Bölüm 5 ''SAVAŞMAYA DEĞER''

1623 Words
Sam'i küçük sığınağımızda heyecanla beklerken bir sağa bir sola gidiyordum. Doğum günü partisi bitmiş ve herkes ait olduğu yere dönmüştü. Ama Sam'in yine de buraya geleceğini biliyordum. Ona hiçbir şey söylememiştim. O da bir şey dememişti ama eğer onu tanıyorsam buraya gelecekti. Bundan emindim. Ellerimi heyecanla ovuştururken Horus'un sınırına biraz daha yaklaştım ve derin bir nefes aldım gözlerimi kapatarak. Onun beni yönlendirmesiyle ettiğimiz dans... Daha önce böyle bir duygu yoğunluğu yaşamamıştım. Ellerinin belimdeki güçlü varlığı, bedenlerimizin birbirine yaslanması, kokusunu doya doya içime çekmem, bakışlarımız ile konuşmamız... O dansta bedenim kımıldasa da ruhum Sam'in ruhuyla savaşmıştı. Ruhum Sam'in ruhuyla birbirlerini tamamlamak için savaşmıştı. Birbirimizde eksik olan parçaları kendimizden bir parçayla canhıraş bir şekilde bütünlemek için savaşmıştık. Benim eksiklerim çoktu, sahip olduğum hiçbir şey yoktu. Ben neredeyse yoktum aslında. Ama Sam'e olan sevgim, bağlılığım ve tutkumu ona tüm çıplaklığıyla göstermek için savaşmıştım. Sam ise bana her şeyi sundu. Benim için yapabileceklerini gösterdi. Bu zamana kadar benim için yaptıklarını düşündüğümde nefes alamadığımı hissettim. Gözlerim Sam'in aşkının büyüklüğü karşısında yaşarırken titrek bir nefes çektim ciğerlerime. Bakışlarımı aralayıp mavi elbisemin eteklerinin savruluşuna baktım. Horus'un sınırında rüzgar daha kuvvetliydi. Belki de doğal olan tek şey buydu bu mekanik dünyada. Arkamdan bedenime dolanan kollarla gülümsedim, gelen kişinin kim olduğunu biliyordum. Sam'im beni yanıltmazdı. Ellerimi karnımın üstündeki Sam'in ellerinin üstüne koydum ve bedenimi ona yasladım. Kafamın üstüne çenesini koyup derin bir nefes aldığında şişen göğsünü sırtımda hissettim. Sam ve ben, birbirimizin eviydik. Birbirimizin yanında rahat nefes alabiliyorduk çünkü. ''Tam şu anda; kollarımın arasında sen, ciğerlerimde kokunla sonsuza kadar kalabilsem keşke. Zaman dursun isterdim. İlk tanıştığımızda beni izlemiştin ya dikkatle. Bakışlarımızın kesiştiği o anda kalbim durmuş gibi hissettim. Sonra öyle hızlı atmaya başladı ki... O zamana kadar yarım bir kalple yaşamışım ve senin gözlerine baktığım anda kalbimin diğer yarısını bulmuş gibi oldum. Buldum da aslında.'' Sam'in dediklerini dinlerken sesinin titreşimlerini vücudumda hissediyordum. Kolları arasında döndüm ve kafamı geri atıp ona baktım kollarımı boynuna dolarken. ''Sam... Seni seviyorum. Hep seveceğim. Ne olursa olsun sevmeye devam edeceğim. Beni zincirleseler de, farklı bir yerleşkeye sürseler de, ceza hücresine kapatsalar da ne yapıp edeceğim ve sana ulaşmanın bir yolunu her zaman bulacağım. Sana olan sevgimi kimse engelleyemez.'' Sam dediklerimi dinlerken koyu gözlerini bulutlandıran bir ifadeyle bana bakıyordu. Kafasını yana eğip belimdeki elini çekti ve yanağımı okşadı. ''Son dediğinle İsyancı Lina'yı mı gördüm, ne?'' Sam'in dedikleriyle gözlerimi devirdim ama gülümsememe engel olamadım. Sam her zaman hakkımız olanı almamız için –sadece benim değil, herkesin- savaşmamızı isterdi. Ya da savaşmaya gerek duymadan bir çözüm bulmayı. Umudu meclisin başına geçtiğinde kast sistemini kaldırmak ve gönüllülük esaslı çalışmayı yürürlüğe koymaktı. Onun hararetli bir şekilde kurduğu hayallerini dinlediğim anlar zihnimde canlanırken gülümsemem sırıtmaya dönüştü. ''Sen savaşmaya değersin Lina.'' Sam'in dedikleri ile gözlerimi kırpıştırdım. Ne diyebilirdim ki? Sam tanıştığımız günden beri hep benim için savaşmıştı. Bugün ise bir sınırı olmadığını göstermişti bana. Doğum gününe katılabilmem için her şeyi yapmıştı, her türlü izni almıştı, savaşmıştı kast sistemi ile. Bugün onun doğum günüydü ama birçok ilki ben yaşamıştım onun sayesinde. Boğazım düğümlenirken gözlerim dolmaya başlamıştı. Titrek bir nefes çektim ciğerlerime. ''Seni seviyorum.'' Uzanıp onu öpmeden önce fısıldamıştım. Kalbimden tüm vücuduma yayılan sıcaklıkla bedenimin her bir noktası uyarılıyordu. Sam'in boynunda birleştirdiğim ellerimden birini Sam'in saçlarına daldırdım. Onu içimde git gide büyüyen bir açlıkla öperken ayak parmaklarımı büktüm. Sam belimdeki ellerinden birini sırtım boyunca bedenimi okşayarak boynuma çıkardı. Bana doğru biraz daha eğilip kafamı geri attığında dilini zevkle dilimle karşıladım. Sam dudaklarıma doğru inleyip boynumdaki elini belimdeki eline indirdi ve ardından iki eliyle birden kalçalarımı kavradı. Ne yapacağını anlayarak ellerimi omuzlarına koyup beni kucaklamasına yardımcı oldum ve ardından bacaklarımı ona doladım. Sam dudaklarıma doğru bir kez daha inleyince nefes nefese geri çekildim. Horus'un sınırında, onun kucağındaydım. Mavi elbisemin etekleri baldırlarıma kadar sıyrılmıştı. Sam kalçamdan ellerini baldırlarıma doğru götürürken arzudan koyulaşmış gözlerine baktım. Sam yürümeye başladığında kollarımı boynuna doladım ve yüzünün her bir santimine buseler bırakmaya başladım. Minik sığınağımızın duvarına bedenimi yaslarken geri çekilip Sam'e baktım bir kez daha. Yüzünde öyle yoğun bir ifade ve duygu geçişi vardı ki ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlayamıyordum. ''Sam, seni istiyorum.'' Sam'in dudaklarına doğru fısıldayıp ardından onu tekrar öpmeye başladım. Sam inleyerek bana karşılık verdi ve kendini iyice bedenime bastırdı. Bacaklarımın arasındaki şişkinliği hissederken tüm sinir uçlarımda kıvılcım çakmış gibi hissettim. Nefes alma ihtiyacıyla dudaklarımız ayrıldığında Sam alnını anlıma yasladı ve soluklanırken gözlerini yumdu. Onu tekrar öpmek için öne eğildiğimde baldırımdaki sağ elini çekip çenemden tuttu ve beni durdurdu. Kaşlarım çatılırken Sam gözlerini açtı ve yüzünde minik bir tebessümle bir süre yüzümü süzdü. ''Lina'm. Seni seviyorum. Seni öyle çok seviyorum ki bunu nasıl ifade edeceğimi bile bilmiyorum. Bunu yapmak zorunda değiliz ama. Sen-'' ''Beni istiyor musun?'' Sam'in sözünü keserek sorduğum soruyla Sam'in gözlerinde arzunun en yoğun tonunu gördüm. ''Elbette seni istiyorum. Seni öyle çok istiyorum ki bazen korkuyorum. Sana zarar vereceğimden korkuyorum. Hem daha-'' ''Sam bana zarar vermezsin. Ben seni istiyorum, sen de beni. Bu kadar basit.'' Dediklerim ile birlikte sırtımı yasladığım duvardan destek alarak kendimi ona doğru ittiğimde Sam kafasını geri atıp boğuk bir sesle homurdandı. Onun üzerinde bu kadar etkimin olduğunu fark edince yüzümde tatminkar bir sırıtış oluştu. Arzudan yanan gözlerini gözlerime dikip derin bir nefes aldı. Sanki düşüncelerini toparlamaya, ne söyleyeceğine karar vermeye çalışıyormuş gibi birkaç kere ağzını açıp kapattı. Yüzümdeki sırıtış büyürken kafamı sağa doğru hafifçe eğip kendimi ona biraz daha bastırdım. ''Lina'm. Bana dur dediğinde dururum. Hiçbir şeye mecbur değilsin. Kendini zorunda hissetme-'' Sam'in sözünü bu sefer onu öperek kestiğimde ağzımın içine doğru inledi. Öpüşmemiz git gide daha da sert bir hal alırken bu pozisyonda bile hala beni düşünüyor olması kalbimi sızlattı. Avam ve bir asil. Aklından birçok düşünce geçiyor olmalıydı. Ona minnettarlığımı göstermek için bedenimi ona sunduğumu ya da benim için bugün ve daha öncesinde yaptıklarının karşılığını bu şekilde verebileceğimi düşündüğümü sandığı için beni vazgeçirmeye çalışıyordu. Ben onu istediğim için yapıyordum bunu. Ona ruhen sahiptim, o da bana. Bedenen de birbirimizin olalım istiyordum. Onu içimde istiyordum. Kasıklarımdaki zonklama git gide büyürken kendimi Sam'e sürtüyordum. İnleyerek Sam'den ayrıldım ve soluklanırken kesik kesik homurdandım. ''İçimde... istiyorum... hemen.'' Sam dediklerimin ardından tekrar beni öpmeye başladığında iki elimle saçlarını çekiştirdim. Baldırlarımdan tutup sığınağımızdaki battaniyelerin üzerinde diz çöktüğünde homurdandım. Battaniyelerin üzerinde biraz geri çekilip bacaklarımı ondan çözdüm ve titreyen ellerimi gömleğine götürüp düğmelerini çözmeye çalıştım. ''Lina'm...'' Hırıltılı bir sesle adımı fısıldarken gözlerinin içine baktım. Gözlerinde kendi yansımamı görürken dudaklarımı yaladım. Üzerindeki gömleği yırtarcasına çıkarıp kenara attığımda Sam keyifle kıkırdadı. Uzanıp onu açlıkla öpmeye başladığımda kıkırdaması homurtuya dönüştü. Dilini emmeye başladığımda ise inlemeye başladı. Sam elbisemin sırtımdaki fermuarını indirdiğinde zor da olsa dudaklarından ayrıldım ve o omuzlarımdan elbiseyi sıyırdığında Sam'in nefesini tuttuğunu gördüm. Elbisemin altında iç çamaşırım yoktu. Göğüs kısmı destekli olduğu için sutyen takmamıştım. Sam adem elmasını oynatan bir şekilde yutkunduğunda kıkırdama sırası bendeydi. Gözlerini göğüslerimden bakışlarıma çıkardığında bakışlarımızı ayırmadan ayağa kalktım ve elbisenin üzerimden düşmesine izin verdim. Sam'den utanmıyordum. O benim ruhumu tüm çıplaklığıyla görmüştü. O benim her şeyimdi. Ben ona o da bana aitti. Sam ellerini kalçalarıma atıp beni öptüğünde kafamı geri atıp duyduğum haz karşısında inledim. Sam bedenimi öperek yavaş yavaş yukarıya kalkarken bedenim zangır zangır titriyordu. Horus'un sınırında esen rüzgarın bunun ile hiçbir alakası yoktu. Sam'in dudaklarının bedenimdeki etkisiydi bu. Sam göğüslerim ile ilgilenirken titremeye başlayan bacaklarım yüzünden ellerimi destek almak amacıyla Sam'in çıplak omuzlarına koydum. Bana hem bir o kadar uzun hem de çok kısa gelen bir sürenin ardından Sam'in göğüslerim ile işi bitmiş köprücük kemiğim boyunca dişleri, dili ve dudaklarıyla yeni bir haz seline sürüklemişti bedenimi. Daha fazla dayanamayacağımı anlayınca Sam'in tenine gömdüğüm parmaklarımı saçlarına daldırdım ve onu çekiştirerek yüzlerimizi aynı hizaya getirdim. ''Seni içimde istiyorum Sam. Bir olalım artık. Dayanamıyorum.'' Sam'i açlıkla öpmeden önce yalvararak söylediklerim yüzünden Sam boğukça inleyerek öpüşüme karşılık vermişti. Saçlarındaki ellerimi pantolonunun düğmesine götürüp görmeyen gözlerle ve titreyen ellerle açmaya çalıştım lanet düğmeyi. Sam dudaklarıma doğru gülüp benden ayrıldı ve hızla pantolonundan ve iç çamaşırından kurtulup karşımda dikildiğinde yutkunup dudaklarımı yaladım. Hipnotize olmuş gibi Sam'i tutup dizlerimin üzerine çöktüğümde elimi tutarak beni durdurmuştu. ''Bana bırak.'' Hırlayarak dediklerini onaylamaktan başka bir şey yapamadım. Sam karşımda diz çöküp dudaklarımı öperek yavaşça bedenimi geriye doğru eğmeye başladı. Bedenim battaniyelerin üzerine yaslandığında Sam bacaklarımı ayırdı ve aralarına yerleşti. Öpüşmemizi sonlandırıp doğrulduğunda buğulanmış gözlerle Sam'e baktım. Kendini girişimde ayarladığında nefesimi tuttum. ''Dur demen yeterli Lina'm. İsteme-'' ''Sam... yalvartma beni, gir içime artık.'' Sam derin bir nefes alarak titreyerek kendini bana biraz daha bastırdı. Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Ona durmamı söylememi bekliyor gibiydi. Kalçalarımı yukarıya doğru kaldırıp onu davet ettiğimde kendini nazikçe bana doğru itti. Canım yanıyordu ama umurumda bile değildi. Sam daha da derinlerime girerken tekrar nefesimi tuttum ve en sonuma geldiğinde nefesimi titreyerek verdim. Bitmişti. Artık onundum. O benimdi. Sam yüzümün her santiminde gözlerini gezdirirken ellerimi ona doğru uzattım ve o kıpırdamadan içimde dururken yüzünü tutup kendime çektim. Onu iştahla öperken kalçamı ona doğru ittim. Sam inleyerek dudaklarımızı ayırdı ve yavaşça içimden çıkıp aynı naziklikle tekrar içime girdi. Kasıklarımdan tüm vücuduma zevk dalgaları yayılırken kendimi kaybedecekmiş gibi hissediyordum. Sesimi kimsenin duymayacağını biliyordum. Duysalar da şu an umurumda olmazdı. Ellerimi Sam'in beline atıp onu kendime sıkıca bastırdım ve Sam'in adını haykırdım. İlk orgazmımı bu kadar çabuk yaşayacağıma inanamayarak bedenimin bir kasılıp gevşemesine ve bana bu kadar zevk vermesine inanamayarak tırnaklarımı Sam'in tenine gömdüm. Sam sakinleştiğimde kendini geri çekip tekrar içime girdi. Sonra tekrar. Tekrar. Ve tekrar. Gözlerimizi birbirinden ayırmadan, birbirimizin isimlerini geceye bir dua misali haykırarak beraber orgazmın zirvesinden düştük. Sam terli göğsümde uzanırken içimde tekrar sertleştiğini hissederek kalçamı oynattım ve bedeni kasıp gevşeterek daha fazlasını istediğimi belirttim. Sam ellerini başımın iki yanına koyup üzerimde doğrulduğunda beni öpmeye başladı içimde tekrar hareket etmeye başlarken. Bedenime her girişinde çıkan ses, bedenlerimizin terden ve vücut sıvılarımızdan her birleşmemizden çıkan o şak sesi zihnimin en derinlerinde bir bombanın pimini çekti. Sam'in içimde gidip gelmesi hızlanırken kalçamı Sam'i daha fazla hissetmek için kaldırdım ve bu seferki patlamamız ilkinden –benim bu seferki üç olacaktı- daha güçlü olurken Sam'in adını dudaklarına haykırdım. O da benim adımı. ''Lina'm. Lina'm. LİNA!''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD