Bölüm 1: Kundaktaki Bebek
Doğu'da Bir Köy - YIL:2005
Hava soğuktu ama üzerindeki ince hırka ve ayağındaki terliklere rağmen, kucağındaki bebeğe öyle sıkı sarılmıştı ki üşüdüğünün bile farkında değildi. Peşindeki adamları atlattığını sanıyordu. Koşmaktan dili damağına yapışmıştı. İlerideki benzinliği görünce, su almak için oraya doğru yöneldi. Benzinliğin marketine girecekken uzaktan gelen adamların gölgelerini farketti. Benziklikteki adamdan bir kağıt kalem rica etti. Hızlıca bir not yazdı. "Bebeğimi lütfen evlatlık verin. Babası kötü bir adam onun eline geçmesin yoksa yavrumu öldürür. Seni çok seviyorum güzel kızım Gökçe. Annen hiç bir zaman kötü bir şey yapmadı. Annen Leyla Demirhan."
Yazdığı notu katladı ve bebeğinin kundağına sıkıştırdı. Marketten çıkıp etrafına bakınmaya başladı. Adamların gölgeleri gittikçe yaklaşıyordu. Bir an önce bebeği güvenli bir yere bırakması gerekiyordu. Benzinlikte bir araba fark etti. Arabanın sahibi aldığı benzinin parasını ödemek üzere markete doğru ilerliyordu. Leyla önce arabanın etrafını kontrol etti. Etrafında kimse olmadığını gördüğünde hızlı adımlarla arka kapıya yöneldi. Arabanın açma kolunu çektiğinde kapının açıldığını görünce derin bir nefes aldı. Bebeğini bırakmadan önce son kez bağrına bastı. Kokusunu iyice içine çekti ve yavaşça arka koltuğa bıraktı. Bebek öyle güzel uyuyordu ki... Gözlerinden yaşlar akarken son kez bebeğine baktı. Birazdan öleceğinin farkındaydı. Yavaşça kapıyı kapattı ve arabadan uzaklaştı. Tam o sırada adam marketten çıkıp arabasına doğru yürüyordu. Sürücü koltuğuna oturdu ve hızla oradan uzaklaştı. Leyla saklandığı yerden arabanın karanlıkta kaybolan silüetini izlemişti.
Bebeğini bir bilinmeze göndermişti. Ama başka çaresi yoktu. Şuan yapılması gereken en doğru şey buydu. Oradan hızla uzaklaşması gerekiyordu. Benzinliğin arka tarafına geçtiğinde artık çok geçti adamlar etrafını sarmıştı.
Leyla yalvarır gözlerle adamlara baktı. Bir zamanlar hepsi emrindeydi ama şimdi düşman gibi bakıyorlardı ona. "Lütfen..." dedi. Ne dese adamları kararından dönderemeyeceğinin farkındaydı. "Ben kötü hiç bir şey yapmadım." dedi.
Karşısındaki adam hiç birşey söylemeden silahını Leyla'ya doğrulttu. Leyla o anda bile göğüsünün sızladığını hissetti. Göğüsleri emzirme zamanın geldi diyordu adeta ama bebeği gittikçe uzaklaşıyordu. En azından şuan güvende olduğunu bilerek ölecekti.
Adam sert bir tonla " Bebek nerde?" diye sordu.
Leyla yutkundu hiç bir şey söylemedi. Adam Leyla'ya biraz daha yaklaştı. "Söyle bebek nerde?" diye bağırdı.
Leyla arkasını dönüp kaçmak istediğinde diğer adamlar Leyla'nın kolundan tutarak engelledi. Leyla hıçkırarak ağlarken "Bilmiyorum. " dedi. Adam sert bir tokat attı. "Söyle dedim nerde bebek?"
Leyla'nın yüzümü daha çok acıyordu yoksa kalbimi bilmiyordu. Leyla adama doğru tükürdü. "Bilmiyorum dedim! Bırakın beni!" dedi.
Adam sert bir tokat daha attı. "Söyle dedim. Nerde bebek?"
Leyla hızla etrafa bakındı. "İmdattt!!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı ama sanki herkes sağır olmuştu. Kimse yardım etmeye gelmiyordu.
Adamlardan biri "Bebeği buralarda bir yere bırakmıştır. Nasılsa buluruz öldürelim gitsin." dedi.
Diğer adam başıyla onayladı. Leyla artık sonunun geldiğini anlamıştı. İçinden bebeği için dua etti. "Onun kaderi güzel olsun. Ve hiç bir zaman onu bulamasınlar. Çok mutlu olsun."
Adam cebinden çıkardığı susturucuyu silahının ucuna taktı. Ve ateş etti. Leyla son nefesinde bile gözlerinin önünde kızı Gökçe'nin o güzel yüzü vardı.
------
İstanbul YIL:2026
"Hadi Gökçe! Uyan artık bu nasıl uyku yavrum ya..."
"Anne ya neden erkenden uyandırıyorsun beni? Horozlar bile uyanmadı daha.. Dinle bak ötmüyorlar." dedi Gökçe annesi Zeynep'in açtığı yorganı kafasına kadar çekerken.
Zeynep kahkaha attı. "İstanbul'da horoz mu var ötecek Gökçe? Hadi artık uyan bak sınava geç kalacaksın! Son sınavın zaten daha yok bitti."
Gökçe yorganı gözleri dışarıda kalacak şekilde indirdi. "Anne sınav 10:00 ' da yaa bırakta uyuyayım sabahın yedisinde de uyandırılmaz ama..." dedi yalvarırcasına.
Zeynep pencereye yöneldi. Perdeleri açtı. İçeri günün ilk ışıları sızdı. Gökçe tekrar yorganı tepesine çekti.
Zeynep derin bir nefes aldı "Tamam.... Gökçe ben kahvaltıyı hazırlayana kadar uyu bakalım ama sonra kahvaltını yapacaksın sonra da sınavdan önce son tekrarlarını edeceksin."
Gökçe biraz daha uyuyacağının mutluluyla yorganın altından "Tamam.." dedi.
Zeynep odadan çıkıp mutfağa doğru yöneldi. Kettle su doldurdu sonra çalıştırma düğmesine bastı. Güzel bir omlet yaptı. Gökçe'nin kahvaltı için vazgeçilmeziydi. Masaya son kez baktığında her şey hazırdı. Peynirler, reçeller, zeytin...
Zeynep mutfaktan çıkıp tekrar Gökçe'nin odasına yöneldi. İçeri girdiğinde Gökçe'nin hala yatakta uyuduğunu gördü.
"Hadi kalk... Kahvaltı da hazır." dedi Zeynep Gökçe'nin yorganını açarken.
Gökçe mızıldayarak "Bugün son sınavımı verip avukat olucam ve ilk işim ne olacak biliyormusun? Seni uyku katilliğinden içeri attırmak."
Zeynep kahkaha attı. "Sabahları mizah anlayışın yükseliyor fakındamısın?" dedi.
Gökçe yataktan doğrulurken "Aslında şaka yapmıyorum biliyor musun anne. Sen gerçekten uyku katilisin." dedi. Gözlerini ovaladı yatağın ucuna oturdu.
Annesi odadan çıkarken "Oyalanma çabuk gel omlet yaptım sana soğumasın." dedi.
Gökçe söyleniyordu ama içten içe annesinin bu ilgisi hoşuna gidiyordu. Annesi onun hep üstüne düşmüştü adeta gözünden bile sakınmıştı onu. Ne kadar şanslı olduğunu geçirdi içinden böyle bir aileye sahip olduğu için minnetle doluydu.
Gökçe odasından çıkıp banyoya gitti elini yüzünü yıkadı. Mutfağa annesinin hazırladığı müthiş masaya bakıp "Yine harikalar yaratmışsın Zeynep Sultan." dedi.
Zeynep bardaklara çay doldururken "Hadi hadi otur soğutmadan ye de son tekrarını yap. " dedi.
Gökçe sandalyeye otururken babası Fırat "Günaydın." diyerek içeri girdi. Zeynep "Sen bu gün izinli değil miydin? Neden erkenden uyandın?" diye sordu.
Fırat tebessüm ederek "Bu güzel kokular burnuma gelir gelmez gözlerim açıldı." dedi.
Hep birlikte masanın etrafına toplandılar. Ufak bir sessizlikten sonra Gökçe konuşmaya başladı. "Biliyorsunuz bugün son sınavımı da vererek mezun oluyorum." gülümseyerek. Fırat ve Zeynep "Çok şükür kızım." dediler hep bir ağızdan.
Gökçe tabağındaki peyniri çatalına takarken "Biz kız arkadaşlarla bir gezi yapmaya karar verdik." dedi sakince.
Zeynep ve Fırat birbirlerine baktı. Fırat hafif merakla "Çok güzel düşünmüşsünüz peki nereye gideceksiniz?" diye sordu.
Gökçe peyniri ağzına götürdü. Çiğneyip yutması sırasında oluşan ufak bir sessizlikten sonra "Mardin'e gideceğiz." dedi.
Fırat ve Zeynep'in yüz ifadesi bir anda değişti. Korku dolu gözlerle birbirine baktılar. Zeynep yüzüne sahte bir gülümseme taktı. "Kızım doğuya neden gidiyorsunuz ki? Havalar da ısındı mis gibi Ege dururken. Hem denize falanda girerdiniz?" dedi panik olduğunu belli etmeden.
Fırat da Zeynep'i desteklercesine "Evet daha güzel olmaz mı? Hem de çok uzak." dedi.
Gökçe ailesinin neden bu kadar panik olduklarını anlamaya çalışıyordu. Ailesi ona bu tarz durumlarda hiç hayır dememişti. Arkadaşlarıyla sık sık böyle gezilere gidiyordu. Batıdaki her şehri gezmişlerdi ama doğuya hiç gitmemişlerdi o yüzden farklılık olsun istiyorlardı. Hatta arkadaşı Su uçak biletlerini bile almıştı.
"Sakin olun Mardin'e gelin gitmiyorum. Sadece turistik bir gezi işte bir kaç gün kalıp geleceğiz." dedi gülümseyerek.
Gökçe'nin cümlesi havada asılı kaldı. Belki de çok büyük konuşmuştu. Kaderin nasıl bir oyunu olduğunu asla bilemezdi...