~YAĞIZ ALİ~

1680 Words
2 yıl önce “Bağa girdim, bağ budanmış Bağa bülbül dadanmış Bağa girdim, bağ budanmış Bağa bülbül dadanmış 15 yaşında da Nazife de Hanım Kimlere aldanmış? 15 yaşında da Nazife de Hanım Kimlere aldanmış?” “Kız Leyla! Oyanlanma kız orada gel kahvaltıya inecekler şimdi, hazır olmazsa Gülfidan hanımın ne yapacağını çok iyi biliyorsun.” Leyla mırıldandığı şarkıyı bırakıp hızla mutfaktan çağıran Sultan ablasının yanına gitti, “Abla oyalanmıyorum ki, biliyorsun toza çok takıntılı Gülfidan hanım kahvaltıya inmeden salonun tozlarını alayım dedim.”Sultan abla gözlerini kısıp cevap vermişti, “Zamanı mı şimdi kızım? İnerler aşağıya, ne diyeceğiz insanlara?” Omuzunu silken genç kız cevap vermeyi de ihmal etmemişti, “Beş dakika geç yapsınlar kahvaltılarını bir yerleri eksilmez abla.” Sultan abla gözlerini uyarır gibi büyütüp önüne döndü, arkadından gelen sesle Sultan ablanın gözlerini neden büyüttüğünü anlamıştı, gelen ince tiz sesle yüzünü buruşturdu, “Leyla, Sultan! Neden oyalanıyorsunuz burada? Herkes uyandı fakat kahvaltı henüz hazır değil. Yağız Ali gelecek bugün İstanbuldan bilmiyor musunuz!” Genç kız hızla arkasını dönüp açıklama yapmaya çalıştı, “Hanımım… her şey hazır, hemen kuruyorum sofrayı.” Başını iki yana sallayan Gülfidan, dışarıdan bakınca sabah yeni kalktığı anlaşılmayacak yapılı saçları ve oldukça ağır makyajıyla memnuniyetsizce yüzünü buruşturmayı da ihmal etmemişti, “Anca çeneniz çalışsın! Yağız Ali gelene kadar sofrayı hazırlamış olun, yoksa çok ciddi bir konuşma bekliyor sizi hanımlar!” Ve ikilinin bir şey demesini beklemeden mutfaktan hızla çıkmıştı, Sultan abla arkasından sinirle fısıldamayı ihmal etmedi, “Sanırsın gelen kişi misafir! Bugüne bugün evin çocuğu geliyor anacım. Anlamadım ben bu işten bir şey.” Leyla Yağız Ali’nin adını duymasıyla her zamanki gibi uzaklara dalmış ve fark etmeden saçlarının uçlarıyla oynamaya başlamıştı. Çok yakışıklıydı Yağız Ali. Nevşehirdeki kızların rüyasıydı, oldukça çapkın olan Ali; babasının ünü ve kendi karakteriyle oldukça sevilirdi memlekette. Tabi en çok kim severdi orası tartışılırken seven kişiler sıralamasında ilk beşe Leyla’nın gireceği kesindi. Kendi kendine Yağız Ali’yi düşünüp hülyalı hülyanı saçlarıyla oynayıp uzaklara dalan kız eline yediği şaplakla yerinden sıçradı, “Kız! yedik azarı hala hülyalı hülyalı etrafa bakıyorsun. Ne sendeki bu haller!” Leyla hızla silkelenip kendine geldi, “Ne hali abla? Sofraya neleri götüreyim onu düşünüyordum.” Gözlerini kısıp genç kızı baştan aşağıya süzdü tombul kadın, “Var sende bir haller de kokusu çıkar. Şu an seninle ilgilenmeye zaman yok… Al kızım bak şu masaya dizdiklerimi götür sofraya.” Genç kız hızla başını sallayıp hem ortamdan kaçmak için hem de daha fazla azar yememek için tabakları hızla salona taşımaya başladı. Tabakların yarısından fazlası masaya taşınmışken kapı çalmıştı. Leyla duyduğu kapı sesiyle heyecanla kendine çeki düzen verip gelen kişiye bakmaya çalışmıştı. Gözlerini olduğundan daha sık kırpıştırırken hızlı hızlı nefes almayı da ihmal etmiyordu. Arkasından dürtüklenmesiyle hevesi kursağında kalarak arkasını dönen genç kız Sultan ablasının kaşlarını çatmış ona baktığını gördü, “Kız, masa hazır değil. Kapı çalıyor, Yağız Ali bey gelmiştir git çabuk kalanları getir vallahi bugün bir daha azar yersek senin o saçlarını yolarım.” Genç kız omuzlarını silkip somurtarak mutfağa giderken Yağız Aliyi görememiş olmanın üzüntüsüyle kendi kendine fısıldadı, “Günler sonra göreceğim diye mutlu olmuşken bu da kalsın kursağımda. Leyla kim ki!?” Kalan tabakları masaya taşımaya devam ederken ileride duran koltuklarda oturan aile fertlerine gözlerini gezdirdi. Yağız Ali her zamanki gibi heybetli vücuduyla koltukta oturmuş İstanbuldaki işler hakkında babasına bilgi veriyordu. Hülyalı hülyalı Yağız Aliye dalmış bir şekilde izlerken duyduğu tiz sesle yine seyri bölündü, “Leyla! Neden dikiliyorsun orada, hazır mı sofra?” Ona seslenilmesiyle tüm yüzleri kendine dönük gören kız en çok da Yağız Ali’nin orada olması dolayısıyla çekinerek cevapları, “Ha..Hazır Gülfidan hanım. Buydun lütfen.” Gülfidan hanım ve Halit bey başta olmak üzere büyükler kahvaltı masasına otururken. Yağız Ali, Yağız Ali’nin kız kardeşi, Füsun. Erkek kardeşi Kenan ve Kenanın karısı Dila da arkalarından masaya oturmuştu. Önündeki sandalyeye oturan heybetli bedenle eli ayağı birbirine dolanan genç kız. Günlerdir duymadığı kokuyu gizlice ciğerlerinde hissetmek için içine çekti. Daha sonra her sabah yaptığı şeyi yapıp çay servisine başladı, sırayla servisi bitirdiğinde en son sıra Yağız Aliye gelmişti nefesini tutarak her hangi bir sakarlık yapmamak için dua etti ve herkese sorduğu soruyu ona da sordu, “Başka bir isteğiniz var mı Yağız Ali bey?” İsmini duymasıyla gözlerini kıza çeviren genç adam bir kaç saniye süzdü ve başını iki yana sallayarak önüne döndü ve çayından bir yudum aldı, “Yok. Çay kafi.” Başını utançla sallayan genç kız fısıldayarak mutfağa geçmişti, “Peki efendim. Afiyet olsun.”Kalbini tutarak mutfağa giren kızı gören Sultan kaşlarını çatıp korkuyla kızın yanına gitmişti, “Ne oldu kız? Biri bir şey mi dedi?” Heyecanla yutkunan Leyla terleyen saç diplerini geriye doğru tarayıp Sultan ablasının endişesini gidermek için konuştu, “Yok abla, Gü..Güldifan hanım azarlayacak diye stres yaptım biraz. Tansiyonum düştü galiba.” Vah vah dermiş gibi dizine vuran kadın kızın dirseğinden tutup mutfak masasına oturttu, “Yavrum ne olacak ölüm mü var ucunda? Neden böyle stres yapıyorsun anlamıyorum ki?” Genç kız için de stres yapacak bir şey yoktu, bu heyecanı Yağız Ali’nin kokusunun verdiği heyecandı ancak Sultan ablasına söyleyemezdi. “Haklısın abla… Ama öyle stres yaptım işte. Bir kaç lokma bir şeyler yiyeyim kendime gelirim.” Saçını okşayan kadın üzgünce konuşmayı da ihmal etmiyordu, “Ah yavrum, evet ye bir şeyler ben de Asım efendiyi çağırayım bahçedeydi değil mi?” Babasının adını duymasıyla başını salladı genç kız, “Bahçede abla, çiçekleri suluyordu en son.” Ablası tamam diyip mutfaktan çıkmıştı. Mutfaktan çıkan kadının ardından genç kız istemsizce tekrar elini kalbine koydu. Kendini bildi bileli babası ile bu konakta yaşar, Karabağlı ailesinin hizmetini görürlerdi. Annesine gelince…Annesini hiç görmemişti genç kız, anne sevgisini hiç tatmamıştı. Babasının söylediğine göre Leyla doğarken Annesi ölmüştü, o günden sonra da babası ve kendisinin dahil olduğu iki kişilik bir çekirdek aile olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi. Küçüklüğünden beri bu konakta yaşarlardı. Camdan gördüğü bahçede oynadığı zamanları anımsadı geç kız, ne olmuştu da bu ailenin en küçük oğluna, Karabağlı ailesinin göz bebeğine aşık olmuştu Leyla? Tam ne zaman olduğunu bilmiyordu fakat bir gün gelmişti ve genç kız amansız ve imkansız bir aşkın kollarında bulmuştu kendini. Nevşehirin en Yağız delikanlısı olan, sözünden çıkılmayan, bir dediği iki edilmeyen, aynı zamanda zarar gören kişiyi zarardan kurtaran, müşküle en çok yardım eden ve herkesçe çok sevilen delikanlı Yağız Aliye tutulmuştu genç kız. Namı değer Kara Aliye… Kara Ali kendinden sekiz yaş kadar büyüktü. Genç ve toy kız on sekiz yaşındayken Yağız Ali yirmi altı yaşındaydı. Gülümsedi genç kız. İsmi de kendi gibi asil ve güzeldi… kendi kendine üzgünce fısıldadı, “Ah be Leyla, en olmayacak kişiye aşık oldun.” İmkansızdı Yağız Ali. Ali’nin annesi Gülfidan’ın oğlunu karşı köyün en varlıklı ailesi olan Soykan ailesinin en küçük kızı Neva ile evlendirmek istediğini biliyordu. Yemekte servislerini yaparken bu konuşmaya bir kaç kez şahit olmuştu fakat Yağız Ali net bir dille her seferinde reddetmiş ve henüz evlilik için hazır olmadığını söylemişti. Genç kız burukça gülümsedi, “Şimdi hazır değil fakat bir iki seneye evlenir. O zaman tek ona değil karısına da servis yaparım.” Üzüntüyle düşüncelere dalmışken kapıdan gelen silah sesi ve içeriden kopan çığlık ile genç kız yerinden sıçramıştı. “Bismilahirahmanhirahim! Ne oluyor?” Hızla mutfak kapısından bahçeye koşan genç kızın aklında yalnızca babası vardı. Ya babasına bir şey oldusa ne yapardı? Bahçeye koştuğunda babasının yeğeni Asafı elinde silahla Karabağlılar konağını basmış bir şekilde bulmayı beklemeyen genç kız gözlerini kocaman açarak koştu. “Asaf ağabey! Ne yapıyorsun!? İşimizden mi edeceksin bizi.” Kızı gören babası hızla kızını arkasına çekip kızdı, “Leyla, sen neden çıktın evden! Derhal eve giriyorsun!” Asaf kızın konuşması ile daha çok delirmiş ve silahını tekrar ateşlemişti. Gözleri büyüyen genç kız Asafın derdinin ne olduğunu merak ederken aynı zamanda evin sahiplerinin bahçeye çıkmadan babasının yeğeninin gitmesi için içinden dua etmeyi ihmal etmemişti. “Ağabey diyor hala! Ulan ne ağabeyi alacağım kızım seni!” Genç kız duyduklarıyla bir ufak sendelerken arkadan gelen sesle olduğu yerde çakılı kalmıştı, “Güvenlikler nerede? Yol geçen hanımı ulan burası, gelen geçen benim evimde racon kesebilir mi?” Arkadan gelen Yağız Alinin sesiyle titreyen kız babasının yönlendirmesiyle hızla köşeye çekilmişti, “Beyim, gidecek şimdi kusura kalma.” Genç adam bahçıvanlarının söyledikleriyle kaşlarını çatıp cevapladı, “Asım efendi! Kim bu Karabağlı konağını basmaya cürret eden densiz?” Yağız Ali konuştukça korkusu daha fazla katlanan kız olduğu yere sinmiş olan biteni olduğu yerden izlemeye başlamıştı, başını mahcubiyetle önüne eğen adam cevap verdi, “Beyim yeğenim kendisi.” Babasının bu haline içi parçalanan Leyla ağlamamak için kendini sıkarken olayın derhal çözülmesi için dua etmeyi de ihmal etmiyordu, “Ne işi var senin yeğeninin benim kapımda! Hem de elinde bir silahla!?” Asaf daha fazla dayanamamış söze atlamıştı, “Bey! Seninle derdim yok benim, Leyla kızı alıp gideceğim!” Yağız Ali emektarlarının kızının adını duymasıyla kaşlarını kaldırdı. Karşısında otuzlarının ortasında duran adam belki de hala reşit olmamış çocuğu neden istiyordu? “Sebep?” Asaf pişkin pişkin sırıtmış ve hiç çekinmeden genç kızı baştan aşağıya süzmüştü, “Evleneceğim!” Genç kız duyduklarıyla daha fazla kendini tutamamış ve ağlamaya başlamıştı. Asaf ağabeyi neden durup dururken böyle bir şey yapmıştı anlayamıyordu. Yağız Ali duyduklarıyla sinirlenirken genç kıza bakmayı ihmal etmemişti. Kızın durumunu görmüş ve sinirle emektarları Asıma dönmüştü, “Asım efendi, ne der bu densiz! Reşit olmayan kızına göz koymuş sen de böyle uzaktan izler misin!?” Asım efendi kendini ifade etmek için derhal söze atlamıştı, “Beyim olur mu öyle şey? Benim açmamış gonca gülümün bu adamla ne işi olur? Kendince kurmuş kafasından bir şeyler! Kapınıza dayanmış. Affedin beyim!” Elini susması için kaldıran Yağız Ali Asaf denen cibilliyetsizin üstüne yürümüş ve kapıyı göstererek oldukça net bir şekilde konuşmuştu, “ Defol ulan evimden! Görmeyeyim bir daha bu evin yakınlarında seni!” Evin korumalarını dönmüş ve bağırarak konuşmuştu, “Çıkarın şu densizi evimden! Derhal!” Tam arkasını dönmüştü ki silahı kaldıran adam ile Gülfian hanımlar korkuyla bağırmış ve Yağız Aliyi uyarmışlardı. Ne olduysa o hengamede olmuştu. Asaf sinirle kendini küçümseyen adamı vurmak için silahını kaldırmış, uyarıları anlayan Yağız Ali arkasını dönüp derhal silaha bir hamle yapmış ve o hengamede silah patlamıştı. Çıkan silah sesiyle herkes çığlık atarken genç kız olduğu yere çökmüş ve gözyaşlarının elverdiği şekilde kime ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. Yağız Ali vurulmuş muydu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD