Alparslan Agâh Cihangir...
Kalbine dolanan yılan tarafından defalarca ısırılmış, yılan zehrini defalarca kez adamın kalbine akıtmıştı. Bu adamın canını yakmak yerine ona oldukça zevk veriyordu. Adam kalbine dolanan yılanın zehrinden gayet memnundu.
Alparslan Agâh Cihangir...
Akşam onu öpecek üzere olmanın heyecanıyla asansöre girdiğinde öfkeli ve yorgun olmasına rağmen yüzünde uzun zaman sonra oluşan aptal bir sırıtış belirmişti. Adam aşka inanmıyordu ama sanki aşık olmuş gibi delice gülümsüyordu. Masal Ala ile aralarında geçen küçük tatlı diyalogları hatırladıkça onu görme isteği daha çok artıyordu.
Bu nasıl bir histi gerçekten? Yıllar sonra bir yılan tarafından zehirlenmek neden onun hoşuna gidiyordu?
Neden şu an onu deli gibi görmek istiyordu? Neden adımlarını şu an odasına yönlendirmek yerine kızın odasına yönlendirmişti?
Zihni ile kalbi savaş halindeydi genç adamın. Bu duyguyu yıllar önce ilk aşkıyla evlenmek üzereyken bile hissetmediği için acemiydi adam.
Henüz tanışalı çok yeniydi değil mi? Şu an bu halde olması çok saçmaydı. Kolunu kaldırarak kapı kulpunu tutmak için uzanmışken birden zihni onu dürttü.
Sen bu değilsin Alparslan Agâh! Odana gir. Üzerindeki kanları temizle.
Zihnine ayak uydurarak hemen karşı odanın kapısını açıp içeriye girdiğinde az önceki duyguların aksine şimdi oldukça öfkeliydi. Ani ruh hali değişiminin farkındaydı adam. Bu yüzden kendini toparlamak için odasındaki ebeveyn banyosuna girdi.
Siyah ve grinin hakim olduğu odaya tekrar girdiğinde duş almış ve şimdi rahatlamış hissediyordu. Gri eşofman altını giydiğinde saçlarını kurutmak yerine yatağının siyah saten örtüsünü kaldırarak yatağa uzandı.
Az önce bir adamı öldürmemiş gibi gayet soğukkanlılıkla gözlerini kapatarak bugün yaşadıklarının üzerinden geçti. Yaptıklarını birer birer hesapladı, tarttı ve düzenleyerek zihninin raflarına kaldırdı.
Bu akşam etrafında gezinen adam Savaş Akdemir'in adamıydı. Düşmanı tarafından inine gönderilen piyonu acımadan satranç tahtasından çıkartmıştı. Madem Savaş Akdemir'in canı savaş istiyordu onunla seve seve savaşacaktı!
Gözlerini kapatarak bir süre uyumayı denedi. Ama sadece denemişti. Gözlerinin önünden bir an bile ayrılmayan kadının yüzü onu uyutmamaya yemin etmiş gibiydi. Öfkeyle siyah nemli saçını karıştırarak yatakta doğrulduğunda odasının köşesindeki koltuğun üzerinden siyah tişörtünü kafasından geçirerek saçını düzeltme zahmetine girmeden odasından çıktı.
Onu görmek istiyordu. Bunun çok yanlış olduğunu biliyordu. Ama kalbine dolanan yılanın fısıltılarını da görmezden gelemiyordu işte.
Odanın mat, gri kapısını açtığında karanlık odaya usulca sızdı. Tıpkı kalbindeki yılan gibi sinsice ve usulca ilerledi. Oda dışarıdan içeriye sızan bahçenin sarı ışıklarından dolayı loştu. Ama Masal Ala'nın yüzü buna rağmen görünmüyordu. Yarın ilk işi odanın karşısına yeni bir lamba yerleştireceği olmuşken ona bunu düşündüren kadının yanına ilerledi. Hemen yatağının sol tarafına konulmuş sandalyenin üzerine oturarak bir elini dizine yaslayıp, genç kızı gördüğü kadarıyla izlemeye başladı.
Şu an tam olarak görmese bile hastanede uyurken büzüşen dudaklarını görmüştü. Saatlerce kızın yüzünü izlemiş bütün ayrıntılarını ezberlemişti. Bunu neden yaptığını bilmese bile hoşuna gitmişti. Bu gizemli kızı çözmeyi sevmişti.
Masal Ala sol tarafa dönük bir şekilde cenin pozisyoundaydı. Sağ elindeki askıyı çıkartmış olsa bile kolunu katlayarak saten örtünün üstüne bırakmıştı. Sol eli ise yastık ve yanağının arasında sıkışıp kalmıştı. Saçları dağılmış, kakülü yüzüne asice dökülmüştü. Küçük dolgun dudakları hafif aralanmış, üst ön dişleri görünüyordu.
Alparslan Agâh yüzünü daha net bir şekilde görmek için oturduğu yerden kalkarak tam yatağın dibinde durdu. Şimdi daha rahat bir şekilde onu görüyordu ama Masal Ala'nın uyanıp onu burada görmesi adamı bir an irkitmişti. Uyanır uyanmaz sinirine rastlamak istemiyordu. Çünkü tersi pisti Ala'nın. Bunu hastane odasında uyanır uyanmaz hiç düşünmeden ona fırlattığı cam bardak ve sürahiden sonra anlamıştı.
Huysuz, inatçı, bazen oldukça sinirli olsa bile bazen ise hiç beklenmedik şekilde uysallaşabiliyordu. Güzeldi... Asiydi...
Alparslan Agâh Cihangir, Masal Ala'nın bu hallerine günden güne çekiliyordu. Şu an farkında değildi ama fark etmesi uzun sürmeyecekti.
İki yılan şimdiden birbirine dolanmaya başlamıştı.
Masal Ala onu izleyen adamdan habersiz bir şekilde huysuzca homurdandığında Alparslan Agâh sırıttı.
"İyi geceler, huysuz küçük cadı."
Evinde, hemen odasının karşısındaki odada uyuyan kadının varlığını sevmişti. Uzun zamandır yalnızlığa aşık adamken şimdi evinde bir yılanı ağırlamaktan geyet memnundu.