Gökçe sinirle adamın gözlerine bakıyordu. Adamın bu emri vaki hali onu çileden çıkarmıştı. Bir avukat olarak bu tarz insanlarla çok muhattap olacağının farkındaydı ama bu alelade güç gösterinin bir bedeli olmadıydı.
O sıra mekanın sahibi araya girdi. "Lütfen zorluk çıkarmayın hanımefendi... Kapandık başka zaman misafirimiz olun." dedi.
Hazar eliyle adama dur işareti yaptı. Gökçe'nin gözlerinin içine bakarak "Hanımefendiler yemeklerini yesinler hesabıda ben ödeyeceğim." dedi.
Gökçe bu lafı duyduktan sonra adeta yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu. "Ukala herife bak sen! Birde bizim yemeklerimizi ödeyecekmiş." diye içinden geçirdi.
Gökçe adama doğru adım attı ellerini beline koydu. "Bana baksana sen! Sen kimsin de bizim yemeklerimizi ödeyecek mişsin?" dedi sesi tahmininden de yüksek çıkmıştı.
Adamda Gökçe' ye bir adım yaklaştı elini uzattı. "Ben Hazar." dedi kendinden gayet emin bir şekilde.
Gökçe bir an afalladı ne diyeceğini bilemedi. Bu kadar küstah biriyle ilk defa karşılaşıyordu. Su , Gökçe'nin daha fazla çıldırıcağını biliyordu. Masadan Gökçe'nin eşyalarını topladı çantasına koydu. Çantasını da alıp "Hadi kızlar gidiyoruz." dedi.
Gökçe'nin yanına gelip kolunu tutup çekiştirerek "Hadi Gökçe gidelim." dedi. Hazar'ın eli havada kaldı.
Gökçe gözlerinden ateş püskürterek "Küstah herif!" dedi.
Su korkuyla Gökçe'yi çekiştire çekiştire dışarı çıkardığında tüm kızlar derin bir nefes almıştı. Hemen park yerindeki otomobillerine doğru yöneldiler.
Su hemen arabayı çalıştırıp oradan uzaklaşamaya başladı. Önce bir sessizlik oldu arabada. Sonra Beliz gülümseyerek "Kızım ne yaptın sen öyle? Adamı yerin dibine soktun." dedi.
Gökçe'nin hala kalp atış hızı düşmemişti. Sinirle "İyi yaptım. Adama bak birde bize yemek ısmarlamaya kalktı." dedi dişlerinin arasından.
Eda kısa bir kahkaha attı. "Sen ona yedirdin." dedi.
Hepsi birden kahkaha attı. Beliz gözlerini kısarak "Yalnız adam çok yakışıklıydı be... Ben senin kadar kızamadım." dedi.
Gökçe sinirle Beliz'e döndü. "Sen kafayı falan mı yedin? Adam bildiğin dağ ayısı. Bin tane kalbim olsa birini vermem ben ona." dedi.
Su araya girdi "Evet cidden adam çok yakışıklıydı ama çok ukala ya bende yapamam öyle adamla." dedi gözünü yoldan ayırmadan.
Gökçe adamın ona bakışlarını düşündü. Adam gerçekten çok yakışıklıydı ama onun tarzında biri değildi. Böyle mafyatik tiplerden hiç hoşlanmazdı.
Eda karnını tutarak "Yalnız benim midem guruldamaya başladı açlıktan galiba öleceğim." dedi.
Su navigasyona en yakın restorantı girdi. Araba bir süre sessizleşti. Gökçe dışarıyı izliyor sinirinin yatışmasını bekliyordu ama sakinleşemiyordu. İçinden adama küfürler savuruyor, keşke şunuda söyleseydim bunu da söyleseydim diye kendini dolduruyordu. Bir daha nerde göreceğim zaten geçti gitti diye kendini telkin etti. Derin derin nefes aldı. Artık daha sakindi...
* * * * * *
Sonunda Mardin gezisi bitmiş dönüş vakti gelmişti. Gökçe odasında valizini topladı. Son kez odasının balkonuna çıktı derin bir nefes aldı. Garip bir biçimde bu şehri özleyeceğini biliyordu. Bu şehre adeta çekiliyordu. Aslında İstanbul hayatını çok seviyordu. Tam büyük şehir kadınıydı ve denizsiz asla yapamayanlardandı ama bu çekime asla anlam veremiyordu.
Valizini alıp odadan çıktı. Kızlarla aynı anda otelin lobisindeydi. Su hafif üzgün bir tonla "Bu gezimizde bitti." dedi.
Eda'da onunla aynı tonla "Evet yaa.. Ne kadar çabuk geçti değil mi? Bir daha ki gezimiz nereye olacak?" dedi.
Gökçe'nin yüzü düştü. "Benim avukatlık stajım var... Ben bir yıl yokum kızlar." dedi üzülerek.
Beliz Gökçe'nin koluna girdi. "Sensiz gezi mi olur ama ya... Sen olmazsan bizi kim koruyacak." dedi gülümseyerek.
Gökçe kısa bir kahkaha attı "Ben varken size kimse yaklaşamaz.. O yüzden sizde bensiz bir yere gitmiyorsunuz. Hafta sonu kaçamakları yaparız." dedi.
"Tabii ki sensiz gezi mi olur. " dedi Su ve devam etti "Oyalanmaya devam ederseniz gezimiz bitemeyecek uçağa gecikeceğiz."
Hep birlikte valizlerini sürükleye sürükleye otelden çıkıp arabaya doğru ilerledi. Havalimanına giderken Gökçe arabada sessizce son kez etrafına bakıyor. Şehirle vedalaşıyordu ama içinden bir ses bu son gelişi olmayacağını söylüyordu.
* * * * * *
1 Yıl Sonra
Gökçe avukatlık stajının sonuna gelmişti. Bir kaç gün sonra stajı bitecek gerçek bir avukat olacaktı. Yavaş yavaş iş arayışına bile başlamıştı. Büroda işi biraz erken bitmiş o yüzden eve de her zamankinden daha erken bir saatte gelmişti. Kapıyı açıp eve girdiğinde "Anne..." diye seslendi ama ev oldukça sessizdi. Evde kimse olmadığını anladığından odasına yöneldi. Üzerini değiştirdi ve aceleyle annesinin odasına gitti. Annesinin doğum günü yaklaşıyordu. Hediye olarak annesiyle olan eski fotoğraflarından bir albüm yapmak istiyordu. Ama annesinin fotoğrafları nereye koyduğunu bilmiyordu. Soramazdı da sürprizi bozulurdu. Kimse evde yokken fotoğrafları bulmak için iyi bir fırsattı.
Önce odadaki dolapları karıştırdı. Annesinin uzun zamandır giyinmediği elbiseler dikkatini çekti. Gençliğinde giyindiği elbiseleri saklıyordu. Bir tanesini alıp üzerine geçirdi. Aynada kendine baktığında "Hımmm. Fena olmadı sanki." dedi.
Sonra oyalandığını fark edip amacına odaklanmaya karar verdi. Tüm çekmecelere bakmıştı, dolaplara bakmıştı ama hiç bir yerde yoktu. Dolabın üst kısımında kıyafetler vardı belki arkasında bir kutuya koymuştur umuduyla mutfaktan bir sandalye getirip oraları incelemeye başladı. Tam umudunu kaybettiği sırada kıyafetlerin arasında küçük bir kutu farketti. Kutuyu alıp sandalyeden indi. Annesinin yatağının üzerine oturup kutuyu açtı. Kutunun içinde Gökçe'nin bebeklik , çocukluk resimleri vardı. Tek tek resimlere bakmaya başladı. Tüm resimlere baktıktan sonra altında küçük bir kağıt farketti. Şaşkın gözlerle bir süre kağıda baktı. Kağıt katlıydı. Kağıdı açıp okumaya başladı.
Kağıtta "Bebeğimi lütfen evlatlık verin. Babası kötü bir adam onun eline geçmesin yoksa yavrumu öldürür. Seni çok seviyorum güzel kızım Gökçe. Annen hiç bir zaman kötü bir şey yapmadı. Annen Leyla Demirhan." yazıyordu.
Okuduğunu anlamlandırmakta zorlanıyordu. Tekrar tekrar okudu. Bir süre boş boş elindeki kağıda baktı. " Bu nasıl olabilirdi? Burda bahsettiği bebek " Gökçe " yani ben olabilir miydim? Bu mümkün olabilir miydi? Senelerce anne baba bildiğim insanlar kimdi o zaman? Bu bebek ben olmazdım. İlla ki bir açıklaması olmalıydı bu kağıdın. Annem babam beni sevgiyle büyütmüşlerdi. Üvey olsam anlamaz mıydım? Hayır... Hayır... Onlar benim öz annem babam bundan bir an bile şüphe etmedim ve etmeyeceğim...
Onlar benim annem ve babam. Bu küçük kağıt parçası yalan söylüyor... " diye geçirdi içinden. Ama içine şüphe bir kor gibi düşmüştü ve artık buradan dönüş yoktu. Gerçekleri öğrenme zamanı gelmişti.
Gerçekler er yada geç mutlaka su yüzüne çıkardı. Çıkmıştı da...