim.” dedi. Hızla ayağa kalkarak odamı terk etti. Ortaya acımasızca kafamı karıştıracak bir sürü bilgi ve yorumunu atıp odamdan kaçmıştı. En azından annemlere herhangi bir şey söylemeyeceğine emin olmuştum. O da bana dürüst olduğu içindi. Kendi kız kardeşim bile bu kadar tehlikeli iken benim bir kadına güvenip evlenebileceğimi düşünmelerini aklım almıyordu.
Uğurlamak için arkasından odadan çıktım. Aşağı indiğimde Nehir’le ikisinin mutfaktan sesleri geliyordu. İkisini de rahatsız etmeden kapıdan izlemeye başladım. Onu gördüğüm günden beridir, Nehir, ilk defa kahkaha atıyordu. Gülümserken görmüştüm, ama iş için mesafeli bir gülümsemeydi. Okulla ilgili biraz dedikodu yapıp gülüyorlardı. Selin’in de hiç arkadaşı olduğunu duymamıştım. Nehir’le arada bir görüşmelerine izin vermeye karar verdim. Kapıda öylece durup ikisini birden izlerken Selin bir anda ayağa kalktı.
“Ay aslında abime gösterecektim ama, o zevksiz şimdi bakar bakar, mimar çizmiş neyini beğenmiyorsun der. Bak bir proje var gözüme nahoş gelen bir şey var.” dedi. Evrak çantasına yönelip bir proje çıkardı. Bunu yapmasının iki nedeni olabilirdi. Ya gerçekten kıza çok güveniyordu, ya da kızı zarflıyordu. Projeyi mutfaktaki adanın üzerine doğru açarlarken Nehir eliyle Selin’e durmasını işaret etti. Yardımcılara dönüp baktı.
“Mutfağı boşaltmanızı rica etsem olur mu? Muhtemelen işle ilgili detayları duymanızı Pars bey de istemez.” dedi. Yardımcılar birbirlerine baktılar ve mutfaktan birer birer çıkmaya başladılar. Selin kıza ne kadar güvenebileceğini anlamış olacak ki bütün siniri gitmiş, yerine yüzüne kocaman bir gülümseme gelmişti.
“Herkesi kovdunuz ama benim gelme şansım var mı?” diyerek içeri girdim.
“Gel abicim gel.” dedi Selin bir bana bir de Nehir’e bakarak. Nehir benim sesimi duyunca yüzüme bakmamıştı. Ancak yanakları kızarmış ve bar sandalyesinde huzursuzca kıpırdanmıştı. Selin yavaşça yanıma yanaşıp kulağıma eğildi.
“Kıza düşündüğüm şeyi yaptıysan abi yemin ediyorum babama söylerim.” dedi ve az önce beni tehdit eden o değilmiş gibi kocaman gülümseyerek geri çekildi.
“Şimdiii.” dedi Nehir ve yarı toplu saçını çözerek kafasının en tepesinde topladı. Gözünün önüne düşen isyankar bir perçemi de kulağının arkasına sıkıştırdı. Mükemmelden çok daha fazla bir görüntüsü vardı.
“Bir kalemin var mı?” dedi Selin’e bakarak.
“Var, bir saniye.” diyerek çantasından bir rapido bulup çıkardı ve Nehir’e uzattı. Nehir kafasını projeden kaldırmadan kalemi alıp açtı.
“Bir yedeği var dimi bunun? Çizerek göstereceğim.” dedi. Selin başıyla onu onayladı. Kalemi uzatırken eline aldığı kahvesinden bir yudum alarak;
“Evet aşkım var.” dedi. Kıza hitap şekli bile Sena’ya hitap şeklinden çok farklıydı. Sesi yumuşaktı. İğrenme ifadesi yoktu. Aşkım derken böcek görmüş gibi bakmıyordu. Adanın yanına bir bar taburesi çekip oturdum. Selin de adanın tam karşısına oturup izlemeye başladı.
“Bak şurası bozuk. Kolonlar ve kirişler milimetrik hesaplanmamış. Böyle göze hitap eden yapılarda teoride sapma payı elbette vardır. Ama uygulamada çok çirkin görünür.” dedi ve söylediği kısımları düzeltmeye başladı. Kağıdın kenarına bir takım hesaplar yaparken beni şaşırtmaya başlamıştı. Kızın dosyasını daha önce okumadığım için kendime sövdüm. Selin’le aynı bölümde değilse bu kızın mesleği neydi ki ? Hızla bir şeyler karalayıp yeniden konuşmaya başladı. O konuşana kadar mutfağın içine ağır bir sessizlik çökmüştü.
“İşte eğer milimetrik hesap yapılsaydı proje böyle düzgün duracaktı. Sen de buna imza atsan, kariyerinin en çirkin inşaatına imza atmış olacaktın.” dedi. Selin’e bakıp gülümsüyordu. Selin de aynı içten gülümsemeyle karşılık verdi.
“Bölüm birincisi olmana şaşırmadım. Üç gündür imzalamamak için kıvrandığım ve nedenini bulamadığım projenin içinden geçtin. Yarın ben o mimarın canına okumaz mıyım?” dediğinde ikisi birden kıkırdadı. Bense mala dönmüş vaziyette bir Selin’e, bir Nehir’e bakıyordum.
“Nehir sen ne mezunusun?” diye dayanamayıp sordum. Selin’le bir saliseliğine göz göze geldik. Nehir’in bunca zamandır yanımda olduğunu ondan gizlememin intikamını bir şekilde alacağını belli eden bakışlarını atarak yüzüme baktı.
“Abiciğim, sen nasıl oldu da ayakkabı numarasına kadar araştırdığın kızın hangi bölümü bitirdiğini bilmezsin? Nehir mimar.” dedi. Bunu söylerken ses tonunun dışarı ne kadar masum geldiğini biliyordum. Ama altında yatan iğnelemeyi ve şimdi ananı belledim tavrını bir tek ben tanıyordum. Selin ortaya bir bomba bırakmıştı. Saatli bir bombaydı ve ne zaman patlayacağını asla bilemezdiniz. Selin Çetinkaya acımasızlığı tam olarak böyle bir çileydi. Önce gidip sıkıca Nehir’e sarıldı. Sonra da gelip bana sarıldı ve yanağıma bir öpücük kondurdu. Hızlıca bize veda edip evden çıktı. Nehir’i benim yanımda, şaşkınlıktan kocaman açılmış gözleri ve kafasının içindeki binbir soruyla bırakıp gitmişti.