2 yıl önce
Gözleri ile olayları takip etmeye çalışan genç kız korkuyla çıkan kurşunun kime isabet ettiğini anlamaya çalışıyordu. Gülfidan hanımın sesiyle korkuyla baktığı yerden gözlerini ayırıp oğluna koşan kadına odaklandı,
“Yağız Ali!” Kadının hıçkırık sesiyle herkes uykudan uyanmış gibi hızla hengamenin yaşandığı alana koşmuştu fakat genç kız hala şok içinde olan olayları anlamaya çalışıyordu. Asaf ağabeyi neden gelmişti, yahut neden Leyla ile evleneceğim demişti? Bunlara bir türlü akıl sır erdiremiyordu. Hızla koşan aileye bakan genç kız Yağız Ali’nin saniyeler sonra ayağa kalkmasıyla derin bir nefes çekti ve kapanan algılarının tekrar harekete geçmesini sağladı. Sinirle ayağa kalkan adama bakarken aynı zamanda kendi kendine fısıltıyla şükretmeyi de ihmal etmemişti,
“Allahım, sana binlerce kez şükürler olsun. Onu bize bağışladın.” Gözleri hala ailesine sarılıp aynı zamanda yerdeki bir yerlere odaklanan adamdayken nereye baktığını anlamak için baktığı yere çevirdi gözlerini. Gördükleriyle harekete geçen algısı tam olarak açılmış ve elini ağzına kapatmış da olsa çığlığını saklayamamıştı. Attığı çığlıktan sonra ona dönen gözler kızı nefretle izlerken Yağız Ali sonunda emirlerini sıralamaya devam etmişti,
“Arayın ambulansı alsın götürsün bu cibiliyetsizi gözümün önünden.” adamın ağzından çıkan sözlerden sonra olaylar oldukça hızlı gelişmişti. Hızlıca ambulans aranmış, Yağız Ali ailesini sakinleştirmiş, ambulans ile Asaf ağabeyi hastahaneye kaldırılmış ve hiç beklenmeyen bir şekilde konağa polisler gelmişti. Tüm bu olayların olması yaklaşık otuz dakikayı almıştı. Gelen polislerle kenara çekilen aile üyeleri tekrar hareketlenmiş ve Yağız Alinin yanına ilerlemişti. Genç kız, emektar babası aynı zamanda Sultan hanım olanları bir köşeden olaylara dahil olmadan daha doğrusu dahil olmaya yüzleri olmadan izliyorlardı. Biraz önce yaşananlar genç kız yüzünden mi olmuştu? Gelen polislerle hızla babasına döndü ve korkuyla sordu,
“Baba? Neden geldiler?” Ancak babasından almayı umduğu yatıştırıcı cevap yerine kendi suratındaki ifade gibi korkulu bir ifade karşılamıştı kendisini. Yaşlı adam kızının sorduğu soruyu duymadan polislere kulak kesilmiş, beyini neden sorguya çektiklerini anlamaya çalışmıştı. Neticede beyinin hiç bir suçu yoktu, aksine yeğeni suç işleyecekken kendini korumaya çalışmış ve olanlar da tam o zaman yaşanmıştı. Yeğeni kendi elindeki silahla kendisini vurmuştu. Polislerden birinin eliyle polis arabasını işaret etmesi ile emektar adam korkuyla öne atıldı. Beyi suçsuzken karakola mı gidecekti,
“Memur bey?” Arkadan gelen sesle polisler Nevşehirde oldukça sevilip sayılan adamdan gözlerini çevirmiş ve yaşlı adama dönmüşlerdi. İçlerinden birisi gözlerini kısıp cevapladı,
“Buyur bey amca?” Hızla kendisini kaale alan polislerin önünde duran yaşlı adam Yağız Ali beyini aklamak ümidi ile aklınca şahitlik yapmaya çalıştı, hızla yürümesinin etkisiyle yaşlı vücudu nefes nefese kalmış ve yorgunluğun etkisiyle göğsüne giren ağrı ile eli göğüsüne giderek konuşmaya başlamıştı,
“Polis bey, vurulan adam benim yeğenim. Kendisi kızıma göz koymuş.” Beyine kısa bir bakıp polislere dönmüş ve hızla anlatmaya devam etmişti,
“Sağ olsun, Yağız Ali beyim de yıllardır yanında çalıştığımız için bizim iyiliğimizi düşünerek Asafı yani yeğenimi evden çıkarmak istedi.” Göğsündeki ağrının artmasıyla kısa bir es verip konuşmaya devam etmeye çalıştı.
“O hengamede elindeki silahla beyimi vurmaya çalışınca Yağız Ali beyim kendini korumak için silaha hamle yaptı. Olanlar o anda oldu.” Son bir nefes alıp zorla konuştu,
“Yani beyimin bir suçu yok. Tüm suç yeğenim Asafın.” Yaşlı adamın konuşmasının bitmesiyle konuşmanın başından beri elini göğüsünde tutan adamın renginin atması ve konuşmasının zorlaşmasıyla bunu farkeden memur dirseğini tutmuş ve sormuştu,
“İyi misin bey amca? Halin tavrın hiç iyi durmuyor.” Polisin konuşmasıyla Yağız Ali de halinin kötü olduğunu farketmiş ve o da sormuştu,
“Asım efendi? İyi misin? Rengin benzin attı… Sultan! Hemen bir su getirin!” Zorla yutkunan adam düşünmeden cevapladı,
“İyiyim… olaylar biraz kötü etkiledi. Beyimi götürecek misiniz?” Kendi halini görmeden onu düşünen emektarına kaşlarını çatmıştı Yağız Ali,
Polis sorulan soru üzerine cevap verdi,
“Götüreceğiz ifadesini alacağız. Güvenlik kameraları çalışmıyormuş… Biraz sıkıntılı bir durum. Kısa sürede belli olur bey amca.” Daha fazla oyalanmadan Yağız Aliye arabayı göstermiş ve konuşmasına devam etmişti,
“Buyrun ifadenizi alalım. Savcının talimatı dahilinde yirmi dört saat kadar göz altında tutabilirsiniz Yağız Ali bey. Böyle bir durum halinde en kısa sürede hakim karşısına çıkıp suçsuzluğunuzu ispat edebilirsiniz.” Yağız Ali suçsuz olmasının verdiği rahatlıkla başını sallamış ve elleriyle işaret ettikleri arabaya yönelmişti. Yanında duran sağ koluna dönüp konuştu,
“Derhal avukatı arayın karakola gelsin. Durumla ilgili evdekileri haberdar edin. Ben eve geçene kadar kimse evden çıkmasın. Buralar sana emanet Samet… Her hangi bir sıkıntı halinde seni bilirim sana sorarım ona göre.” Başını saygıyla sallayan genç adam cevap vermişti,
“Emredersiniz beyim. Söylediğiniz gibi hemen avukatı arıyorum ve arkanızdan iki arkadaşla geliyorum.” Daha fazla konuşmaya gerek görmeyip arkasındakilere Sametin açıklama yapacağını bilmenin rahatlığıyla polis arabasına bindi. Arkasından gelen çığlık sesleri Sametin işinin zor olacağının en büyük göstergesiydi. Polislerin arabaya binmesi ile hızla ayrılan arabanın arkasından Samet aileye açıklama yaparken evin çalışanları arabanın arkasından korkuyla bakmaya devam ediyorlardı. Leyla giden adamın ardından ne olduğunu öğrenmek için hızla babasının yanına koştu ancak o an bahçedeki hiç kimsenin beklemediği bir şey oldu. Elini göğüsüne koyup yere düşen adam ile herkes hızla yanına koşmuş Leyla ise günün belki de beşinci çığlığını atmıştı,
“Baba!”
———————————
Hastahane koridorunda ağlayarak bir haber gelmesini bekleyen genç kız ve tombul kadın gün içinde belki de hiç kesilmeyen göz yaşlarını tekrar sildiler. Genç kız destek cümlesi duymak maksadıyla Sultan ablasına döndü,
“Abla… iyi olacak değil mi?” Çenesi titreyen kadın iyi olacağın kendi de inanmak istiyordu. Asım efendi ve küçük kızı Leyla ona aile olmuştu. Belki de 29 yıllık yalnız hayatında bir umut olmuşlardı kadına, burnunu silip genç kızı telkin etmeye çalıştı,
“İnşallah yavrum. İnşallah…”
Evin çalışanları ve iki koruma hastahanede Asım efendinin yanındayken, konakta da soğuk rüzgarlar esmeye devam ediyordu. Emektarları Asım hastahanede oğulları Yağız Ali karakoldaydı aile belki de hayatları boyunca yaşadıkları en büyük krizi yaşıyorlardı. Gülfidan hanım da hastahanedeki kadınlar gibi gün boyu ağlamış ve iyi haberler gelmesini beklemişti, Füsun annesinin göz yaşlarına dayanamamış hızla yanına oturmuş ve fısıldamıştı,
“Ağlama annem, ağabeyim iyi olacak. Asım efendi de turp gibi çıkacak hastahaneden inşallah.” Gülfidan hanım yirmi yedi yıllık kocasına döndü,
“Halit bir haber var mı?” Halit bey karısından gelen soruyla üzgünce başını sallamış ve cevap vermişti,
“Yok Gülfidan… Ağlama bu kadar inan seni görünce içim parçalanıyor be hatun.” Kocasından aldığı cevapla daha çok ağlayan kadın etrafına sarılan güçlü kollarla gün boyu aradığı dayanağı bulmuş gibi nefeslendi.
“Kurtar oğlumuzu Halit.” Karısının saçlarını öpüp okşayan Halit bey karısına söz vermişti fakat sözünü tutabilecek miydi? Orası muammaydı,
“Ağlama hatun. Söz oğlumuz sağ salim yuvasına dönecek.” Geçen saatler ve Yağız Ali’nin evden çıkmamalarını söylemesinin gerginliği ile daha çok çıldıran aile daha fazla dayanamamış ve Yağız Ali’nin arkasından giden korumaları Sameti aramışlardı,
“Halit bey?” Duyacaklarından korkan yaşlı adam gözlerini kapatarak sorudu,
“Bir gelişme var mı Samet?” Samet karşısında iş vereninin sorduğu soruyla sıkıntıyla nefeslenmiş ve cevap vermişti,
“Halit bey… Asaf denen herifin durumu kritikmiş. Avukatın dediğine göre bu durum bizim elimizi çok zayıflatmış… Nöbetçi mahkemeye çıkacak Yağız Ali beyim. Onun için bekliyoruz, her hangi bir gelişme halinde sizleri haberdar edeceğimden şüpheniz olmasın.” Duydukları ile başından aşağıya kaynar sular dökülen adam çalışanına cevap veremeden telefonu kapatmış ve hızla yanında duran koltuğa oturmuştu.
“Ne oldu Halit!? Bir gelişme mi var!?” Başını yenilmişlikle sallayan Halit bey karısına dönerek fısıldadı,
“Her şeye hazırlıklı ol Gülfidan… Mahkemeden ne çıkacağı belli olmaz…” gözyaşları yeni dinen kadın tekrar ağlamaya başlamış ve gelecek haberi beklemeye başlamıştı.
Saatler geçti, zaman ilerledi aile fertleri topluca salonda oturmuş gelecek haberi gerginlikle bekliyorlardı. Halit beyin telefonunun çalmasıyla herkes ayaklanmış ve kimin aradığını sormuştu, yaşlı adam telefonu açarak onlara cevap verdi,
“Samet? Ne oldu?” Karşısından gelen durgun ses işlerin yolunda gitmediğinin göstergesiydi,
“Beyim…” korkuyla sesi yükselen adam tekrar sordu,
“Ağzında eveleyip geveleme Samet! Ne oldu? Dosdoğru söyle.” Yükselen babasıyla korkarak birbirine bakan gençler gelecek haberi heyecanla bekliyorlarıdı,
“Beyim… Yağız Ali beyimi tutuklayıp ceza evine gönderdiler…” duydukları ile bir kaç saniye donakalan adam kulağında telefonla boşluğa daldı. O anda çalan Kenanın telefonu ile tüm gözler ona dönmüştü. Asım efendi ile hastahaneye giden çalışanları Semih arıyordu. Kenan kaşlarını çatarak açmış ve konuşmuştu,
“Semih? Bir gelişme mi var?” Semih hüzünlü bir sesle konuştu,
“Başımız sağ olsun Kenan bey… Asım efendiyi kaybettik…” kulaklarına telefonla kalakalan iki adam birbirine bakarken aile üyeleri de ikisinden gelecek haberi bekliyorlardı. Gülfidan hanım bu sessizliğe daha fazla dayanamamış ve sormuştu,
“Ne oldu?” Aynı anda gözlerini çeviren ikili aynı anda da cevap vermişti,
“Tutuklanmış…”
“Vefat etmiş…”
Sonrasında ise salonu uzunca bir ölüm sessizliği almıştı…