V~İlk Şüpheli

2134 Words
6 Ay Önce Ölüm. Ölmek. Öldürülmek. Üçü arasında uçurumlar kadar fark olduğunu şu an bir kez daha fark etmiştim. Ölüm için bir çok açıklama varken, ölmek onun aksine tek kelimeden ibaretti. Peki ya öldürülmek ? Bir canlının canını başka bir canlının alışı. Dışardan duysam, önyargılı bir biçimde öldüren kişi hakkında tonlarca kötü şey düşünebilirdim. Ama şu an ise acımzasıca haklı olduğumuz kanısındaydım. Hatta olacağı buymuş, diye bile düşünmüştüm. Asıl soru, bu o adamın kaderi miydi yoksa, buna biz mi vesile olmuştuk ? Kader değişebilir miydi ? Mesela bu gece o partiye gelmeseydim arabaya bindiğimiz zaman kusmam için durmayacaktık ve belkide bu eve hiç girmeyecektik. Düşünceler zihnimde karamaşa oluştururken Enesin kollarında derin nefesler alan Şulenin tiz çığlığı odadaki sessizliği bozdu ve Andaçın elindeki bıcak yere düştü. Enes Şulenin kafasını adama bakmaması için çevirdi "Sakin ol meleğim. " diye mırıldandı kendi bile sakin değilken ve bir saniye olsun bakışları yerde yatan adamdan ayrılmazken. Diclenin elinin benim kolumu korkuyla sıktığını hissediyor fakat acısını bile alamıyordum. "Şimdi ne yapacağız?" diye kelimeler dudaklarımdan döküldüğünde bakışlarımı adamdan alıp Andaça çevirdim. O Andactı sonuçta hep bir çözümü olurdu, parlak bir fikir ortaya attıp basımızı belaya da o sokardı aynı fikirle durumuda kurtarırdı. Andaç adama bakmaya bir son verip omuz hizasından bana döndü "Sakin olalım önce." Beklediğim cevap tam olarak bu değildi. Ama bakıldığında en soğuk kanlımız şu an oydu. Baran eğilip adamın nabzını kontrol edeceğinde Andaç "Dokunma ona." dedi soğuk kanlılığını korumaya devam ederek. Baran geri çekildi "Polise gidelim." "Ya tabii adamın evine zorla girip sonra onu öldürdüğümüzü söyleriz..." diye homurdandı Andaç. Iki üç dakkika önce birini bıçaklamış birine göre hala düzgün düşünebiliyordu, onun aksine benim düşünce yetkim bulanık bir haldeydi. Enes "Peki ne bok yiyeceğiz ?" diye sorarken bir yandanda kollarında hıçkıra hıçkıra ağlayan Şuleyi sakinleştirmeye çalışıyordu. Etrafına kısaca bakındı Andaç ve hemen sonra "Esmira sehpanın üzerindeki örtüyü uzatsana." yanımda duran küçük örtüyü alıp Andaça uzattım. Ne yaptığını başta anlamamıştım ama Andaç eliyle örtüyü tutarak ceplerini aramaya başlayınca az çok anlam vermiştim . Cebinden cüzdanını çıkartıp kimliğini eline aldı. "Adı Kâzım Yıldırım, bekar, elli üç yaşındaymış..." "Dur..." dedim titrek bir sessle "Daha çok bilgi verme." Gözümün önünde ölen bir adamın kim olduğunu bilmemek daha kolay olacaktı sanırım. Andaç ayağa kalktı "Bence onu gömelim belli ki kimi kimsesi yok, onu asla bulamazlar." Baranın eleri turuncu saçlarını karıştırırken "Sadece bırakıp gitsek ya ?" diye sordu. "Olmaz işimizi tam yapmamız lazım. " Sonunda Dicle bir şey söylemeye karar verdiğinde alev saçan gözlerle Andaça baktı "İş mi ? Sen bunu iş olarak mı görüyorsun Andaç ? Adam öldü ! Bu iş değil, cinayet !" Andaç Diclenin üzrine yürüdüğünde ortalarına geçmek için atıldım ve hala titreyen ellerimi Andaçın göğüsüne getirip güçsüz bir biçimde Dicleden uzak tuttum "Sakin ol Andaç. " "Bana bak." dedi beni takmadan sadece Dicleye bakıyordu "Bu işte birlikteyiz, biri öldüyse bu hepimizin suçu ve ben şuan hepimizin hayatını kurtarmaya çalışıyorken sen o sikik çeneni kapalı tutacaksın !" diye kükredi Dicleye. Dicle hiçbir söylememeyi seçerken Andaç geri kalana baktı "Fikrimi reddeden başka bir sik kafalı daha yoksa, hadi bana yardım edin." dedi arkasın bana dönük olduğu için yüzünü göremesemde sinirli olduğu her kelimesinden anlaşılıyordu. Baran ve Enes birbirlerine bakıp bakışlarla anlaştıktan sonra Enes Şulenın saçlarının arasını öpüp onu sakince koltuğa oturttu "Burda bekleyin ve hiçbir yere ayrılmayın. " dedi herbirimize bakarken. Diclenin omuzuna dokundum ve onu koltuğa götürdüm. En sakinleri sanırım şu an bendim, Şule aglamakatan harap olmuştu ve Diclenin şok geçiren bir ifadesi vardı. "Hapse girer miyiz ?" diye sordu Şule ağlaması kesilmeden. "Sanmam." dedim sakinleşmesi için ama asıl cevabı ben bile bilmiyordum. Dicle dişlerini sıktı "Hepsi Andaçın suçu !" kısık sessle konuşurken etrafa bakındı "Adamı bıçaklayan ve bizi eve sokan o !" "Kimseyi suçlayarak bir yere varamayız Dicle, biz arkadaşız ve ne olursa olsun birbirimizin arkasında yer almalıyız." durup ikisine de baktım "Bu konu cinayet dahi olsa." Sözlerim bunlar olsada içimde iyiye varmayacağını bildiğim ve bana çok uzak olan hisler vardı. 6 Ay Sonra (Günümüz) Mesaj şoku hala etkisini üzerimde sürdürürken araba da derin bir sessizlik vardı. Mesajı okuduktan sonra herbirimiz masadan teker teker kalkmıştık. En son Andaç ve ben kalınca, uzun bir süre Andaç içki içmişti. Şimdi ise kullandığı aracın içinde olduğum için endişeli değilim desem yalan söylemiş olurdum. Camdan dışarı izlemeye bir son verip Andaça döndüm "Yeni aldığın taze ehliyeti kaptırmak istemiyorsan yavaş sür." dedim. Aslında amacım emir vermek değil uyarmaktı ama ses tonum sanki aksini idda etmişti. Bana sadece kısa bir an göz ucuyla baktıktan sonra aracın hızlandığını hissetim. Bana meydan mı okumuştu o ? Gözlerimi kısıp "Pislik." diye tısladım. "Ne o korkuyor musun ?" benimle dalga gecer gibi bir tonla sormuştu. "Kaza yapmaktan mı ?" kafamla onayladım ve kendi sorduğum alaylı soruya kendim cevap verdim "Evet. " "Şu an ölsek her şeyden kurtuluruz ama." sesindeki düz tını ürperticiydi. Kafamı ona doğru çevirdim "Ölümün bir çare olduğuna inanmıyorum. " Alayla homurdandındığını duydum ama ona bakmamıştım. Evin önüne geldiğimizde arabayı park edip anahtarı çıkartıp arabadan indi. Bende onun arkasından inip eve doğru önden ilerledim. Okul çantamın ön gözündeki anahtarla kapıyı açtıktan sonra koridordaki ışığı açıp ayakkabılarımı çıkardım. "Ben biraz açım, sen de yer misin ?" "Olur." dedi koridorda ilerlerken. Kapıya çift kilit attıktan sonra mutfağa ilerledim ve dolapta neler olduğuna baktım. Hazır köfte ve iki gün önce yaptığım çorba vardı. İkisini de çıkartıp tezgaha bıraktıktan sonra ocağa koyup ısınmalarını bekledim. Andaçta arkamdan girip mutfaktaki pencereyi açtıktan sonra sigara yaktı. "Pencereyi kapatsak mı ?" dedim endişeli bir halde. Göz devirdi "Bundan da mı korkuyorsun ? Peki neden ?" Dudak büzdüm "Çok yüksek ihtimalle bizim okulda okuyan ve bir kızı öldürmüş bir katil var ayrıca bize tehdit mesajları atan bir sapık. Sence korkmam gayet normal değil mi ?" diye sordum. Aslında bendeki tam korkuda sayılmazdı. Bu garip bir hissti ve sanki her an biri arkamdan bana saldıracakmış gibime geliyordu. Sigarasınından nefes çekerken mutfağın ortasındaki ada tezgaha karnını yaslayıp biraz eğildi "Bence senin acilen kafanı boşaltman gerek." Kaşlarımı havaya kaldırdım "Ne yapmamı önerirsin ?" Dumanı dışarı verirken "Ben seks yaparım, her zaman işe yarar. Sana da öneririm. " dedi gayet doğal bir biçimde. "Andaç !" diye kızdım ona dişlerimin arasından. "Ne var canım..." durdu ve "Yoksa sen bakire misin ?" diye sordu. Gözlerimi ondan kaçırdım ve kızdığımı hissettiğim için bunu ondan saklamaya çalıştım. "Bildiğin bir soruyu neden sorarsın ki ?" Tek elini saçını daldırıp saçını kaşıdı "Yani hala bakire misin ?" sessi hala alaylıydı. "Evet . " diye mırıldandım "Neyse konuyu kapatabilir miyiz ?" Sigarasını söndürdü "Tamam fıstık, istediğin olsun." biraz düşünceli bir hal aldıktan sonra "Alkol almayı dene ?" diye bir fikir daha sundu. "Kafamın dağılması için her gün alkol almam lazım vede..." ocağın altını kapatıp iki tane kase çıkardım "...kullandığım ilaçlar yüzünden alkol alamam." Çorbaları kasye koyduktan sonra birini kaşıkla birlikte Andaça verdim. "Alırsan ne olur ?" Yanına oturdum "İlaçların duyarlılığını artırır." ve kaşığı elime alıp "Ayrıca ne kadar içersem içeyim sarhoş olmama ihtimalim var yada aşırı oladabilirim." diye açıkladım. Çorbasından bir yudum aldı "İşte bu kötüymüş. Sarhoş olmayacaksan, alkol almanın ne mantığı var ?" Bende bir yudum aldıktan sonra "Şuan sarhoş musun ?" diye sordum. Kafasını iki yana salladı "Hayır. " "Ama çenen açıldı. " dedim "Yani bu kötü bir şey değil, dünkü tavrın beni ürkütmüştü." Kaşığını bırakıp kaşlarını çattı "Nasıl yani ?" Omuz silktim "Değiştin sandım. " "İnsanlar değişir Esmira." dedi bana bakmadan. Bakışlarım çorbama doğru indi "İnsanlar değişmez sadece büyür, bunu hep sen söylerdin." "Büyümekte değişimin bir parçası zaten. "Haklısın." Sessizlik yine bizi bulup ele geçirdiğinde sadece kaşıklarımızın kaseye çarpma sessi mutfağı dolduruyordu. Kasemle birlikte ayağa kalkıp makinaya yerleştirdim ve "Ben uyuyacağım, sayıklar ve seni rahatsız edersem beni uyandır. " cevabını beklemeden mutfak kapısına yöneldikten sonra durup ona döndüm "Ve Andaç...bir daha gitme olur mu ?" diye sordum savunmasızca. Sonra tekrar arkama döndüğümde "Gitmeyeceğim fıstığım." diyişini duymuştum. O her ne kadar görmesede tebessüm edip yukarı odama çıktım. - Okula girer girmez adımlarım kızlar tuvaletini bulmuş ve aynada geceden kalan göz altı morluklarıma bir çare bulmak için birkaç kızdan concealer aramıştım. Sonunda birinden çıkınca göz altlarımı kapattıp sınıfa geçmiştim. Dün anlaştığımız gibi Dorayla konuşacaktım ancak aynı sınıfta olmamıza rağmen onu hiç boş bulamamıştım. Derslerde haliyle konuşmadığım gibi tenefüslerde sürekli ortadan kayboluyordu. İki tenefüs boyunca takip etsemde birinde onu bulamamış diğerinde ise arka bahçenin en tenha köşesinde telefonla konuştuğunu gördüğüm için yanına gitmemiştim. Sonunda pes edecekken öğle arasında yemekhanede yalnız oturduğunu görünce etrafa şöyle bakınıp yanına doğru ilerledim. Bizimkiler çil yavrusu gibi etrafa dağılmıştı. Baran ve Enes bir köşede otururken, Dicle tiyatrodan arkadaşlarıyla, Şule ise Yankıyla ve yeni sevgilisiyle yemeğini yiyordu. Son altı ayda ikisi-Yankı ve Şule- çok yakın arkadaş olmuştu. Başta Yankının Baran için Şuleye yaklaştığını düşünsemde sonradan iyi anlaştıklarını ve Yankının artık Barana bir ilgisi olmadığını gözlemlemiştim. Biraz daha etrafa bakınıp gözlerim Andaçı aramıştı ama etrafta yok gibiydi. Emin adımlarla Doranın tek oturduğu masaya ilerledim "Burası boş mu ?" Önce bana sonra sandalyelere baktı "Sence ?" "Oturabilir miyim ?" diye sordum gülümseyen ve nazik bir sıfatla. Kafasını sallayınca karşısına geçtim önce tepsimi bıraktıktan sonra oturup sadece yemeğiyle uğraşan Doraya bakıp "Nasıl gidiyor ?" diye sordum dostane tavrımla. Nefesini dışarı verdi ve benden hemen bıkmış gibi "Ne nasıl gidiyor ?" "Hayat ?" "Bok gibi. " dedi. Bu kızın mizacı hep tersti biliyordum ve benim gibi muhabbet açmayı bilmeyen antisosyal bir tip şuan onunla konuşmaya çalışıyordu. "Neden ?" diye sordum hala samimi ve sevecen davranmaya çalışarak. Diliyle koyu tonlarda ruj sürdüğü dudaklarını yalarken alt dudağında ki pirsinge çarpmamaya dikkat ederek "Neden soruyorsun Esmira ?" dedi gözlerimin içine tehlikeli bir biçimde bakıyordu. Söyleyeceğim her hangi bir yalanı kolayca anlayabilirdi. "Çünkü..." diye başladın cümleye ve gayet sakin olmaya çalışarak "Dört senedir aynı sınıftayız ve birbirimizi hiç tanıdığımızı fark ettim." "Ne öğrenmek istersin?" diye sordu sandalyesinde geriye giderken. "Canselinle yakındınız bindiğim kadarıyla, o gece partide neler oldu ?" Pirsing olan kaşını havaya kaldırıp güldü "Şimdi anlaşıldı derdin." öne yaklaştı ve tepsisini kenara çekip boş kalan yere dirseklerini koydu "Peki, o gece bende ordaydım beni ekti. Bütün gece onu aradım ve bulduğumda öldüydü." dedi soğuk bir sessle. Böyle bir olayı fazla rahat anlatmıştı. "Sizin yakın arkadaştınız değil mi ?" diye sorunca nerdeyse kahkaha atacak hale geldi. "Esmira sen saf mısın ?" sorusuna hiçbir anlam veremezken konuşmaya devam etti "Biz arkadaştan daha fazlasıydık." "Nasıl yani ? "İkimizde biseksüeldik. Yani yatıyorduk ama sevgili değildik sadece fiziksel. " Kaşlarım havaya kalktı "Ben bunu bilmiyordum..." "Artık bildiğine göre, birine bile anlatman güzel cildinin oyulmasına sebep olabilir." diyip ayağa kalkmaya hazırlandığında "Dur."diyip onu durdurdum. "Peki onu kim öldürmüş olabilir ?" diye sordum. "Ne biliyim ben ?" dedikten sonra tam gidecekken durup bana tekrar döndü "Özge ve Coşkunla konuşmayı deneye bilirsin. " diye bir öneri sundu. Coşkunla bağlantısını bilmesemde, Özgeyle iki yıl önce yakın arkadaş olduklarını biliyordum. Doranın kalkmasından saniyeler sonra Enes yanıma Baran karşıma oturuca kafamı kaldırıp onlara baktım. Enes "Ne konuştunuz ? Bir şey bulabildin mi ?" diye sorunca kafamı olumsuz bir biçimde salladım. "Sadece arkadaş değilde yatak arkadaşı olduklarını öğrendim. " dedim kafamı yemeğime çevirerek. Baran şaşkınlıkla "Lezbiyenler miymiş ?" diye sordu. "Biseksüel." diye düzelttim. Enes "Dora öldürmüş olabilir mi ?" diye sorunca ona döndüm tekrardan. "Bilmiyorum ama ihtimaller arasında. Ayrıca Coşkun ve Özgeyle konuşmamı söyledi." Enes "Coşkun, Andaçla aynı takımda oynayan çocuk mu ?" diye sorunca Baran onayladı ve hemen ardından kendisi "Özgede; Yankının kuzeni." diye homurdandı. Enes "Tamam o zaman şöyle yapalım." diyip önce Barana baktı "Sen Yankıyla konuş Özgenin ağzından laf almak daha kolay olsun." dediğinde Baran güldü. "Yankı üç aydır suratıma bakmıyor." bu durumdan pekte rahatsız gibi değildi. Enes oflayıp "Bende Şule yüzünden konuşmak istemiyorum." diyince "Tamam ben onunla da konuşabilirim. " diye bir teklif sundum. "Sen mükemmel bir şeysin. " diyip yanağımı sıktı "O zaman Andaçı bulup, Coşkunla konuşmasını söyleyeyim." diyip Enes yanımızdan kalkınca Baranla birlikte kalmıştık. Baran boğazını temizledi "Yankıyla konuşmaya, topuklu ayakkabılarının ne kadar güzel olduğunu söyleyerek başla, eminim bu onu yumuşatır. " dedi. Istemsizce o masaya bakıp bakışlarımı Yankının kırmızı tonundaki sitiletto tarzı ayakkabısına çevirdim. "Ondan hoşlanmayan birine göre onu iyi tanıyorsun. " Gülümsedi ve gülümserken koyukahve gözleri kısılmıştı "Olsun o kadar az mesayimiz geçmedi birlikte." çok uzun süre sayısız defa yatıklarından bahsediyordu. "Ona niye hiç şans vermedin ? O herkesin sahip olmak isteyeceği türde bir kız ?" diye sorunca sırıtışı yüzünden silinmişti ve o da Yankıların oturduğu masaya kısa bir bakış atmıştı. "Bu konuyu konuşmak gerçekten istemiyorum." dediğinde, bir bildiği vardır diye düşünüp konuyu kapattım. Öğle arasından sonraki üç saat jet hızıyla geçmişti. Kapıda Andaçı beklerken Yankıyı görmüştüm ama dün gecenin verdiği uykusuzluk yorgunluğuyla onunla yarın konuşmaya karar verip sadece Andaçı bekledim. Nerdeyse herkes okuldan çıktıktan sonra en son Andaç ve Oğuz çıkmıştı. İkiside benim olduğum tarafa yaklaşırken birbirlerine ne kadar benzediklerini düşündüm. Tip olarak değil, belki ikisinin de yüz hatları aşırı gergindi ama bahsettiğim benzerlik karakter olaraktı. Oğuzu pek tanımasamda Andaçla aynı takımda oynadığını vede Dicle ile tiyatroda sahne aldığını biliyordum. Gelecekte bu okuldan ünlü biri çıkar mı diye sorsalar düşünmeden Oğuz cevabını yapıştırırdım. Hem yetenekli hemde yakışıklıydı. "Gidiyoruz. " dedi Andaç arabasının kapısını açarken. "Nereye ?" "Coşkun piçini bulmaya." Daha fazla soru sormadan araca bindim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD