Bölüm 8:Plan

1027 Words
Gökçe dikkatle Hazar’ı izledi. Gayet kendinden emin adımlarla konağa giriyordu; sanki başkasının evine değil de kendi evine girer gibiydi. Kapıdaki siyah takımlı adamlar onu görünce saygıyla selam vermişti. Celal Ağa’yla nasıl bir bağlantısı vardı ki? Hazar’ın soyadı Cihandar’dı. Çünkü sahibi olduğu şirketin adı Cihandar Holding’ti. Onun gibi egoist bir adam soyadından başka hangi ismi koyabilirdi. Ama Celal Ağa’nın soyadı Demirhan’dı. Demek ki aralarında bir kan bağı yoktu. Ama samimi oldukları da kesindi. Hazar içeri girdikten sonra Gökçe birkaç saniye boş boş konağa baktı. Düşünceli görünüyordu. Sonunda derin bir nefes verdi. “Hadi gidelim Su. Yoksa dikkat çekeceğiz.” Su kontağı çevirdi ve araba yavaşça sokaktan uzaklaşmaya başladı. Gözleri yoldaydı ama aklı belli ki aynı yerde takılı kalmıştı. “Sence nasıl bir bağlantıları var?” diye sordu. Gökçe eliyle alnını ovuşturdu. “Bilmiyorum…” dedi yorgun bir sesle. “Ama samimi oldukları belli. Hazar eve girerken kimse onu durdurmadı bile. Eğer yakın olmasalardı kapıdakiler mutlaka Celal Ağa’ya haber verirdi.” Su hafifçe başını salladı. “Bence de.” Arabada kısa bir sessizlik oldu. Sonra Su tekrar konuştu. “Otele gidiyoruz değil mi?” Gökçe başını koltuğa yasladı. “Evet… Bugün fazla yorucuydu. Biraz dinlenip kafamı toparlamam lazım.” Su hafifçe gülümsedi. “Bence de. Akşam yemeğini de otelde yeriz artık.” Gökçe yorgun şekilde başını salladı. Yaklaşık yarım saat sonra otele vardılar. Odaya girer girmez Gökçe ilk iş ayağındaki stilettoları çıkardı. Ayakları resmen zonkluyordu. Su da üstünü değiştirip kendini yatağın üzerine attı. “Off… Ne gündü ama...” Gökçe’ de derin bir nefes aldı. “En azından biyolojik babamın kim olduğunu öğrendik.” Su yan dönüp ona baktı. “ Ne hissediyorsun?” Gökçe iç çekti gelip yatağın ucuna oturdu. “ Hiç... Hatta koca bir hiç..” Bir kaç dakika sessizlikten sonra Su düşünceli bir ses tonuyla “Peki Hazar seni nasıl arayacak?” Gökçe birkaç saniye tavana baktıktan sonra kendini yatağa bıraktı. “Bilmiyorum.” Su yatakta doğruldu. “Bence bu adam senden hoşlanmış.” Gökçe hemen ona döndü. “Saçmalama!” Su umursamazca omuz silkti. “Ciddiyim. Seni tekrar görmesi lazım. Yarın şirkete gidip ‘Künyemi burada düşürmüşüm galiba’ falan dersin. Eğer oradaysa mutlaka seninle iletişim kuracaktır. Sen de biraz alttan al adamı. Horoz gibi diklenme hemen.” Gökçe kahkaha attı. "O adama az bile yaptım emin ol." dedi. Su kendinden emin bir şekilde "İyi plan kabul et." dedi. Gökçe yüksek sesle "Bok gibi plan.." dedi kahkaha atarak devam etti “Ya adam şirkette yoksa?” Su’nun yüzünde hınzır bir gülümseme belirdi. “Tabii ki şirketin önünde takip edeceğiz. Sen onun içeride olduğundan emin olduktan sonra gireceksin.” Gökçe istemsizce güldü. “Avukatlıktan dedektifliğe geçiş yapıyorum desene” dedi. Su kahkahayı patlatdı "Evet öyle de denebilir." ***** Ertesi Gün Sabah erkenden uyanmışlardı. Hazar'ın ne zaman şirkete gireceği belli olmazdı. Onu kaçırmamaları lazımdı. Su tam ajan gibi giyinmişti. Siyah kot pantolon , siyah bir tshirt ve yine aynı renk kapşonlu ceket.. Gökçe Su'yu görünce kahkaha attı. "Gerçekten hiç dikkat çekmiyorsun." dedi. Su Gökçe'yi umursamayarak "Hadi hadi adamı kaçırmayalım." dedi. Gökçe gülerek "'Sabahın köründe künye aramaya geldim' demek çok mantıklı gerçekten. Senin yaptığın planda bu kadar olur." Su elini alnına götürdü "Senin için manevi değeri çok büyük baban aldı o yüzden gece uyuyamadın." Gökçe kahkaha attı "Herşeye de bir açıklamamız var maşallah. " İkili arabaya binip şirketin kapısını rahat görebilecekleri yere arabayı çekti. Sabah erken çıktıkları için kahvaltı yapamamışlardı. Yol üzerinden aldıkları simit ellerinde, gözleri kapıda bekliyorlardı. Geleli neredeyse bir saat olmuştu ama görünürde Hazar yoktu. Su gözlerini devirerek "Beyimiz hala uyanamadı galiba." dedi. Gökçe gülümseyerek "Daha önce bok gibi bir plan yaptığını söylemiş miydim?" diye sordu. Su o an uzaktan siyah bir arabanın şirketin önünde durduğunu farketti. Heyecanla "Geldi galiba... Geldi." dedi. Gökçe kafasını şirketin kapısının önüne çevrdi. Gerçekten de arabadan inen kişi Hazar'dı. Hazar şirkete girer girmez Gökçe çantasını aldı Su'ya dönüp "Ben gidiyorum.." dedi. Su gülümseyerek "Adamı alttan al bak... Hödük hödük konuşursa da ağam de paşam de" dedi. Gökçe kapıyı kapatırken "Tabii oldu." dedi ve hızlı adımlarla şirkete yöneldi. Kapıdan içeri girdiğinde gözleriyle etrafı tarıyor Hazar'ı kaçırıp kaçırmadığını düşünüyordu. Resepsiyondaki kız dikkatle Gökçe'ye baktı. "Hoş geldiniz. Kime bakmıştınız?" Gökçe bir an heyecanlandı "Künyeme.." dedi. Kızın şaşkınlığı artarak "Pardon?!" Gökçe kekeleyerek "Dün iş görüşmesi için buraya gelmiştim de. Künyemi kaybettim acaba buralarda bir yerde mi düşürdüm bir bakabilir misiniz?" diye sordu. Aynı zamanda gözleri Hazar'ı arıyordu ama ortalıkta yoktu. Kız "Bir saniye bekletcem siz." diyerek birini arayarak künyeyi soruyordu. Gökçe o an bu planın işe yaramayacağından emin olmuştu. Umudunu kaybederek bankoya yaslandı. Kızın konuşmasını dinliyordu ki arkasında bir sesle irkildi. Hazar telefonunu arabada unutmuştu onu almak için geri döndüğünde Gökçe'yi gördü. Gökçe' ye karşı konulamaz bir çekimi vardı. Anlam veremiyordu ama ondan uzak durması gerektiğini biliyordu. Hazar tam arkasında "öhm öhm." yaparak boğazını temizledi. Gökçe şaşkınlıkla arkasını döndüğünde Hazar'la göz göze geldi. Hazar ellerini cebine soktu gerilerek "Hayırdır? Fikrin mi değişti?" Gökçe gözlerini devirdi "Hayır tabii ki... Künyemi düşürmüşüm de burda mı diye sormak için geldim." dedi. Hazar yüzüne sinsi bir gülüş taktı "Tabii tabii künyeni düşürdün!" dedi. Gökçe'nin içindeki öfke kabarıyordu ama kendini tutması gerekliydi. Sakin olmaya çalışarak ukala bir uslüpla "Hayır senin için geldim. Seni görmeden yapamıyorum." dedi. Hazar gülümsedi. "Kadınlar genelde beni görmeden yapamaz. Zamanla alışırsın." dedi. Gökçe içinde kabaran öfkeyi artık durdurması mümkün değildi "Biraz klişe olacak ama ben senin bildiğin kadınlardan değilim!" dedi Hazar'a doğru bir adım atarak. Hazar Gökçe'nin gözlerine baktığında ona karşı olan duygularına engel olamıyordu. "İstersen bu konuyu böyle ayak üstü konuşmayalım. Sana zaten yemek borcum vardı benim yüzümden yemek yiyemeden gitmek zorunda kalmıştın." dedi gözlerinin içine bakarak. Gökçe bu adamla asla yemeğe gidecek bir kadın değildi. Ama ona bir şekilde yakınlaşması lazımdı. Buda onun için büyük bir fırsattı. Zaten şuan burda olması sebebi de bu değil miydi? Birkaç dakika sessiz kalıp düşünüyormuş gibi yaptı. Hazar kapıya doğru bir kaç adım attı. Gökçe'nin sessizliğini kabul olarak kabul etmişti. Gökçe arkasından ona bakıyordu. "Eeee hadi orada dikilip duracak mısın? Gidelim..." dedi. Gökçe istemsizce Hazar'ı takip etti. Hazar içten içe gülüyordu. İstemsizce bu kadına çekiliyordu ama bunu yapamazdı. Gökçe ise içinde hem huzursuzluk vardı hem de garip bir huzur. Hem bu adam onun çok sinirini bozuyor hem de garip şekilde gözlerinde huzuru buluyordu. Anlamlandıramadığı bir histi içindeki henüz adını koyamadığı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD