Bölüm 9: Kahvaltı

1267 Words
Hazar emin adımlarla arabaya doğru yürüdü. Gökçe'de hemen arkasında çekimser adımlarla onu takip ediyordu. Hazar arabanın yanında durdu arabaya binmesi için Gökçe'ye kapıyı açtı. Gökçe arabaya binmeden önce Su'ya doğru baktı. Su da pür dikkat onlara bakıyordu. Şaşkınlıkla göz bebekleri büyümüştü. "Ohaa nereye gidiyor ki bunlar?" dedi kendi kendine. Gökçe'yi o tekinsiz adamla tek başına bırakacak değildi. Hazar'ın arabasını takip edecekti. Gökçe "Teşekkürler." diyerek koltuğa oturdu. Hazar kapıyı kapatıp şoför koltuğuna geçti. Ne kadar sakin görünse de çok heyecanlıydı ve ilk defa bir kadına karşı böyle hızla atıyordu kalbi. Hazar arabayı çalıştırdıktan sonra ağır ağır şirketin otoparkından çıktı. Arabadaki sessizlik garip şekilde ikisini de geriyordu. Gökçe camdan dışarı bakıyordu ama aslında aklı tamamen yanındaki adamdaydı. Hazar ise gözlerini yoldan ayırmıyordu. Ama ara sıra istemsizce bakışları Gökçe’ye kayıyordu. Bu durum kendi sinirini bozuyordu. Bir kadından etkilenmeye alışık değildi. Hele ilk gördüğü anda aklını bu kadar karıştıran birinden… Gökçe sonunda sessizliği bozdu. “Beni nereye götürüyorsun?” Hazar gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi. “Korktun mu?” Gökçe hemen ona döndü. “Hayır tabii ki!” Hazar dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. “Yalan söyleme konusunda çok iyi değilsin.” Gökçe gözlerini devirdi. “Sen de sanki fazla kendine güveniyorsun.” Hazar gülümseyerek “Bugüne kadar işime yaradı.” Gökçe tam cevap verecekken aynadan arkadaki arabayı fark etti. Kaşları hafifçe çatıldı. Bu Su’ydu. Onları belli etmemeye çalışarak takip ediyordu. Gökçe istemsizce gülümsedi. Hazar bunu fark etti. “Ne oldu?” “Bir şey yok.” Hazar kısa bir an dikiz aynasına baktı. Siyah araba birkaç araç gerilerindeydi. Bakışları birkaç saniye orada kaldıktan sonra tekrar yola döndü. “Arkadaşın bizi takip ediyor.” Gökçe bir anda ona döndü. “Ne?” Hazar sakin bir sesle devam etti. “Siyah araba. Üç kavşaktır peşimizde.” Gökçe içinden “Off... Rezil olduk.” dedi. Ama Hazar’ın yüzünde rahatsız olmuş gibi bir ifade yoktu. Tam tersine eğleniyor gibiydi. “Sadık arkadaşmış.” Gökçe kollarını bağladı. “Seni pek güvenilir bulmadı diyelim.” Hazar hafifçe güldü. “Akıllı kızmış.” Bu cevap Gökçe’nin beklediği türden değildi. Birkaç saniye sessiz kaldı. Araba şehir merkezinden uzaklaşıp daha sakin bir yola girdiğinde Gökçe yeniden gerildi. “Gerçekten nereye gidiyoruz?” Hazar bu kez cevap vermedi hemen. Bir süre sessizce sürdü. Sonra sakin bir sesle: "Beğeneceğini düşündüğüm bir yere.." Gökçe başını çevirdi yolu izlemeye başladı. Araba tepeye doğru ilerledikçe Mardin’in büyüleyici şehir manzarası gözler önüne seriliyordu. Gökçe neredeyse fısıldayarak "Manzara çok güzel.." dedi. Hazar göz ucuyla Gökçe' ye baktı. "Umarım gideceğimiz mekanı da seversin." dedi. Nihayet tepenin en ucundaki şehre yukarıdan bakan bir restoranın önünde önünde durdular. Şehire uzak olmasına rağmen mekan çok kalabalıktı. Arabayı park eder etmez vale arabanın yanına gelip hemen kapıları açtı "Hoşgeldiniz Hazar Bey." Hazar ve Gökçe arabadan indi. Gökçe'nin gözleri hemen Su'yun arabasını aradı az ileride durmuş onlara bakıyordu. Hazar Gökçe'nin baktığı yöne doğru baktı. Arkalarındaki arabanın olduğunu gördü. "Ara gelsin." dedi gülümseyerek. Gökçe Hazar'a mahcup bir bakış attıktan sonra çantasından telefonunu çıkardı. Su'yun numarasını rehberinden bulup ara tuşuna bastı. Su Gökçe'nin aramasını görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. "Nasıl ya?! Takip ettiğimi anlamış mı?" diye mırıldandı telefonu açarken. Gökçe kaşlarını çattı "Su! Gel!" dedi sertçe ve telefonu kapattı. Su arabayı çalıştırıp Hazar'ın arabasının yanına park etti. Arabadan indi. Sanki onları hiç takip etmemiş de birlikte buluşma planı yapmışlar gibi hiç bozuntaya vermeden "Selaaam..." dedi elini uzatarak Hazar'a doğru "Ben Su.." Hazar da elini uzatıp "Memnun oldum Su ben de Hazar." dedi. Gökçe içten içe kızarıp bozarıyordu ama Su'yun umrunda değildi. Hep birlikte geniş kemerli kapıdan içeri girdiler. Burası büyük bir taş konaktı. İç kısım tamamen camla çevrilmişti. İçerisi güneş ışığıyla doluydu; tavandan sarkan sade sarkıt lambalar neredeyse dekoratif bir detay gibi duruyordu. Ahşap masa ve sandalyeler, modern ama abartısız bir şıklık taşıyordu. Teras kısmı en dikkat çeken yerdi. Cam korkulukların ardında şehir tüm açıklığıyla seriliyordu; güneş, taş binaların üzerine vurdukça altın tonlarında bir manzara oluşuyordu. Hazar'ı gören garsonlar telaşla yanına koşuşturuyorlar "Hoşgeldiniz efendim." diyorlardı. Garson manzarayı net gören büyük masaya doğru yönelip "Böyle buyrun efendim." dedi. Hazar önde Gökçe ve Su arkasından ilerliyordu. Gökçe Su'yun kolunu hafif cimcirip kulağına doğru "Sen ne yapıyorsun kızım?" diye fısıldadı. "Nerden bilebilirdim beni farkedeceğini.. Seni yalnız bırakacak değildim ya!" Masanın yanına geldiklerinde garson sandalyelerini çekti. Gökçe ve Su yanyana Hazar da Gökçe'nin tam karşısına oturdu. Garson hemen menüyü masaya bıraktı. Hazar menüye hiç bakmadan "Buranın kahvaltısı meşhurdur siz de isterseniz kahvaltı alalım." dedi Gökçe'nin direk gözlerine bakarak. Gökçe hafifçe başını salladı. "Olur." dedi. Su neşeyle "Olur valla güzel bir kahvaltıya ihtiyacımız vardı." dedi sonra Gökçe dönüp "Künyeni bulabildin mi? Senin için çok değerli inşallah bulmuşsundur." dedi. Gökçe sahte bir üzgünlükle "Yok bulamadım." dedi. Hazar bir şeyler döndüğünü anlamıştı ama tam olarak ne olduğunu bilemiyordu. Bıyık altı bir gülüş yaptı. "Bulur inşallah." dedi geriye yaslanarak. Garson kısa bir süre sonra masayı donatmıştı. Masa da yok yoktu: Reçeller, çeşit çeşit peynirler, zeytinler... Hazar parmağıyla burnuna dokunup "Gökçe senin CV'ni inceledim. Tüm hayatın İstanbul'da neden burada iş arıyorsun?" diye sordu merakla. Gökçe o an ne diyeceğini bilemedi. Gerçekleri söyleyecek değildi. Ama bir bahanesi de yoktu. Bir kaç saniye sessizlik çöktü masaya sonra "Bir yıl önce gezi için gelmiştik Su'yla bu şehre. Çok beğendik ve burada yaşamaya karar verdik." dedi sakince. Su da Gökçe'yi doğrularcasına "Evet çok sevdik burayı... Binaların yapısı sanki masal dünyasından çıkmış gibi." dedi manzaraya bakarak. Hazar İstanbul'u çok iyi biliyordu. Oranın kültüründe yaşamış bir insanın Mardin'de yaşamak istemesi garip gelmişti. O an Gökçe'nin birşeyler sakladığını sezdi. Ama çok üstelemek istemedi nasılsa öğrenirdi sadece "İlginç.." dedi. Su hemen masadan poğaçaya benzeyen bir şeyi ağzına attı "Hımm.. Bu çok güzelmiş... Nedir bu?" dedi. Hazar gülümseyerek "Mardin çöreği." dedi. Su'yun amacı tamamen konuyu dağıtmaktı. Ağzındaki lokmayı bitirir bitirmez "Çok lezzetli gerçekten." Bir süre sessizce kahvaltılarını yaptılar. Hazar gözlerini Gökçe'den ayıramıyordu. Görünmez bir güç sanki ona çekiyordu. Gökçe ezelden beri onunlaymış , hep varmış gibi hissediyordu. Kahvaltı bittikten sonra Hazar gözlerini Gökçe'nin gözlerine dikerek "Barıştık mı?" diye sordu. Gökçe de gözlerine bakıp gülümseyerek "Küsmüş müydük ki?" dedi. Hazar'ın bir anda yüzü aydınlandı. O sert bakışlı adam oturmuyordu sanki karşısında "O zaman biraz da iş konuşalım. Yarın başlamaya ne dersin?" dedi gülümseyerek. Gökçe'nin kafası karışmıştı. Nefret edercesine öfke duyduğu adam yoktu sanki karşısında. "Bu biraz ani oldu. Bir kaç gün düşünmek istiyorum sizin içinde uygunsa." dedi kısık bir sesle. Hazar onaylarcasına başını salladı "Tabii ki düşünebilirsin şirketimiz adına seninle çalışmayı çok isteriz. İşinde iyi olduğun her halinden belli oluyor." Gökçe hafifçe gülümseyerek teşekkür etti. Hazar telefonundan saate baktığında toplantısına geç kalacağını anladı. Normalde ertelerdi ama bu erteleyeceği türden değildi "Çok affedersiniz benim toplantım var. Kalksak olur mu? Başka zaman yine size yemek sözüm olsun." Gökçe ve Su hemen toparlanarak çantalarını aldılar. "Olur mu öyle şey tabii ki kalkalım. Siz işinize bakın." Masadan kalkıp dışarıya doğru ilerken Su ve Gökçe tedirgin oldu çünkü hesabı ödememişlerdi. Hazar yüz ifadelerinden anlayıp "Muhasebecim halleder. Siz buyrun." dedi dışarıyı göstererek. Çıkarken tüm garsonlar sıraya girmişti "Tekrar bekleriz efendim. Ayağınıza sağlık." Tam arabanın yanına gelmişlerdi ki. Bir kadın uzaktan Hazar'ı görüp "Hazar..." diye seslendi. Kadın gelirken bile gözleriyle Gökçe ve Su'yu yiyordu. Baştan aşağı süzmüştü. Hazar'ın ise kadını gördüğüne çok memnun olmuş bir hali yoktu. Yanlarına geldiğinde Hazar'a hafifçe sarıldı. "Nerelerdesin ya bayadır görünmüyorsun?" dedi gülümseyerek. Hazar zoraki bir gülümsemeyle "İş güç işte." dedi kısaca sanki daha fazla konuşmak istemiyordu. Kadın Gökçe'yle Su'ya bakarak "Nişan hazırlıkları nasıl gidiyor?" diye sordu duyurmak istercesine. Su ve Gökçe olduğu yerde dondu kaldı "Nasıl yani bu adam nişanlı mıymış?" diye geçirdiler içinden. Hazar'ın ona ilgisi olduğunu düşünmüştü ama bu nasıl mümkün olabilirdi? Gökçe "Bu adam gerçekten de kadın düşkünü alçağın biriymiş!" diye mırıldandı kendi kendine. O an gözleri bir anlığına Hazar’a kaydı. Ama Hazar ona bakmıyordu. Erkeklere güvenilmeyeceğini bir kez daha anlamıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD