Yaman'ın bıraktığı öpücük, Hayal'in alnında bir damga gibi yanmaya devam ediyordu. O gece, uykuya dalmak imkansızdı. Vücudu, bir yandan aşırı yorgunluktan bitkin düşmüş, diğer yandan Yaman'ın dokunuşunun tetiklediği elektrikle hâlâ titriyordu. Her kapatışında gözlerini, onun kendisine yaklaşan yüzünü, gözlerindeki fırtınayı, sonra da dudaklarının alnındaki o kısa, yakıcı temasını görüyordu. Bu, bir rüya değildi. Gerçekti. Tehlikeli, yasak, ama bir o kadar da arzulanan bir gerçek. Ertesi sabah, malikanede buz gibi bir sessizlik hüküm sürüyordu. Kahvaltı, her zamanki gibi görgü kurallarına uygun ama ölümcül bir sessizlik içinde geçti. Yaman'ın gazetesi daha yüksekte, yüzü daha kapalıydı. Selin, bir heykel gibi dikilmiş, kahvesini yudumluyor, ama bakışları tabağına saplanmış gibiydi. Hayal,

