BÖLÜM 9: YOLCULUĞA KISA BİR MOLA ''PART-1''

889 Words
Güvenli alan dedikleri şey çöle dönmüş araziyle tezat oluşturan ormanlık bir alandı. Önümüzde uzayıp giden ormanda şaşkınlıkla bakışlarımı gezdirirken kalbim heyecanla göğüs kafesimi dövüyordu. ''Burası savaştan o kadar etkilenmedi gibi gözükebilir ama radyasyondan bunlar da nasibini aldı. Dikkatli olun, mutantların buradan uzak durma sebebini hala çözemedik.'' Cass'in dedikleriyle bakışlarımı ormandan zorlukla çekip ona baktım. Cass'in elindeki silahın dürbünüyle ormanı tararken dedikleri tüylerimi diken diken etmişti. Gregory ve Imanuel araçları gizleme işini özenle yaparken Lisa, Caleb, Cass ile ben de silahları ve çantaları kuşanmıştık. Bakışlarımı tekrar ormana çevirip mutantlar yaklaşırken hissettiğim o tuhaf ürpertiyi aradım ama hiçbir şey yoktu. Sağ elime silahımı alıp parmağım emniyette diğerlerinin yanımıza gelmesini beklerken sol elime hançerlerimden birini aldım. ''Cass'e bakma sen. Birçok kez burada kamp yaptık. Bir şeye denk gelmedik.'' Lisa'nın bana omuz atıp ormana doğru ilerlemeye başlamasıyla şüpheci bakışlarımı Cass'e çevirdim. Lisa'ya gözlerinden alevler fışkırırcasına bakarken kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Caleb'e döndüm. Silahı elinde ormanı inceliyordu. Ona baktığımı hissederek bana döndü ve omuz silkti. Lisa'nın peşinden ilerlemeye başlarken Caleb hemen dibimde yürüyordu. Cass'in dedikleri onun için yeterliydi. Ormanın git gide içlerine ilerlerken etrafıma hayran gözlerle bakıyordum. Güneş batmak üzereydi ve kızılımsı ışınlar ağaçların tepelerinin yanıyormuş gibi gözükmesine sebep oluyordu. O kadar güzel bir manzaraydı ki! Horus'ta da ağaçlar vardı ama bu orman... mükemmeldi. Kayalıklar, ağaçlar, ayaklarımızın altında ezilen otlar... Her şey çok güzeldi. Etrafıma hayran gözlerle bakarak bir süre daha yürüdüğümüzde grubun durmasıyla ben de durdum ve dikkatimi konuşulanlara verdim. Oldukça geniş bir alandaydık ve daha önceden de burada bulunulduğuna dair işaretler hemen belli oluyordu. ''Ateş yakmak için odun toplama işini Lisa ve Angelina yapsın, itiraz istemiyorum Caleb. Biz kamp için etrafa tuzaklar kurup, kalacağımız yeri ayarlayacağız. Hadi herkes iş başına.'' Gregory'in özellikle gözlerini Caleb'e dikerek dedikleriyle solumdaki Caleb'in elini tutup sıktım. Çenesini kasmış bir şekilde bana döndüğünde gülümsedim ve kafamı olumlu anlamda salladım. Caleb'in elini bırakıp Lisa ile üzerimizdeki fazlalık yüklerden kurtulduk. ''Yanınızda silah götürün ve dikkatli olun.'' Gregory'in dedikleri ile Lisa onu onaylamış ve ben de belimdeki hançer kılıfının varlığına güvenmeme rağmen silahlardan almıştım. Lisa eğilip gideceğimiz yolu gösterirken kıkırdadım. ''Teşekkür ederim efendim.'' Yanından geçtiğimde o da kıkırdamış ve hızla bana yetişip koluma girmişti. ''Dikkatli olun!'' Caleb'in arkamızdan bağırmasıyla gözlerimi devirdim ve ona cevap vereceğim sırada Lisa'nın bağırmasıyla ona döndüm. ''Kendi işine bak anne kuş!'' El hareketi çekerek dedikleri yüzünden kahkahamı bastırmaya çalıştım. Caleb'e dönüp sırıtarak göz kırptığımda o da gülümsemişti. Bazen fazla korumacı olabiliyordu ve Lisa'nın tepkisine alınmamıştı, çünkü hakkettiğini biliyordu. Lisa ile bir süre daha ormanın derinliklerine doğru yürürken etrafı dikkatle kontrol ediyordum. En ufak bir ses duymak ve hareket görmek için tüm duyularımı odaklamıştım. Mutantların varlığını haberdar eden o tuhaf ürperti de yoktu. Aslında orman çok sessizdi. Ormanlar böyle mi olurdu? Hiçbir şey bilmiyordum ki Dünya hakkında. ''Angelina, yüzmek ister misin?'' Lisa'nın dedikleriyle şaşkın bakışlarımı ona çevirdim. Eliyle bir yeri gösteriyordu. İşaret ettiği yere baktığımda oldukça geniş bir su birikintisi gördüm. Nasıl daha önce fark edememiştim ki? Ne deniyordu bunlara? Göl! Doğru ya. ''Üzgünüm Lisa, yüzme bilmiyorum ama kenarda sana eşlik edebilirim. Kirlerden arınmak hiç de fena olmaz.'' Dediklerimle Lisa'nın gözleri parlamış ve sırt çantasını bırakarak göle doğru yürümeye başlamıştı. Lisa üstündeki kıyafetlerden kurtulurken yürümeye devam ediyordu. Gülümseyerek onun ardında bıraktığı çantayı ve kıyafetleri toplayarak peşinden gittim. Tamamen çırılçıplak kaldığında bakışlarımı vücudunda gezdirdim. Kaslı bir vücudu vardı, uzun bacakları ve kavruk teniyle güzel bir kadındı. Bana bakıp gülümsedi ve ardından göle atladı. Kalbim hızla çarparken nefesimi tuttum ve elimdeki eşyaları göl kenarındaki kayalıklara bıraktım. Lisa'nın suyun yüzeyine çıkmasını beklerken saniyeleri saydım endişeyle. Ya Cass'in dediği gibi tehlikeliyse burası? Ya her şey bir illüzyondan ibaretse? ''Hadisene, vaktimiz çok yok!'' Lisa'nın su yüzeyine çıkıp dedikleriyle rahat bir nefes aldım. Üstümdeki kıyafetlerden kurtulup çıplak ayaklarımın altında otları ve toprağı hissettim. Tüm vücudum ürperirken bu anın tadını bir süre daha çıkarmak için kollarımı iki yana açıp kafamı geri atıp son güneş ışığının aydınlattığı gökyüzüne ve ağaçların tepelerine baktım. Rüzgar esip kısa saçlarımı yüzüme savururken kıkırdadım ve derin bir nefes alıp toparlandım. Göle doğru yürürken ayaklarımın altında hissettiğim yaşam ile gülümsemeye devam ettim. Gölün kenarına gidip daha sığ olan bir yer buldum ve Lisa'ya elimle o tarafı gösterdim. Lisa bakışlarını vücudumdan çekip gösterdiğim yere baktı. ''Güvenli merak etme, daha önce de geldim buraya. Ben çıkıp fazlalık eşyalarımızdan kirli olanları yıkacağım. Sen keyfine bak.'' Lisa'nın dedikleriyle gülümsedim ve kafamı olumlu anlamda sallayıp soğuk suya ilk adımımı attım. Vücudum ürperirken dişlerimi birbirine bastırdım ve ilerlemeye devam ettim. Tüm vücudum kasılırken durmayıp suyun göğüslerime kadar geldiği yere kadar yürüdüm. Vücudumun soğukluğa alışmasını bekledikten sonra ellerimle vücudumu yıkamaya başladım. İki mutantla dövüş, arabadaki kumları temizleme yüzünden kir tabakası oluşmuştu resmen vücudumda. Kafamı suyun altına sokup saçlarımı da arındırmaya çalıştım. Horus'un kenarında Sam ile deniz hakkında yaptığımız konuşma anılarımdan sıyrılıp gelirken suyun altında gözlerimi açtım. Buraya bayılırdı. Onun hakkettiği her şeyi elinden almıştı NULL. Benden almışları Sam'i. Her şeyimi. Karanlık suda Sam'in yansımasını görürken boğazıma oturan yumru yüzünden daha fazla dayanamadım. Suyun yüzeyine tekrar çıktığımda derin bir nefes aldım ve etrafıma bakındım. Yoktu. Tekrar suyun altına girip Sam'i aradım ama yoktu. Bir illüzyondu. Artık Sam yoktu. Bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum ama devam etmek zorundaydım. Kendime Sam'in yokluğunun vereceği acıyı hissetme izni şu an veremezdim. Kararımı almış bir şekilde tekrar suyun yüzeyine çıktım ve soluklanıp etrafıma bakındım. Lisa göl kenarında dediği gibi eşyalarımızı yıkıyordu. Temizlenmiştim ben de yeterince, ona yardım etmek için yürürken ense köküme saplanan ani ağrıyla nefesim kesildi ve gözlerim karardı. Sonrası ise bilinmezlik.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD