Gökçe otele varır varmaz hemen uyumuştu. Yol çok uzundu ama Su'yla olmak eğlenceliydi. Onun gelmesi aslında onu içten içe rahatlatmıştı. Tek başına çok iyi bilmediği bir şehirde yaşamak onu tedirgin etmişti aslında içten içe. İyi bir uykunun ardından telefonun çalmasıyla gözlerini açtı. Telefon yabancı bir numaraydı. Telefonu açmadan önce odadaki saate baktı. Saat öğleni bile geçmişti. Uyku sersemliyle telefonu açtı. Telefondan genç bir kadının sesi geldi.
"Merhaba Gökçe Hanımla mı görüşüyorum?" diye sordu sesi oldukça canlıydı.
Gökçe CV gönderdiği bir yerden arama geldiğini hemen anlamıştı. Yatakta doğruldu. Hemen kendine geldi.
"Evet buyrun benim." dedi.
"İsmim Şule sizi Cihandar Holding'in insan kaynakları departmanından arıyorum. Tarafımıza göndermiş olduğunuz Cv’ nizi inceledik. Ve görüşmek için sizi şirketimize davet etmek istiyoruz. Yarın saat 10:00 sizin için uygun mudur? " dedi ciddiyetle.
Gökçe bu kadar çabuk bir dönüş beklemiyordu. Sonuçta tecrübesizdi ve yeni mezundu.
Gökçe içten içe sevinç çığlıkları atarken "Tabii benim için de uygun Şule Hanım." dedi.
Şule "Tamam o zaman yarın görüşmek üzere Gökçe hanım." dedi ve telefonu kapattı.
Su'yla aynı odada kalıyorlardı. Bu kadar konuşmaya rağmen hala Su kendinden geçmiş şekilde uyuyordu. Gökçe onu uyandırmakla uyandırmamak arasında gitti geldi. Sonra çok uyuduğu için uyandırmaya kıyamadı.
Geri yattı ama artık uyuyamıyordu. Balkona çıktığında yine aynı his içine doldu. Bu şehire olan sevgisi kan bağından geliyordu. Nasıl bu kadar sevdiğini artık anlamıştı.
* * * * *
Ertesi Gün
Gökçe geç kalırım korkusuyla erkenden uyandı. Su da Gökçe'nin bu heyecanına ortak olmuştu. Uyanır uyanmaz aşağı kahvaltıya indiler. Odaya döndüklerinde Gökçe hızla bir duş aldı. Görüşmeye tam bir avukat olarak gidecekti. Siyah takım içine de beyaz gömlek , ayağına siyah stilettolarına giyecekti.
Üzerini giyindikten sonra hafif bir makyaj yaptı. Saçlarını düzleştirdi. Aynanın karşısına geçtiğinde Su çığlık attı.
"Kızım çok güzel oldun ama sen.... Ben iş veren olsam asla seni kaçırmazdım. Hem güzel hem ciddi hem bilgili… Üçü bir arada "
Gökçe gülümseyerek Su'ya sarıldı. Kolundaki saate baktığından görüşme saatine az kaldığını farketti.
"Hadi çıkalım artık yoksa geç kalacağım." dedi heyecanla.
Su , Gökçe'nin görüşmesi bitene kadar arabada bekleyecekti. Şirkete yaklaştıkça Gökçe'nin kalbi hızlanmaya başladı. ilk iş görüşmesi olacağı için ayrıca heyecanlanıyordu.
Şirketin önüne geldiklerinde Gökçe bir an durup binaya baktı. Burası İstanbul’daki holding binalarına benzemiyordu. Koyu renk taşlarla yapılmış büyük yapı adeta eski bir konağın modern hale çevrilmiş haliydi. Yüksek kemerli giriş kapısı, demir işlemeli detaylar ve kapının önünde bekleyen sert bakışlı adamlar Gökçe’nin içini garip şekilde germişti.
Su gözlerini büyüttü.
“Kızım bu şirket mi yoksa aşiret konağı mı?”
Gökçe istemsizce kısa bir kahkaha attı ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Kapıdan içeri girdiğinde içeriside en az dışı kadar dikkat çekiciydi. Modern ama geleneksel detaylarla doluydu. Koyu ahşaplar, taş duvarlar, tavandan sarkan eski model avizeler… Duvarlarda eski siyah beyaz fotoğraflar vardı. Kalabalık değildi ama herkes sessizdi. İnsanlar konuşurken bile temkinli davranıyordu.
Gökçe etrafı incelerken resepsiyondaki kadın ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz.”
“Ben Gökçe Günay. İş görüşmesi için gelmiştim.”
Kadın bilgisayardan kısa bir kontrol yaptıktan sonra gülümsedi.
“Evet Gökçe hanım. Şule hanım sizi bekliyor.” dedi.
Bir görevli gelip Gökçe’ye eşlik etti. Uzun koridordan yürürlerken çalışanların çoğunun erkek olduğunu fark etti. Ve garip olan şey herkesin aşırı ciddi olmasıydı. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, hatta yürürken bile temkinli davranıyordu.
Görevli büyük ahşap bir kapının önünde durdu.
“Buyurun.” dedi.
Gökçe teşekkür edip içeri girdi.
Oda oldukça genişti. Tavandan yere kadar uzanan kitaplıklar vardı. Ortadaki büyük masanın arkasında genç bir kadın oturuyordu. Kadın onu görünce ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz Gökçe hanım ben Şule.”
“Hoş buldum.”
Şule oturmasını işaret etti. Gökçe heyecanını belli etmemeye çalışarak sandalyeye oturdu.
Şule önündeki dosyayı açtı.
“Açıkçası yeni mezun olmanıza rağmen CV’niz dikkat çekiciydi.” dedi.
Gökçe hafif gülümsedi. “Teşekkür ederim.”
Tam konuşmaya devam edecekleri sırada dışarıdan hareketli sesler geldi. Koridorda yürüyen birkaç kişinin sesi duyuluyordu. Ardından odanın kapısı açıldı. İçeri giren kişiyi görünce Şule ayağa kalktı. Gökçe 'de anladı ki içeri giren kişi patrondu. Gökçe adamın yüzünü dikkatle inceledi. Bir yerden tanıdık geliyordu siması ama nerden geldiğini bir türlü hatırlayamıyordu.
Şule gülümseyerek "Hazar Bey hoşgeldiniz." dedi.
Hazar Gökçe'yi görür görmez tanımıştı. Ona diklenen bu kadını unutması mümkün müydü?
Gökçe isimi duyunca gözünde bir şeyler canlanmaya başladı. O gün restoranda küstahça tavırlar sergileyen o adamdı bu... Hazar.
Gökçe o an nasıl davranacağını bilemedi. Onu hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmiyordu. Ama bu iş yerinde de çalışmayacağı kesindi. "Ben gidiyorum." deyip çıkamazdı da mecbur yerine oturdu.
Hazar yine tüm ciddiyetiyle ve ağır adımlarla masanın başına geçti. Şule Gökçe'nin Cv sini Hazar'ın önüne bıraktı.
Hazar Şule'ye "Sen çıkabilirsin." dedi. Şule şaşkınlıkla Hazar'a baktı. Daha önce hiç bir görüşmede böyle bir şey olmamıştı. Görüşmeleri hep kendisi yapar Hazar yanlarında sessizce dinlerdi. Ama bu sefer çıkmasını istiyordu. Bir kaç saniye Şule yaşadığı şokla yerinden kıpırdamadı. Sonra Şule'nin şaşkınlığını anlayan Hazar "Teşekkürler." dedi. Şule istemsizce odadan çıktı.
Gökçe tedirgin ve şaşkın gözlerle etrafa bakıyordu. Olay çıkmadan bir an önce oradan gitmek istiyordu. Hazar'ın yüzüne bakmamaya çalışıyordu. Kısa bir sessizliğin ardından "Evet Gökçe hanım söyleyin bakalım... Şirketimize kendi isteğinizle mi geldiniz.?" diye sordu imalı imalı.
Gökçe sinirle Hazar'ın gözlerinin içine baktı. Onun hatırlamış olmasını beklemiyordu. "Yanlışlıkla geldim galiba. Sizin patron olduğunuzu bilseydim asla gelmezdim ama gelmiş bulunduk mazur görün." dedi çenesini sıkarak.
Hazar hafifçe gülümsedi. Elindeki kalemi çeviriyordu sakince. Gökçe ise onun aksine çok sinirliydi. Bu küstah adam onu çileden çıkarıyordu. Hele sakin tavırları cinayet sebebiydi.
Gökçe çantasını aldı. "Neyse görüşme bitti galiba ben gidiyorum." dedi arkasını döndü tam bir adım attı ki Hazar "Dur!" sesi yankılandı. Gökçe arkası dönük şekilde durdu. Hazar kısa bir nefes aldı "Ben olsam gitmezdim çünkü bu şehirde işe girmek istiyorsan benimle iyi geçinmek zorundasın! " dedi tehditkar şekilde.
Gökçe'nin en sevmediği insan tipiydi. Hışımla arkasını dönüp masaya iki elini vurdu. "Sen beni tehdit mi ediyorsun?" dedi yüksek sesle.
Hazar bu kadının sinirlenmiş hali çok hoşuna gidiyordu. Restorandaki tavrını unutamamıştı. Uzun süre onu aklından çıkaramamıştı.
Hazar sandalyede arakasına yaslandı. "Hayır uyarıyorum sadece ben olsam burdan böyle gitmezdim. En azından düşünürdüm." dedi.
Gökçe yüzü kıpkırmızı şekilde "Senin yanında çalışacağıma ölürüm daha iyi." dedi.
Hazar dosyayı açtı eline telefonunu aldı. Dosyadan bakarak Gökçe'nin telefon numarasını girdi ve arama tuşuna bastı. Gökçe'nin telefonu çalmaya başladı.
"Fikrin değişirse beni ararsın."
Gökçe sinirden deliye dönmek üzereydi. Bir de adama kendi isteğiyle telefonunu vermiş gibi olmuştu. "Asla!!.." diye bağırdı.
Kapıyı sertçe açtı ve dışarı çıktı. Hazarın sesi arkasından yükseldi. "Bu arada siyah takım da çok yakışmış." dedi gülerek.
Gökçe bir an önce oradan uzaklaşmak istiyordu. Bu adam neden böyle sürekli karşısına çıkıp onu delirtiyordu? Anlamıyordu! Belki de kaderi daha o bebekken yazılmıştı ama henüz bilmiyordu.