Odanın içi buz kesmişti. Gökçe olduğu yerde donup kalmış, nefes almayı bile unutmuştu. Celal Ağa'nın son sözü hâlâ kulaklarında çınlıyordu. "Leyla..."
Hazar ilk hareket eden oldu. Hızla yatağın yanına yöneldi, yanındaki düğmeye bastı. Birkaç saniye içinde doktorlar ve hemşireler odaya doluştu.
"Çekilin lütfen!"
Hazar geri çekildi. Gözleri endişeyle Celal Ağa'daydı. Sonra birden Gökçe'yi fark etti. Hâlâ olduğu yerde bembeyaz bir yüzle bekliyordu. Hazar Gökçe'nin kolundan tuttu. Birlikte dışarı çıktılar.
Tam çıktıklarında kapıda nişanlısı Gökçe’yle karşılaştılar. Gökçe panikle “Babama bir şey mi oldu?” diye sordu. Doktorları odaya girerken görmüştü. Hazar ne diyeceğini bilemedi. Başını öne eğdi.
Gökçe ise Celal Ağa'yla karşılaşmasını böyle hayal etmemişti. Leyla'ya mı benziyordu? Annesinin nasıl göründüğüne dair bir fikri yoktu ki. Kendini toparlamaya çalışıyordu.
Hazar Gökçe'nin korktuğu için bu halde olduğunu düşünüyordu ama gerçek bambaşkaydı. Bir kaç dakika sonra dışarı bir Doktor çıktı. "Korkulacak bir şey yok tansiyonu düşmüş o yüzden bayılmış. Serum yaptık birazdan kendine gelir." dedi.
Nişanlısı Gökçe derin bir nefes aldı. “İçeri girebilir miyim?” dedi.
Doktor hafifçe başını salladı. “ Ama bir kişi girsin oda kalabalık olmasın.” dedi ve uzaklaştı.
Nişanlısı Gökçe “ Ben içeri giriyorum.” dedi sessizce.
Hazar da sakince “ Ben Gökçe’yi bırakıp geliyorum.”
dedi.
Gökçe hafifçe başını salladı ve odaya girdi.
Hazar'ın içi rahatladı, nefes verdi. Sonra gözleri diğer Gökçe'ye döndü. Gökçe'nin hala yüzü bembeyazdı.
"Korkma artık bak iyiymiş."
Gökçe içindeki fırtınalara rağmen iyi görünmeye çalışıyordu. Kısık bir sesle "Leyla kim?" diye sordu. Aslında bu sorunun cevabını çok iyi biliyordu.
Hazar "Ölen ilk eşi.." diye mırıldandı.
Gökçe merakla başını Hazar'a çevirdi "Hasta mıydı neden öldü?" diye sordu.
Hazar kısık sesle "Öldürüldü." dedi.
Gökçe'nin yüz ifadesi değişti "Neden?"
Hazar birkaç saniye sustu. Sanki devam edip etmemek arasında kalmıştı. Koridorun beyaz ışıkları yüzünü daha sert gösteriyordu. Çenesini sıktı, sonra yavaşça duvara yaslandı.
“Tam olarak bilen yok...” dedi sonunda. “Yıllar önce olmuş.”
Gökçe'nin içinden bir çığlık yükseliyordu. Herkes biliyordu da kimse konuşmuyor muydu? Yoksa gerçekten bilmiyorlar mıydı?
Hazar gözlerini yere dikmiş şekilde konuşmaya devam etti.
“Ben o zamanlar küçüktüm ama herkes farklı bir şey anlatıyordu. Nedenini tam olarak bilen yok. Gökçe'nin annesi o bile bilmiyor neler olduğunu."
Gökçe nefesini tuttu. Nasıl ya o kız Leyla Demirhan'ın kızı mı? Hani o görmüş olduğu kadın annesiydi? Su'yun dediği doğru olabilir miydi? Gerçekten yerine koydukları bir kız olabilir miydi?
Gökçe kafasından geçenleri belli etmemeye çalışıyordu. Hafifçe kafasını salladı. "Geçen gün annesi demiştin sanki bir kadına peki o kimdi?" diye sordu sesi farkında olmadan titremişti.
"O kadın üvey annesi.. Gökçe'nin annesi o bebekken ölmüş. Babası evlendiğinde de çok küçükmüş. O kadını annesi bilmiş."
Gökçe duyduklarının şokuyla bir an dengesini kaybetti. Hazar düşmesini engellemek için kolundan tuttu. "İyi misin?" diye sordu endişeyle.
Gökçe'yi ilerideki banka kadar götürdü. Gökçe duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. "Tansiyonum düştü galiba biraz dinlenirsem burada geçer şimdi."
Hazar'ın endişeyle göz bebekleri büyümüştü. "Doktora gidelim. Bir baksınlar." dedi.
Gökçe başını iki yana salladı. "İyiyim merak etme. Doktora gerek yok."
Hazar bu konuda ısrarcıydı. "Hayır. İtiraz istemiyorum. Doktora gidiyoruz." dedi Gökçe'nin koluna girerek.
Gökçe itiraz edecek oldu ama Hazar onu susturdu. "Yürüyebilir misin?"
"Evet.. İyiyim diyorum."
"Tamam doktorda iyi olduğunu söylesin o zaman."
Gökçe'yi kolundan sıkı sıkı tutuyordu. Acile doğru yürürken Hazar'ın kalbi hızla atıyordu. Ona bu kadar yakın durmak nefesini kesmişti. Her nefes aldığında Gökçe'nin kokusunu alıyor içine çekiyordu. Parfüm kokusu gibi değildi kendine has bir kokuydu. Hem çekici hem tanıdık..
Gökçe ise bu yakınlık normalde kalbini başka türlü hızlandırırdı ama şu an içinde sadece karmaşa vardı. Yaşadığı olayların şokundaydı. Su haklı çıkmıştı yerine başka bir kız koymuşlardı. Peki ama neden? Hiç bir mantıklı açıklama bulamıyordu bu soruya.
Hazar onu muayene odasına oturttu. Hemşire tansiyonunu ölçtü, nabzını kontrol etti.
"Biraz düşük ama normal sınırlarda. Dinlenin geçer." dedi.
Hazar rahatlamış görünüyordu. "Bak iyisin işte." dedi Gökçe'ye.
Gökçe başını salladı. “İyi olduğumu söylemiştim.”
Hazar gülümsedi “ Olsun kontrol iyidir.” Dedi.
Bir süre sonra hastaneden çıktılar. Hazar arabasını getirdi.
Yol boyunca sessizdiler. Hazar Gökçe’nin neden kötüleştiğini düşünüyordu. Hiç tanımadığı adamın fenalaşması neden onu bu kadar etkilemişti? Yada canını sıkan başka bir şey mi vardı?
Gökçe camdan dışarı bakarken evinin yolu olmadığını farketti. Başını Hazar’a çevirdi. Telaşla “Bu bizim evi yolu değil! Sanırım karıştırdın.” dedi.
Hazar başını yoldan ayırmadan “ Hayır karıştırmadım. Seni bizim konağa götürüyorum. Annem sana çorba yapsın. Bu halde seni bırakmak istemiyorum.” dedi.
Gökçe bu emri vaki tavır sinirini bozmuştu. Hem nişanlıydı hem de bariz şekilde onunla ilgileniyordu.
Gökçe gözlerini büyüttü. “ Yok artık! Saçmalama.” dedi yüksek sesle.
Hazar hala sakindi. “ Ne var bunda bu kadar sinirlenecek? “
Gökçe yüksek sesle “Sen her çalışanınla böyle ilgileniyor musun? Merak ediyorum.” dedi sertçe.
Hazar direksiyonu sıkıca tuttu “ Hayır.” dedi sadece.
Gökçe iyice sinirlenmişti. “ Sen yakında nişanlanacak hatta evlenecek birisin! Lütfen sınırları aşmayalım sen benim patronumsun ben de senin çalışanınım. Ona göre davranırsan sevirim.” dedi gözlerini devirerek.
Hazar Gökçe’nin haklı olduğunu biliyordu. Ona diğer çalışanlarına davrandığı gibi davranmıyordu. Demek bu tavrını Gökçe’de farketmişti. Söyleyecek bir şey bulamadı bir süre sessiz kaldı.
Arabanın yolunu değiştirdi. Gökçe’nin evine doğru yöneldi. Gökçe hala burnundan soluyordu. Bir an önce bu arabadan inmek istiyordu.
Hazar’ın sessiz kalması daha da sinirini bozmuştu. Nihayet Gökçe’nin evinin önünde durduğuna Gökçe hışımla çantasını alıp arabadan indi. “ Teşekkürler.” deyip kapıyı sertçe kapattı.
Hazar neye uğradığını şaşırmıştı. Zaten Gökçe’nin bu halini tanımıştı. Ve bu hali onun çok hoşuna gidiyordu. “Gerçekten iyiymiş.” dedi kendi kendine ve gülümsedi.