Bölüm 8 ''YOLCULUĞUN İKİNCİ ADIMI''

1280 Words
Herkesin yardımıyla yarısı yıkılmış evden çıktığımda Caleb bana sıkıca sarılmış ve bir süre de bırakmamıştı. Hemen yola çıkmamız gerektiğini söyleyen Gregory'e kadar tabi. Çevrede başka mutantlar da olabilirdi. Bu sayede Caleb'in kolları arasındayken Cass, Imanuel ve Lisa'nın sonu gelmez sorularından kurtulmuştum. Caleb'in azarını daha sonra çekeceğimi biliyordum gerçi. Arabaya nasıl sığacağımız sorusu da Caleb'in müthiş fikriyle çözülmüştü. Gregory ve Cass öne, Emanuel ve Lisa arkaya oturacaktı. Kasada ise Caleb ile birlikte yol alacaktık. Bu fikri öne sürmesinin sebebi benimle konuşmak istemesiydi. Bunu anlamıştım. Kısa bir yolculuk olacaktı tabi. Josephine'in emriyle Caleb için bırakılan arabaya kadar böyle yolculuk yapacaktık. Kasada oturabileceğimiz kadar bir alan açıp diğer eşyalarımızı da düzgünce istifledik. Caleb'in desteğiyle kasaya çıkıp oturdum ve ardından da Caleb'in yanıma yerleşmesiyle yolculuk başlamıştı. ''Bunu bir daha yapma.'' Caleb'in dediğiyle kafamı soluma çevirip ona baktım. Gözlerini arkada bıraktığımız ve git gide küçülen çiftlik evine dikmişti. ''Neyi bir daha yapmayayım? Mutant öldürmekten bahsediyorsan Caleb, bu ilk seferim değildi. Kendin de söyledin. Yuvandakilerden, daha doğrusu eski yuvandakilerden, daha çok mutant öldürdüm. Ki –sesimi alçalttım ve ona biraz daha yaklaştım- büyük ihtimalle de bu işte bu kadar iyi olmamın sebebi damarlarımda dolaşan kan.'' Caleb dediklerim üzerine derin bir nefes alıp bana döndü. ''Çok korktum An, o kadar korktum ki sana bir şey olacak diye. Hayatımda daha önce pişman olduğum birçok şey yaptım ama daha önce hiç bu kadar perişan olmamıştım. Keşke bu yolculuğa hiç başlamamış olmayı o kısacık sürede o kadar diledim ki... Damarlarında ne dolaşıyor olursa olsun, en ufak bir zayıflığında ölebilirsin. Onlar safkandı da ne oldu? Hani neredeler? Sakın kanına güvenip bir daha böyle bir şeye kalkışma. Orada savaşabilecek senin dışında dört kişi daha vardı. Tek başına kahramanlık yapmana gerek yoktu.'' Caleb'in gözlerimin içine yalvararak bakarken sert bit şekilde dediklerini dinlerken sessiz kaldım. Bitirdiğinde derin bir nefes aldım ve dediklerini düşündüm. O benim yaptığımı yapsa büyük ihtimalle –hayır, kesinlikle korkar ve endişelenirdim- aynı tepkiyi verirdim. Tek başına onun bu tehllikeli yaratıklarla yüzleşmesi, çok değil haftalar önce geç geldi diye ne kadar korkmuş ve endişelenmiştim. Üstelik mutantların bu kadar ölümcül olduğunu da bilmiyordum. Gülümsedim ve Caleb'in kucağında birleştirdiği ellerinin üstüne sol elimi koydum. ''Caleb, silahların bir işe yaramadığını gördük. Ki sen bunu daha öncede biliyordun. Tamam, tek başına büyük bir risk aldığımın farkındayım ve şans eseri de kurtulduğumu da biliyorum. Sana söz veriyorum, bir daha böyle bir şey yapmayacağım. Neler hissettiğini anlıyorum. Bunu sana bir daha yaşatmayacağım.'' Caleb dediklerimin ardından kucağındaki ellerini çözüp sol elimi avucun içine aldı ve ardından dudaklarına götürüp bir öpücük bıraktı. Öpücüğüyle bedenim karıncalanırken Caleb'in gözlerinin içine baktım. ''Seni seviyorum An.'' Fısıltısını arabanın sesine rağmen duyarken dudağımı ısırdım. Ahh Caleb. Ben de seni seviyorum ama Sam aklımdan çıkmıyor. Onunla olan anılarım ve hala daha ona karşı olan aşkım. Ne hissettiğimi de bilmiyorum sanırım. Ben ne yapacağımı, ne hissedeceğimi, ne söylemem gerektiğini de bilmiyorum şu anda. Gözlerimi Caleb'in elleri arasındaki minik elime çevirdim. ''Biliyorum An, sorun değil. Bir şey söylemene gerek yok. Ben hep buradayım.'' Caleb suskunluğumun söylediklerini anlayarak mırıldanmış ve ardından sağ kolunu omzuma dolayıp beni bedenine yaslamıştı. Titrek bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım ama aklımdaki düşünceler oradan oraya savrulmaya ve beni boğmaya devam etti. Sessiz kalıp Caleb'in sıcaklığına sığındım. Sam'i, Caleb'i, geleceği düşünerek geçen bir sürenin ardından aracın durmasıyla yerimde doğruldum. Imanuel'in kollarını kasaya koyup yüzünü de kollarının üstüne yaslamasıyla ona baktım. ''Aracınıza geldik ama yola devam edemeyeceğiz. Karanlık çökmek üzere ve mutantlara deniz feneri olmak istemeyiz. Bu yüzden güvenli alana on dakikalık bir sürüş yapıp orada kamp yapacağız. Siz de dinlenirsiniz. Hadi bakalım, uzat elini Angel.'' Imanuel'in dediklerinin ardından elini uzatmasıyla bakışlarımı Caleb'e çevirdim. Etrafına bakınıyordu. Güvenli alanı görmeye çalışıyormuş gibi. Imanuel'in elini tutup doğruldum ve çantalarımızı kasada yere attım. Ardından Imanuel'in de yardımıyla kasadan indiğimde ona bakıp sırıttım. ''Burnun için üzgünüm.'' Burnu morarmış ve dudaklarının üstünde kurumuş birkaç kan lekesi vardı. Imanuel dediklerim ile kahverengi gözlerini devirip yere attığım çantalara yöneldi. ''Bunun hesabını eğitim ringinde soracağım tatlım. Hazırlıksız yakaladığın için şanslıydın o kadar.'' ''Hı hı, tabi. Her neyse, yuvaya daha çok var mı? Mola vermemize gerek var mıydı?'' Caleb'in de inmesiyle Imanuel'in yönlendirmesiyle onu takip ederken sorduğum soruyla Imanuel sırıtarak kafasını aşağı yukarı sallamıştı. ''Altı ya da yedi saatlik bir yolculuk hemen hemen, normalde geceye doğru varırdık ama tüylü arkadaş ve aracı sökmek biraz zaman aldı. Bir de bu araba güzergahımızın uzağında.'' Imanuel çantaları yere bırakıp önümüzde ellerini beline koyarak etrafına bakındı. Neye bakındığını anlamaya çalışarak gözlerim ile onun baktığı yerleri inceledim. ''Buralarda bir yerde olmalıydı. Lanet örtü!'' Imanuel'in homurdanıp yerden taş toplamasını büyük bir merak içinde izliyordum. Caleb'e çevirdim bakışlarımı. Anlamayan bakışlarla bir süre Imanuel'i izlemiş ardından o da bana dönmüştü. Omuz silkerek tekrar Imanuel'e baktık. İki avucunda birçok minik taş vardı. Rastgele bir yerlere atmaya başladığında tekrar etrafıma bakındım. Kurumuş ve yıkılmış bir ağaç gövdesinden başka bir şey yoktu görünürde. Duyduğum sesle hızla Imanuel'e döndüm. ''İşte buradaymış! Gelin.'' Imanuel'in dediklerinin ardından ilerlemeye başlamasıyla şaşkınlıkla Caleb'e döndüm. Yerdeki çantaları yüklenirken kaşlarını çatmış bir şekilde Imanuel'in arkasından bakıyordu. ''Tam olarak ne yap- Yuh!'' Imanuel'in boşluğu tutup kendine doğru çekiştirmesiyle ortaya çıkan araçla bozguna uğrayan Caleb lafını bitirememişti. Ben şaşkınlıkla Imanuel'in elindeki –daha doğrusu elinde bir araya gelince metal bir bez parçası mı demeliyim- şeye bakıyordum. ''Ta da! Bu Josephine'in mühendislerinin geliştirdiği kamuflajlardan bir tanesi. Arabayı öylece ve korunmasız olarak bırakacak değildik. Size bıraktığımız haritada açıklamıştık bunu ama gerek kalmadı. Her neyse, hadi yola koyulalım.'' Imanuel kamuflaj bezini katlarken dedikleri ile Josephine'in ve mühendislerinin zekasına hayran kaldığımı fark ettim. Tamam, Horus'ta da birçok teknolojik alet vardı, yahu uçan bir şehirdi orası- ama Josephine'in Horus'ta bulunan imkanlara sahip olmadığını da tahmin edebiliyordum. Sonuçta dünya yok olmuştu neredeyse, değil mi? Atalarım Göçebeler'in bana gösterdiği kadarıyla öyleydi. ''An, güzelim?'' Caleb'in seslenmesiyle gözlerimi kırpıştırdım ve Imanuel'in elindeki kamuflajdan bakışlarımı çekip Caleb'e döndüm. Kafamı sallayıp arabaya yöneldim ve yolcu koltuğuna geçtim. Caleb çantalarımızı bagaja koyarken aracı inceledim. Benim tamir ettiğimden çok daha iyi durumdaydı. Hasar yoktu. Kum yoktu en azından. Caleb şoför koltuğuna geçip bana döndü ve gülümsedi. ''Josephine'e hayran kaldığını görebiliyorum ama yine de dikkatli olmamız lazım. Orada bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Aslında şu anda diken üstündeyim. Ondan kaçmıştım ve o benim için bunları yapıyor. Bana hala kin mi tutuyor acaba? Ne dersin?'' Caleb'in dediklerini düşündüğümde gerildiğimi hissettim. Ben, beni büyüten ve koruyan birinden kaçsam... Ona ihanet etmiş olmaz mıydım? Caleb'in anlattığı Josephine korkutucu bir liderdi. Ve üstelik ona ihanet etme ihtimali olanları bile ortadan kaldırıyordu. Caleb için tüm bunları ondan intikam almak için mi yapıyordu? ''Gregory eski liderin değil mi? O sana ben uyurken bir şey anlatmadı mı?'' Caleb'e o arabayı çalıştırırken sorduğum soruyla kafasını olumsuz anlamda sağa sola sallamıştı. ''Hepsi ona hayran, bu yüzden onların yanında Josephine hakkında başka bir şey anlatmadım. Bir zamanlar onun korumasında olduğumu ve sonradan da yollarımızın ayrıldığını söyledim. Eskiden beri Gregory aldığım kararları sorgulamaz.'' Gregory'in sürdüğü araç önde biz de arkadan onları takip ederken Caleb dediklerini dinledim. Ben de olsam öyle yapardım. ''Bir süre sessiz kalalım, en azından neler döndüğünü ve seni neden bu kadar çok istediğini anlayana kadar Josephine'i gözlemleyelim. Eğer gerçekten sana karşı bir düşmanlığı varsa başka bir şey düşünürüz. Bir plan yaparız.'' Kucağımdaki ellerimle oynarken dediklerim üzerinde Caleb derin bir nefes alıp vermişti. Bakışlarımı öndeki araçtan çekip tekrar ona döndüm. Direksiyonu tutan ellerinin parmak boğumları beyazlamıştı. Dudakları gergindi. ''Josephine, önemli biri An. Bunu Göçebeler de biliyordu. NULL'a karşı tek şansımız o olabilir. Benden ne istediği umurumda değil aslında. Eğer bir geleceğimiz olacaksa ve Josephine'in de bunda rolü varsa ona katlanabilirim. Bazı şeylere göz yumabilirim. Hiç değilse senin için. Tabi, sana karşı herhangi bir ters harekette bulunursa bu onun yaptığı son şey olur. Bunda da ona garanti veririm.'' Caleb'in dediklerinin ardından bana bakıp sırıtarak göz kırpmasıyla gülümsedim. ''İflah olmazsın sen.'' Gülümseyerek dediğim üzerine kahkaha atıp kafasını olumlu anlamda aşağı yukarı solladı. ''İşte onda haklısın.'' Bu sefer kahkaha atma sırası bendeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD