# BÜYÜ
## 12. Bölüm — İki Sesten Biri
Zeynep, karanlığın içinden yükselen kendi sesini duyduğunda bir an nefes alamadı.
Elif’in sesi hâlâ kulaklarındaydı.
“Zeynep… Bu kez hangimizi kurtaracağını seçmek zorundasın.”
Önündeki kapının arkasından iki ayrı ağlama sesi geliyordu. Biri yıllardır aradığı kardeşine aitti. Diğeri ise ürkütücü biçimde kendisine benziyordu. Sanki karanlığın içinde başka bir Zeynep vardı ve onun yaşadığı bütün acıları tekrar tekrar yaşıyordu.
Zeynep elindeki feneri kaldırdı. Işık titreyerek duvarlarda dolaştı. Eski taşların arasından sızan nem, havaya ağır bir toprak kokusu yayıyordu. Tavandan damlayan suyun sesi, uzaktan gelen dalgaların uğultusuyla birbirine karışıyordu.
Karadere’de gece, denizin kıyıya vurmasıyla bitmezdi. Bazen deniz sustuğunda bile bir şeyler konuşmaya devam ederdi.
Zeynep kapının koluna uzandı.
Tam dokunacakken arkasından bir ses duydu.
“Dokunma.”
Bu kez ses Elif’e benzemiyordu. Yaşlı, boğuk ve öfkeli bir erkek sesiydi.
Zeynep hızla arkasına döndü. Koridor boştu. Fenerin ışığı, duvardaki çatlaklardan başka hiçbir şeyi göstermiyordu.
“Kim var orada?” diye seslendi.
Cevap gelmedi.
Yalnızca ayaklarının dibinde bir şey sürüklendi.
Zeynep aşağı baktı. Taş zeminin üzerinde, karanlığın içinden ince bir ip ilerliyordu. İpin ucuna küçük, paslanmış bir anahtar bağlanmıştı.
Anahtarı eline aldığında avucunda soğuk bir ürperti hissetti. Metalin üzerine kazınmış üç harf vardı:
**E L F.**
Elif.
Zeynep’in kalbi hızlandı. Anahtarın kapıya ait olduğunu düşündü. Fakat onu kilide sokmadan önce bir şeyi fark etti: Kapının altından içeri doğru su sızıyordu.
Deniz suyu.
Oysa bu koridor, kıyıdaki kayalıkların çok altında değildi ama denizin bu noktaya kadar ulaşması mümkün görünmüyordu. Üstelik suyun üzerinde küçük, siyah bir tüy yüzüyordu.
Zeynep tüyü eline almadı. Çocukluğundan beri annesinin anlattığı bir sözü hatırladı.
*Bazı şeyleri bulduğunda eline alma. Çünkü her bulduğun şey sana ait değildir.*
O zamanlar bu sözü batıl bir inanç sanmıştı. Şimdi ise annesinin neden bazı geceler kapıları üç kez kontrol ettiğini, neden denizden gelen seslere asla cevap vermediğini anlamaya başlıyordu.
Kapının arkasındaki ağlama sesi kesildi.
Ardından Elif konuştu.
“Abla, lütfen…”
Zeynep’in gözleri doldu.
“Elif! Beni duyuyorsan bir şey söyle. Orada yalnız mısın?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Hayır.”
Zeynep’in parmakları anahtarın çevresinde kapandı.
“Yanında kim var?”
Elif’in sesi bu kez daha uzaktan geldi.
“Sen.”
Zeynep geri çekildi.
“Bu mümkün değil.”
“Sen de buradasın, Zeynep.”
“Ben kapının dışındayım!”
Elif ağlamaya başladı.
“Hayır. Sen hep buradaydın. Beni bıraktığın geceden beri…”
Zeynep’in zihninde on beş yıl önceki gece canlandı. Elif’in kaybolduğu gece. Yağmurun aralıksız yağdığı, evlerinin önündeki patikanın çamura dönüştüğü o gece. Annesinin sabaha kadar kapının önünde oturup denize baktığı gece.
Zeynep o zaman on yedi yaşındaydı. Elif ise henüz küçüktü.
O gece yaşananları kimseye tam olarak anlatmamıştı.
Çünkü bazı anılar, insanın ağzından çıktığında gerçek olurdu.
Zeynep başını iki yana salladı.
“Ben seni bırakmadım.”
Kapının arkasından üç sert vuruş geldi.
Tak.
Tak.
Tak.
Ardından başka bir ses duyuldu. Bu kez kapının hemen arkasındaymış gibi yakındı.
“Öyleyse neden beni çağırdığında gelmedin?”
Zeynep’in boğazı düğümlendi.
“Sen Elif değilsin.”
Kapının üzerindeki eski ahşap, içeriden biri bastırıyormuş gibi inledi. Kilit kendi kendine döndü. Zeynep elindeki anahtarı bırakmak istedi ama parmakları açılmıyordu.
Birden koridorun gerisinde bir ışık belirdi.
Zeynep döndüğünde, girişte yaşlı balıkçıyı gördü. Üzerindeki yağmurluk sırılsıklamdı. Elinde eski bir fener taşıyordu. Yüzündeki çizgiler, fenerin sarı ışığında daha derin görünüyordu.
“Buraya gelmemen gerekiyordu,” dedi adam.
Zeynep öfkeyle ona döndü.
“Beni buraya kadar getiren sizsiniz! Bana kardeşimin yaşadığını söylediniz. Şimdi de bu kapının arkasından sesini duyuyorum. Bana ne olduğunu anlatacaksınız.”
Yaşlı adam başını eğdi.
“Ben sana onun yaşadığını söylemedim.”
“Ne?”
“Sana yalnızca sesini duyabileceğini söyledim.”
Zeynep’in yüzündeki ifade değişti.
“Aradaki fark ne?”
Adam cevap vermeden kapıya baktı. Fenerin ışığı elinde titriyordu.
“Bu köyde herkes birini kaybetti,” dedi. “Kimi evladını, kimi kardeşini, kimi de kendi aklını. İnsanlar yıllarca denizin aldıklarını geri getirmesini bekledi. Sonra bir gece, denizden sesler gelmeye başladı. Kaybettiklerinin sesleri…”
“Bunlar sadece söylenti.”
“Ben de öyle sanıyordum.”
Adamın bakışları Zeynep’in elindeki anahtara indi.
“Onu nereden buldun?”
“Yerdeydi.”
Yaşlı adamın yüzü bembeyaz oldu.
“Demek seni seçmiş.”
Zeynep anahtarı avucunda sıktı.
“Kim seçmiş?”
Adam cevap vermedi. Bunun yerine Zeynep’in kolunu tutup onu kapıdan uzaklaştırmaya çalıştı.
“Buradan çıkmalıyız.”
Zeynep kolunu çekti.
“Hayır! On beş yıldır kardeşimi arıyorum. Bu kez hiçbir yere gitmiyorum.”
“Kapının arkasında ne olduğunu bilmiyorsun.”
“Öyleyse açıp öğrenelim.”
“İçerideki şey Elif olmayabilir.”
Bu söz, Zeynep’in öfkesini bir anlığına susturdu.
Yaşlı adam devam etti.
“Bazen bir insanın sesini taklit edebilir. Bazen onun anılarını bile bilir. Sana çocukluğunuzdan bahsedebilir, yalnızca ikinizin bildiği şeyleri söyleyebilir. Ama bu, onun Elif olduğu anlamına gelmez.”
Kapının arkasından hafif bir gülüş yükseldi.
Sonra Elif’in sesi yeniden duyuldu.
“Abla… Sana kırmızı kurdelemizi hatırlıyor musun?”
Zeynep’in gözleri büyüdü.
Küçükken anneleri iki kız kardeşe aynı kumaştan kırmızı kurdeleler yapmıştı. Elif kendi kurdelesini kaybettiğinde Zeynep onunkini ikiye bölmüş, yarısını kardeşinin saçına bağlamıştı. Bu anıyı köyde kimse bilmiyordu.
Elif devam etti.
“Sen benimkini kesmiştin. Sonra ağlamıştım. Bana bir daha asla ayrılmayacağımızı söylemiştin.”
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Bu anıyı nereden biliyorsun?”
“Çünkü ben senin kardeşinim.”
Yaşlı adam sertçe başını salladı.
“Cevap verme!”
Ama Zeynep artık onu duymuyordu.
“Elif, eğer gerçekten sensen bana annemizin son söylediği şeyi söyle.”
Kapının arkasında sessizlik oldu.
Zeynep nefesini tuttu.
Annesi kayboluş gecesinden önce Elif’in alnına bir öpücük kondurmuş ve kulağına bir şey fısıldamıştı. Zeynep o sırada odanın kapısındaydı. Sözleri duymamıştı. Elif ise annesinin söylediklerini kimseye anlatmamıştı.
Bu sorunun cevabını yalnızca Elif bilebilirdi.
Birkaç saniye geçti.
Sonra kapının arkasındaki ses değişti.
Elif’in ağlaması kesildi. Yerine derin, boğuk bir nefes sesi geldi.
“Annen sana hiçbir şey söylemedi, Zeynep.”
Zeynep’in yüzü dondu.
Ses devam etti.
“Çünkü o gece annen de seninle birlikte yalan söyledi.”
Yaşlı balıkçı geri çekildi.
“Hayır…”
Kapının altından sızan su birden çoğaldı. Taş zeminde küçük bir dalga oluştu. Fenerin ışığı söndü.
Karanlıkta Zeynep, yaşlı adamın nefesini ve kendi kalbinin atışlarını duyabiliyordu.
Ardından kapının arkasından üç kez vuruldu.
Tak.
Tak.
Tak.
Bu kez vuruşların ardından Elif’in sesi gelmedi.
Zeynep’in kendi sesi duyuldu.
“Kapıyı açma. Ben içerideyim.”
Zeynep olduğu yerde kaldı.
Çünkü bu, kendisinin konuşurken çıkardığı sesti. Aynı titreme, aynı nefes, aynı korku…
Yaşlı balıkçı Zeynep’in elini tuttu.
“Ne duyarsan duy, sakın anahtarı kilide sokma.”
Fener yeniden yandı.
Koridor boştu.
Yaşlı adam da yoktu.
Zeynep yalnız kalmıştı. Elindeki anahtar buz gibi olmuştu. Kapının arkasından artık hiçbir ses gelmiyordu.
Sonra cebindeki telefon titredi.
Ekranda bilinmeyen bir numaradan gönderilmiş bir mesaj vardı.
**“Elif'i bulmak istiyorsan annene sor. O gece kapıyı ilk açan oydu.”**
Zeynep mesajı birkaç kez okudu.
Ardından kapıya baktı.
Ahşabın üzerinde, daha önce orada olmayan yeni bir çizik belirmişti. Çizikler birleşerek tek bir kelime oluşturuyordu:
**ANNE.**
Zeynep anahtarı cebine koydu ve geldiği koridora doğru yürümeye başladı. Artık yalnızca Elif'i bulmak istemiyordu. On beş yıldır saklanan gerçeği de öğrenmek zorundaydı.
Fakat köyün dışına çıkmak için geçmesi gereken patikaya ulaştığında denizin sesi kesildi.
Dalgalar durmuştu.
Rüzgâr durmuştu.
Karadere, sanki bütün dünya nefesini tutmuş gibi sessizdi.
Zeynep uzakta, kendi evlerinin penceresinde bir ışık yandığını gördü.
Ardından camın arkasında bir siluet belirdi.
Bir kadın.
Annesi.
Kadın perdeyi araladı ve doğrudan Zeynep'in bulunduğu yere baktı.
Sonra ışığı söndürdü.
Zeynep'in telefonu bir kez daha titredi.
Yeni mesaj tek cümleden oluşuyordu:
**“Bu gece eve dönme. Annen seni bekliyor.”**