Bölüm 12:Acil Kan

1006 Words
Gökçe bir kaç dakika yerinden kıpırdayamadı. Hazar'ın o eve öylece rahat girmesinin nedeni belli olmuştu. Peki ya ama bu Gökçe kimdi? Celal Ağa'nın kızıysa eğer sonradan biriyle evlenip o kıza da mı Gökçe ismini koymuştu? Kafasında milyonlarca soru dönüp duruyordu... Tam dudaklarını aralamış Eda'ya "Celal Ağa'nın kızı mı? " diye soracakken Eda'nın iş telefonu çaldı. Eda hızlı adımlarla telefona gitti. Arayan Hazar'dı bir iş için yanına Eda'yı çağırmıştı. Eda "Görüşürüz Gökçe... Hazar Bey beni çağırdı." diyerek uzaklaşmaya başladı. Gökçe kalan mesai saatini nasıl dolduracağını bilmiyordu. Eli ayağı titremiş, nefesi düzensizleşmişti. Birisi onun bu halini görmeden kendini odasına atması gerekiyordu. Hızla asansöre binip odasına girdi. Kapıyı kapatıp yerine oturduğunda bile hala kalp atışları düzelmemişti. Bir kaç dakika öylece oturdu. Masasındaki bardaktan biraz su içti. Sakinleşmeye çalışıyordu ama tüm çabaları nafileydi. Bu şekilde daha fazla şirkette kalamayacağını anladı çantasını alıp hızlıca çıktı. Şirketle ev arasındaki yol nasıl geçmişti anlamamıştı. Elleri direksiyonda, gözleri yoldaydı ama aklı bambaşka yerdeydi. Nihayet eve ulaştığında anahtarla kapıyı açaçak hali bile kalmadığını anladı. Elini kapıya dayayıp zile bastı. Su kapıyı açtığında Gökçe'nin bembeyaz yüzünden bir şeyler olduğunu anlamıştı. "Gökçee... Bu halin ne?" dedi telaşla kapıdan çekildi ve içeri girmesi için yol verdi. Gökçe hiç birşey söylemeden ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Kanepeye kendini attı. Su ne olduğunu anlamamıştı ve meraktan çatlıyordu. Kanepenin önünde ayakta durdu. "Konuşsana kızım bu halin ne?" dedi. Gökçe derin bir nefes aldı. "Hazar.. " dedi. Su merakla Gökçe 'ye bakıyordu. "Eeeee..." "Kimle nişanlıymış biliyor musun?" "Taksit taksit anlatmasana kızım söyle işte kimle nişanlıymış?" dedi gözlerini büyüterek. Gökçe'nin gözlerindeki hayal kırıklığı çok net okunuyordu. "Celal Ağa'nın kızıyla..." dedi mırıldanarak. Su şaşkınlıktan ne diyeceğini bir an bilemedi. "Celal Ağa'nın bir kızı daha mı varmış?" dedi şaşkınlıkla. Gökçe yüksek sesle "Evet varmış. Hem de adı ne biliyor musun? Gökçe..." Su sanki duyduğu şeye inanamıyordu. "Ohaaa... Yok artık bir de adını Gökçe'mi koymuşlar." Gökçe de ayağa kalktı yerinde duramıyordu. Odada bir kaç adım attı. "Vallahi koymuşlar.. Bu işte bir iş var." dedi sanki kendi kendine konuşuyordu. "Ya bu kıza beni kaybettiği için özleminden falan aynı adı koydu yada bilmiyorum işte..." Su sakin olmaya çalışıyordu. "Dur sakin ol... Otur şöyle." dedi koltuğa doğru çekerek. Gökçe istemsizce oturdu ama kafası durmuyordu. "Kız benim yaşlarımda Su... Ya hemen evlendi bu kızı yaptı yada benim kardeşim falan mı var?" Su Gökçe'nin elini tuttu. "Öğreniriz... Önce sakinleş sen." dedi sakin bir ses tonuyla ama Gökçe bir türlü sakinleşemiyordu. Bu nasıl bir tesadüftü birşeyler hissettiği adamın nişanlısı da aynı adamın kızı çıkıyordu. Bir kaç dakika sessizlikten sonra Su alnını kaşıdı. "Gökçe... Bu kızı senin yerine koymuş olmasınlar?" dedi düşünceli bir ses tonuyla. Gökçe gözlerini istemsizce ona çevirdi. Beklenmedik sözleri karşısında afalladı. Sonra sinirle bir kahkaha attı. "Saçmalama Su... Neden böyle bir şey yapsın? Adam Ağa istediği zaman çocuk yapabilecek kapasitede gibi görünüyor." Su düşüncesinin arkasındaydı ona gayet mantıklı geliyordu. Aynı isim olmasının başka bir açıklaması olamazdı. "Yaaa neden olmasın? Gayette olabilir bence... Nedenini bilmiyorum ama vardır bir sebebi." Gökçe ayağa kalkıp ellerini beline koydu. "Bence sen çok Türk dizisi izliyorsun bu ara... Senin devreler yandı." dedi imalı imalı. Su da ayağa kalktı. "Söyle o zaman bayan çok bilmiş... Neden kızın adı da Gökçe? Bir de aynı yaşlardayız diyorsun! Var mı bir açıklaman.." dedi yüksek sesle. Gökçe oda da dönüp duruyordu. Gerçekten böyle bir şey olabilir miydi? Kendisi yerine o kız mı konmuştu. Bunu mutlaka öğrenmesi gerekiyordu. Ama Nasıl? Acaba şirkette bu kızla ilgili bir dosya bulabilir miydi? Bir nüfus kayıt örneği bulabilse ne iyi olurdu. Herşey netleşirdi. Ya bu kız gerçekten kızı Gökçe’yse o zaman kendisi kimdi? Kafasındaki soruları susturamıyordu. "Nasıl öğreneceğiz?" diye mırıldandı. Su koltuğa oturdu. Ellerinin arasına başını aldı, öne doğru eğildi. "Önce kızın annesi kimmiş onu öğrenelim..." dedi sessizce. Başını kaldırıp Gökçe'ye baktı "Öğreniriz bunu bence kolayca..." Gökçe'de Su'yun gözlerine baktı. "Yarın Eda'nın ağzını ararım... O kesin biliyordur." Su başını hafifçe salladı. "Kesin biliyordur... Sen onun bir ağzını ara yarın..." "Tamam.." dedi sessizce. Gökçe'yi bu düşünceler çok yormuştu hemen yatağına yatıp uzanmak istiyordu. "Ben uyuyucam..." dedi odasına yönelerek. Su arkasından seslendi. "Bari yemek yeseydin aç aç mı uyuyacaksın?" Gökçe arkasını dönmeden ilerlemeye devam etti. "Aç değilim." Odasına girdiğinde ilk işi üzerini değiştirmek oldu. Pijamalarını giydi saçındaki saçını sıkan tokayı çıkardı ve yatağa attı kedini. Gözlerini kapatmıştı ama uyuyamaycağını kendide biliyordu. Gözlerini kapatır kapatmaz Hazar'ın o kızla samimi şekilde kapıdan içeri girdiği an geldi gözünün önüne . Gayet mutlu görünüyordu kızın yanında. O zaman neden kendisine bu kadar ilgili davranmıştı? Sadece patron ilgisi değildi bu. Gözlerine baktığında hissettikleri yalan olamayacak kadar gerçekti. Gökçe neyi düşüneceğini şaşırmıştı yatakta bir sağa dönüyor bir sola dönüyor kesinlikle uyuyamıyordu. Saat baya ilerlemiş neredeyse gece yarısı olmuştu. Telefonunun çalmasıyla irkildi. Bu saatte kim arıyor olabilirdi acaba? Yatakta doğrulduğunda Hazar'ın aradığını gördü. Kalbi bir anda hızlandı. "Bu saatte beni neden arıyor acaba?" diye geçirdi içinden. Telefonu açtığında Hazar'ın sesi telaşla geldi. "Gökçe kusura bakma seni bu saatte rahatsız ediyorum. Umarım uykundan uyandırmamışımdır." Gökçe merakla "Hayır uyumamıştım. Hayırdır bir şey mi oldu?" diye sordu. "Celal Ağa... Yani Gökçe'nin babası trafik kazası geçirdi çok acil kan ihtiyacı doğdu. Çevremizdeki kimsenin kanı uymuyor. Durumu ağır kan bulamazsak ölebilir. Şule'ye personel dosyalarını tarattırdığımda sadece senin kanın AB negatif olduğunu gördük. Senden rica etsem kan verebilir misin?" Gökçe duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Bir de o adama kan mı verecekti? Annesinin katili olduğu düşündüğü adama! Önce bu teklifi red edecek oldu dudakları aralandı ama birşey söyleyemedi. Sessizlik uzun sürünce Hazar'ın sesi tekrar duyuldu . "Alooo... Gökçe oradamısın?" Gökçe hafifçe kafasını iki yana salladı. "Buradayım.. Tabii hangi hastane söyleyin geliyorum." Hazar hızlıca "Tatlı Kayısı Hastanesi." dedi. Gökçe kısık bir tonda "Tamam geliyorum." dedi ve telefonu kapattı. Hızla üzerine bir eşofman takımı geçirdi. Odasından çıktığında Su'yla burun buruna geldi. Su elinde bir bardak suyla odasına gidiyordu ki Gökçe'yi görünce şaşkınlıkla "Nereye?" diye sordu. Gökçe Hazar'ın aradığını Celal Ağa'ya kan gerektiğini anlattı. Su "Sen de gidip o adama kan mı vereceksin?" dedi sesi beklediğinden yüksek çıkmıştı. Aslında Gökçe'de hiç gitmek istemiyordu ama ne yapabilirdi ki? Veremem mi diyecekti? Kan vermese belki de adam ölecekti? Ne yapması gerektiğini oda bilmiyordu. Vicdanıyla aklı arasında kalmıştı. İnsanlığı seçip ölmesini mi engelleyecekti yoksa intikamı seçip ölmesine izin mi verecekti?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD