7.BÖLÜM

1331 Words
Selin'in sessiz öfkesi, malikanenin duvarlarında hissedilen bir elektrik gibiydi. Her an bir yıldırım düşebilirdi. Hayal, bu gerilimle yaşamaya çalışıyor, işine odaklanıyor, Yaman'ın getirdiği kitapları odasında, babası uyuduktan sonra okuyarak avunuyordu. Ancak Yaman'ın varlığı, artık sadece bir koruma hissi değil, aynı zamanda içini ısıtan, kafa karıştıran bir çekim yaratıyordu. Bir yaz akşamüstü, hava sıcak ve ağırdı. Hayal, Yaman'ın kütüphanesindeki tozları almakla görevlendirilmişti. Bu oda, onun en sevdiği yerdi; rafları dolduran cilt cilt kitaplar, deri koltuklar ve eski bir şömine... Yaman'ın kokusu, tütün ve eski kağıt karışımı bir koku, burada her yana sinmiş gibiydi. Kapıyı aralayıp içeri girdi. Oda loştu, sadece büyük pencereden sızan son ışıklar aydınlatıyordu ortalığı. Tam raflara yönelmişti ki, derin bir nefes sesi duydu. Korkuyla irkildi. Köşedeki geniş deri koltuğun arkasına baktı. Yaman oradaydı. Koltuğa gömülmüş, gözleri kapalı, elinde tuttuğu boş bir viski bardağı hafifçe yana kaymıştı. Görünüşe göre, yoğun bir günün ardından, belki de Selin'le yaşadığı gergin bir tartışmanın ardından, burada uyuya kalmıştı. Hayal, nefesini tuttu. Kaçmak mı, yoksa sessizce işini yapıp gitmek mi gerektiğine karar veremiyordu. Ama ayakları olduğu yere mıhlanmıştı. Onu böyle savunmasız, sakin ve yakın görmek... Kalbi, göğsünde çılgınca çarpmaya başladı. Yavaşça yaklaştı. Yüzündeki sert çizgiler, uykuda yumuşamıştı. Uzun kirpikleri gölgeler yapıyordu yanaklarına. Dudağının kenarında küçük bir yara izi vardı. Hayal, ona dokunmak, o izi parmağının ucuyla geçmek istedi. Bu düşünce, içini aniden sıcak bir dalga gibi kapladı. Tam o sırada, Yaman kıpırdandı. Alnını buruşturdu, derin bir nefes aldı ve gözlerini açtı. İlk bakışı, her zamanki gibi tetikte ve sertti. Ama sonra, karşısında donup kalmış, elinde toz bezi, yanakları allak bullak olmuş Hayal'i görünce, ifadesi yumuşadı. "Hayal," diye mırıldandı, sesi uykudan dolayı biraz boğuk ve kalındı. "Burada ne yapıyorsun?" "Ö... Özür dilerim efendim," diye kekeledi Hayal, yere bakarak. "Toz alıyordum. Sizi uyandırdıysam..." "Yok," diye kesti Yaman. Koltuğunda doğruldu, ensesini ovdu. "Uyumamıştım. Sadece gözlerimi dinlendiriyordum." Bu bir yalandı ve ikisi de biliyordu. Ama Yaman'ın yalan söylemeye tenezzül etmesi, bile bile, onu utandırmamak içindi. Gözleri, Hayal'in elindeki beze, sonra onun yüzüne kaydı. "Sıcak değil mi? Terlemişsin." Hayal, alnına dokundu. Nemliydi. "Biraz, efendim." Yaman ayağa kalktı. Boyu, onun yanında devasa gibiydi. Odayı dolduran varlığı, şimdi çok daha yakın ve çok daha hissedilirdi. Yavaşça ona doğru bir adım attı. Hayal, geri adım atmak istedi ama yapamadı. Ayakları yeniden donmuştu. "Korkma," dedi Yaman, sesi alçak ve hafifçe titriyormuş gibiydi. "Sana bir şey yapmam." "Biliyorum," diye fısıldadı Hayal. Ama bu sefer korkmuyordu. Kalbindeki çarpıntı, korkudan değil, başka bir şeydendi. Yaman, elini uzattı. Hayal, gözlerini kapatacağını sandı. Ama Yaman'ın eli, yanağına değil, alnına, terini silmek için gitti. Parmak uçlarının dokunuşu, kaba ve nasırlıydı, ama inanılmaz derecede nazik. Temas, ikisinde de bir şimşek çakmasına neden oldu. Hayal'in nefesi kesildi. Yaman'ın gözleri genişledi, içlerinde yabancı, kontrol etmekte zorlandığı bir arzu belirdi. Elini çekmek istiyor ama yapamıyor gibiydi. Başparmağı, istem dışı, alnından yanağına, yumuşak bir çizgi çizerek kaydı. "Çok... çok güzelsin," diye mırıldandı Yaman, sanki ağzından kaçırıyormuş gibi. Sesindeki şehvetli ton, odayı aniden elektriklendirdi. "Bu evin, bu hayatın içinde bile... hâlâ tertemizsin. Nasıl beceriyorsun?" Hayal, cevap veremedi. Boğazı düğümlenmişti. Yaman'ın parmağı, şimdi çenesinin altındaydı, hafifçe onu yukarı kaldırıyor, gözlerinin içine bakmaya zorluyordu. Bakışları, Yaman'ın dudaklarına kaydı. O dudakların kendisininkilere değmesini hayal etti. Bu düşünce, bacaklarının arasında sıcak, eriyik bir his uyandırdı. Yaman, onun bakışlarını okumuştu. Kendini kaybediyordu. Tüm mantığı, tüm kuralları, bu genç kızın etrafında ördüğü duvar, bir anda çatırdıyordu. Başını eğdi. Aradaki mesafe giderek azalıyordu. Tam o sırada, koridordan ayak sesleri ve mutfaktan gelen bir tencere sesi duyuldu. Gerçeklik, aniden araya girdi. Yaman, bir irkildi, sanki soğuk suyla yüzülmüş gibi. Elini aniden çekti. Bir adım geri attı. Yüzünde bir şok, bir pişmanlık ve hâlâ dizginleyemediği bir tutku vardı. "Git," dedi, sesi gergin ve çatallı. "Şimdi git, Hayal." Hayal, titreyerek başını salladı. Neredeyse ağlayacaktı. Neredeyse? Yanaklarından sızan bir damla yaş, terle karıştı. Dönüp, tökezleyerek odadan çıktı. Kapıyı kapattığında, arkasına yaslanıp, çılgınca çarpan kalbini tutmaya çalıştı. İçeride, Yaman, yumruğunu yanındaki rafa vurdu. Kitaplar sarsıldı. Nefesi hâlâ düzensizdi. Az önce neredeyse yapıyordu... Neredeyse, onu, bir hizmetkarını, kendi evinde, karısının gölgesi altında öpüyordu. Bu, hem onun için hem de Hayal için bir felaket olurdu. Ama tanrım, onu öyle görmek... O masumiyet ve farkında olmadan yaydığı şehvet karışımı... O gece, yemek son derece gergindi. Yaman, masanın başında, gazetesinin arkasına saklanmış gibiydi. Selin, her zamanki gibi soğuk ve mesafeli, ama gözleri Yaman ile mutfak kapısı arasında gidip geliyordu. Hayal, yemek servisi yaparken, eli titriyor, tabakları neredeyse düşürecek gibi oluyordu. Yaman'a her yaklaştığında, teninde onun parmaklarının hayali izleri yanıyordu. Yemekten sonra, Yaman, "Beni dinle," diye fısıldadı, mutfağa girip su isterken onun yanına geldiğinde. "Öğleden sonra... Unut onu. Olmadı." Ama Hayal unutamazdı. "Evet, efendim," diye mırıldandı, başı önünde. O gece uyuyamadı. Yatağında, alnına dokunan o nasırlı, nazik elin hissini, Yaman'ın sesindeki o şehvetli tonu tekrar tekrar yaşıyordu. Vücudu, tanımadığı bir heyecanla dolup taşıyordu. Bu yasaktı, tehlikeliydi, delilikti. Ama içinde uyanan bu arzu, onu canlı ve diri hissediyordu. Ertesi gün, gerilim daha da arttı. Selin, kahvaltıda, "Yaman, bugün şehre gidiyor musun?" diye sordu, sudan bir sesle. "Evet. Neden?" diye karşılık verdi Yaman, gazetesini okumaya devam ederek. "Hiç. Sadece... bazı işlerim var. Mustafa Bey ile halledeceğiz. Sen merak etme," dedi Selin, dudaklarında ince, zehirli bir gülümsemeyle. Yaman şüphelenmişti, ama bir şey söylemedi. Öğleden sonra şehre gitmek üzere ayrıldı. Selin, Yaman'ın arabasının kapıdan uzaklaştığını görene kadar bekledi. Sonra, doğruca mutfağa yöneldi. Hayal, bulaşıklarla meşguldü. "Hizmetçi," diye seslendi, soğuk bir sesle. "Yatak odamdaki halılar çok kirli. Hemen çıkar, bahçede silk ve yıka. Ben gelip kontrol edeceğim." Bu, olağandışı ve ağır bir işti. Normalde bu iş için dışarıdan biri gelirdi. Ama Hayal itiraz edemedi. "Başüstüne, hanımefendi." Tüm öğleden sonra, koca halıları taşıyıp, bahçedeki musluğun başında yıkayıp durdu. Sırtı ağrıyor, elleri suyun ve sabunun etkisiyle kızarıp çatlıyordu. Selin, bir şezlonga uzanmış, güneş gözlüklerini takmış, onu izliyor, ara sıra "O leke hâlâ çıkmamış. Daha çok ovmalısın," gibi laflar ediyordu. Akşamüstüne doğru, Hayal bitap düşmüştü. Elleri titriyor, beli tutulmuştu. Tam işi bitirmek üzereyken, Selin yanına geldi. "Yeterli," dedi. "Şimdi, banyomun küveti de kireç tutmuş. Oraya git ve ov. Ben duş almak istiyorum." Hayal'in içi çöktü. Bu, artık açık bir eziyetti. Ama "Hayır," diyemezdi. Yavaşça doğruldu ve eve, üst kattaki banyoya doğru yürüdü. Banyo, mermer ve altın aksamlarla döşenmiş, lüks bir yerdi. Hayal, küvetin kenarına çöktü, ovmaya başladı. Gözleri yeniden dolmuştu. Yorgunluktan ve çaresizlikten bitmişti. Tam o sırada, arkasındaki kapı çat diye kilitlendi. Arkasını döndü. Selin, kapının önünde duruyor, anahtarı cebine sokuyordu. Yüzünde zalimce, tatmin olmuş bir ifade vardı. "Hanımefendi?" diye fısıladı Hayal, korkuyla. "Biraz daha çalışırsın," dedi Selin, soğuk bir sesle. "Belki gece burada kalırsın. Kim bilir, belki kocam gelir de seni bu halde görür. Bakalım o zaman da mı 'çok güzel' bulur seni." Hayal'in yüreği ağzına geldi. Tuzağa düşmüştü. Selin, dönüp gitti, ayak sesleri koridorda uzaklaştı. Hayal, kapıyı zorladı, ama kilitliydi. Pencere yoktu. Küçük, lüks bir hapishaneye hapsolmuştu. Yere çöktü, kollarına başını gömdü. Artık dayacak gücü kalmamıştı. Belki bir saat geçmişti ki, kapıdaki anahtar sesiyle irkildi. Kapı açıldı. Karşısında, yüzü öfkeden bembeyaz olmuş, gözlerinde fırtınalar kopan Yaman duruyordu. "Hayal," dedi, sesi boğuk ve tehlikeli. "Ne oldu burada?" Hayal, ayağa kalkmaya çalıştı, ama bacakları tutmadı. Yaman, bir adımda yanına geldi, onu kollarından tutup kaldırdı. Onun bitkin, perişan halini görünce, yüzündeki öfke, yerini derin, yakıcı bir öfke ve başka bir şeye bıraktı. "O... O beni buraya kilitletti," diye hıçkırdı Hayal, dayanamayarak. Yaman, hiçbir şey söylemedi. Sadece, onu kucağına aldı. Hayal'in başı, onun göğsüne yaslandı. O sert, güvenli göğüs... Yaman, onu odasına kadar taşıdı. Kimse görmedi, ya da görmemezlikten geldi. Onu yatağına yatırdı. "Dinlen," dedi, sesi garip bir yumuşaklıkla. Sonra, elini, onun ıslak, çatlak eline götürdü. Parmak uçlarıyla, ovarak, okşayarak gezindi. Bu dokunuş, öğlenkinden çok daha farklı, çok daha kasıtlı ve şehvet dolu bir vaatti. "Bu sondu," diye fısıldadı, yüzüne çok yakın, öyle ki nefesi Hayal'in dudaklarını ısıtıyordu. "Sana bir daha kimse eziyet edemez. Söz veriyorum." Odayı terk etmeden önce, bir an durdu, geri döndü. Eğildi ve alnına, bu sepecik bir öpücük bıraktı. Öpücük, bir ateş topu gibiydi, Hayal'in tüm vücudunu sarstı. Kapı kapandı. Hayal, yatağında, elini alnına, hâlâ yanan izi hissederek, titredi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yasak, çiğnenmiş, sınırlar aşılmıştı. Ve şimdi, her ikisini de yakıp kavuracak bir alev, çakılmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD