Yaman'ın malikanesi, bir dağın yamacına oturtulmuş, etrafını saran yüksek duvarları ve demir kapılarıyla göz korkutucu bir kaleydi. İçeri girildiğinde ise, soğuk bir ihtişam hüküm sürüyordu. Her şey pahalı, temiz ve düzgündü, ancak evin içinde bir yuva sıcaklığından çok, bir otorite ve disiplin havası vardı. Hayal ve babası Ahmet, kahya Mustafa Bey tarafından, ana binanın ardındaki müştemilatta, mütevazı ama temiz bir odaya yerleştirildiler. Mustafa Bey, suskun, yaşlı ve her hareketiyle Yaman'a mutlak itaati simgeleyen biriydi. Ona kuralları anlattı: Çalışma saatleri, izin verilmeyen bölgeler (özellikle Yaman'ın özel dairesi ve aileye ait olan batı kanadı), ve en önemlisi: "Efendimizin özel işlerine asla karışmayacaksınız."
Hayal'in yeni hayatı, şafak vakti başlıyordu. Diğer hizmetkarlarla birlikte kahvaltı hazırlıyor, sonra büyük evin tozunu alıyor, yerleri silip süpürüyordu. Fiziksel olarak yorucuydu, ancak Zeynep Hanım'ın yerindeki korku ve aşağılanmayla kıyaslandığında bir nimet gibiydi. Babası Ahmet ise bahçıvanlık ve küçük tamirat işlerine bakıyordu. İkisi de, Yaman'ın onları birer hizmetkar olarak tutmasının ardındaki gerçek nedeni, o "sahiplenme" bakışını biliyordu, ama bunu asla konuşmuyorlardı. Birbirlerine bakışlarında derin bir hüzün ve bir o kadar da minnettarlık vardı.
Ancak bu görece sakin hayat, çok geçmeden malikanenin diğer sakininin varlığıyla gölgelendi: Yaman'ın karısı, Selin Hanım.
Selin, kasabanın diğer güçlü ailelerinden birinin, soğuk, hesapçı ve gururlu kızıydı. Yaman'la evliliği, tamamen çıkar üzerine kuruluydu; iki toprak ağasının güçlerini birleştirmesi. Selin, güzeldi; bakımlı, pahalı kıyafetler içinde, her daim kusursuz görünmeye çalışan biri. Ama güzelliğinin ardında, yıllar içinde Yaman'ın soğukluğu ve kayıtsızlığıyla kemirilmiş, acılı ve kindar bir ruh yatıyordu. Yaman onu görmezden geliyor, o da kendi dünyasında, alışverişler, dedikodular ve içkiyle avunuyordu.
Hayal'in eve geldiği ilk günlerde Selin onu fark etmemişti. Ta ki, bir öğle sonrası, bahçede çiçekleri sulayan Hayal'i görüp de, Yaman'ın bir an için pencereden ona nasıl baktığını fark edene kadar. O bakış, Yaman'ın kendisine hiçbir zaman bakmadığı bir şekilde, derin ve dikkatliydi. Selin'in içindeki kıskançlık ve kuşku anında alevlendi.
Ertesi gün, Hayal'e ilk darbesini indirdi. Misafir salonunu süpüren Hayal'in önüne aniden çıktı. Soğuk, süzücü bir bakışla onu baştan aşağı süzdü.
"Sen yenisin, değil mi?" diye sordu, sesi incecik ve keskin bir jilet gibi.
"Evet, hanımefendi," diye fısıldadı Hayal, başını öne eğerek. Selin'in bakışları, onu Zeynep Hanım'ın bakışları kadar rahatsız etmişti, sadece farklı bir türden bir tehdit vardı içlerinde.
"Adın ne?"
"Hayal, hanımefendi."
"Söyle bana, Hayal," diyerek bir adım yaklaştı. "Kocam seni nereden buldu? Bu evde çalışan kızlar genellikle... daha tecrübeli olur."
Soru, zehir gibi süzülmüştü. Hayal, yutkundu. "Efendimiz bize acıdı, hanımefendi. Babamla benim bir yerimiz yoktu."
Selin'in dudaklarında ince, alaycı bir gülümseme belirdi. "Ah, anlıyorum. Yaman'ın yardımseverlik ruhu işte. Pek sık göstermez kendini, bilirsin." Elini uzatıp, sehpanın üzerindeki bir toz zerresini gösterdi. "Ama sanırım işine çok da dikkat etmiyorsun. Burayı yeniden süpür. Kusursuz olmalı."
O günden sonra, Selin, Hayal'in peşine düştü. Onu sürekli küçük hatalar için azarlıyor, işlerini beğenmiyor, tekrar tekrar yaptırıyordu. Bir gün çamaşırları çok fazla ütülediği için, ertesi gün yemek servisinde bir tabağı yanlış yere koyduğu için. Her seferinde, sözleri soğuk, iğneli ve aşağılayıcıydı. Diğer hizmetkarlar, Selin'in bu hedef seçmesinin nedenini anlamışlardı ve çoğu, başlarını belaya sokmamak için uzak duruyordu.
Ahmet, kızının her akşam biraz daha solgun, biraz daha bitkin döndüğünü görüyor ve içi acıyla doluyordu. "Dayan kızım," diyordu sessizce. "Bu da geçecek. En azından güvendeyiz."
Bir akşam, Yaman şehre gitmişti. Selin, özel davetlileri için küçük bir içki partisi vermişti. Hayal, onlara servis yapmakla görevlendirildi. Pahalı elbiseler içindeki kadınlar, pırlanta yüzükleriyle şarap kadehlerini tutarken, Hayal'i bir hizmetçiden çok, sergilenen bir eşya gibi inceliyor, aralarında fısıldaşıyorlardı.
Selin, özellikle keyifli görünüyordu. Şarabını bitirdikçe, Hayal'e bardağını yeniden doldurması için işaret ediyor, sonra aniden, "Aman tanrım! Bakın! Kızın eli titriyor! Galiba bu kadar pahalı bir kristal ile ilk defa karşılaşıyor," diye yüksek sesle dalga geçiyordu.
Misafirler, utanç ve zevk karışımı bir ifadeyle gülümsüyorlardı. Hayal'in yüzü kıpkırmızı olmuştu, ayakta duracak hali kalmamıştı. O sırada, kimse fark etmeden, Mustafa Bey usulca odaya girdi. Sessizce bir köşede durdu ve olan biteni izledi.
Selin, iyice cesaretlenmişti. Hayal, bir tepsi boş bardağı toplarken, Selin "Dur!" dedi. Ayağa kalkıp yanına geldi. "Bardağın kenarında bir leke var. Bu eve nasıl hizmet etmeyi planlıyorsun? Bunları hemen yıka ve getir. Hemen!"
Hayal, titreyen elleriyle tepsiyi alıp mutfağa doğru yöneldi. Gözleri dolmuştu. Mutfağa vardığında, tepsiyi tezgaha bırakıp yüzünü ellerine gömdü. İçini çekerek ağlamamaya çalışıyordu.
O sırada, arkasında bir ses duydu. "Kızım."
Döndü. Karşısında Mustafa Bey duruyordu. Yüzü her zamanki gibi ifadesizdi.
"Mustafa Bey... Özür dilerim, hemen yıkayacağım..." diye kekeledi.
Yaşlı kahya, başını iki yana salladı. "Endişelenme. Ben hallederim." Sonra, alışılmadık bir yumuşaklıkla, "Hanımefendi... Zor günler geçiriyor. Onunla baş etmek kolay değil. Sabret."
Hayal, şaşkınlıkla ona baktı. Bu, bir nevi sırdaşlık teklifi gibiydi. "Neden? Neden bana böyle yapıyor?"
Mustafa Bey, derin bir nefes aldı. "Çünkü efendimiz, size bakıyor." Bu kadar basitti. "Ve o, efendimizin kendisine hiç bakmadığını biliyor."
O gece Yaman eve döndüğünde, hava farklıydı. Selin, içkili ve gururluydu. Yaman'ı salonda karşıladı.
"Harika bir akşam geçirdik," dedi, sırıtarak. "Yeni hizmetçin, biraz sakar, ama eğlenceliydi. Nereden buldun onu? Bir sokak köpeği gibi."
Yaman'ın yüzü önce ifadesiz kaldı. Sonra, yavaşça ceketini çıkarıp koltuğa attı. "Onun adı Hayal," dedi, sesi tehlikeli bir alçaklıkta. "Ve bu evde çalışıyor. Onunla ilgili bir şikayetin mi var?"
Selin, bu soğuk tepki karşısında biraz sarsıldı, ama içkisi ona cesaret veriyordu. "Elbette var! Beceriksizin teki! Onu işe almanın ne mantığı var?"
Yaman, ona doğru bir adım attı. Oda aniden buz kesti. "Bu evi kim yönetiyor, Selin? Sen mi, ben mi?"
Selin, geri adım atmak zorunda kaldı. "Ben... Ben sadece..."
"Benim işe aldığım kimseyle ilgili bir daha laf etme. Anlaşıldı mı?" dedi. Sesindeki ton, tartışmaya bile izin vermiyordu. "Ve bir daha onu küçük düşürmeye çalışırsan, seni bu evin batı kanadına, bir daha çıkmamak üzere kilitlerim. Unutma, senin buradaki varlığın da benim insiyatifimde."
Selin, dehşetle ona baktı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Yaman, onu hiç böyle tehdit etmemişti. Hiçbir şey, bir hizmetçi uğruna. İçi öfke ve çaresizlikle doldu. Söylenecek bir şey bulamadan, dönüp odasına doğru fırladı.
Yaman, bir süre salonda dikildi. Sonra, Mustafa Bey'in sessizce yanına geldiğini fark etti.
"Efendim," diye fısıldadı yaşlı adam.
"Ne oldu?" diye sordu Yaman, gözleri hâlâ karısının gittiği kapıda.
Mustafa Bey, olanları kısa ve öz bir şekilde anlattı. Yaman'ın çenesi daha da sıkıldı. "Ona dikkat et," dedi sonunda. "Selin... hıncını almak isteyebilir."
"Başüstüne efendim."
Ertesi sabah, Hayal, işe korkuyla başladı. Selin'in intikamını alacağından emindi. Ama o gün, ve sonraki birkaç gün, hiçbir şey olmadı. Selin, onu görmezden geliyor, sanki yokmuş gibi davranıyordu. Bu, daha da ürperticiydi.
Yaman ise, bir sonraki ziyaretinde, Hayal'e kitap getirdi. Onu bahçede görünce yanına yaklaştı. "İyi misin?" diye sordu, alışılmadık bir yumuşaklıkla.
Hayal, başını öne eğdi. "Evet, efendim. Teşekkür ederim."
Yaman, bir an duraksadı. Söylemek istediği daha çok şey varmış gibiydi. Ama sonra, sadece, "Çalışmaya devam et," dedi ve uzaklaştı.
Hayal, onun arkasından bakakaldı. Bu adam kimdi? Bir canavar mı, bir koruyucu melek mi? Yoksa ikisi birden mi? Selin'in sessiz nefreti ve Yaman'ın gizli ilgisi arasında, malikanedeki hayatı, Zeynep Hanım'ın yerindekinden çok daha tehlikeli bir denge üzerine kuruluydu. Ve bu dengenin ne zaman bozulacağını kimse bilemezdi. Savaş artık dışarıda değil, evin içindeydi. Ve bu savaşın kurbanı olmamak için, Hayal'in çok dikkatli olması gerekiyordu.