10. Bölüm – Denizdeki Işık
Gece, Karadeniz’in üzerine ağır ağır çökerken Zeynep, pencerenin önünde hareketsiz duruyordu.
Dokuzuncu bölümde gördüğü gölge hâlâ gözlerinin önündeydi. Pencerenin dışında birinin durduğuna emindi. Fakat perdeyi aralayıp dışarı baktığında bahçede kimseyi görememişti. Yalnızca ıslak toprağın üzerinde, evin kapısına kadar uzanan ayak izleri vardı.
İzler kapının önünde bitiyordu.
Geriye doğru uzanan hiçbir iz yoktu.
Zeynep, elindeki yüzüğü avucunda sıktı. Metal, soğuk olmasına rağmen parmaklarının arasında hafifçe ısınmış gibiydi. Üzerindeki kazınmış isim, lambanın titrek ışığında belli belirsiz parlıyordu.
ZEYNEP.
Altındaki tarih ise yarını gösteriyordu.
Yıllar önce kaybolan Elif'in yüzüğünde kendi adının yazması zaten başlı başına bir kâbustu. Ancak yüzüğün üzerinde bulunan tarihin her gece bir gün ilerlediğini fark ettiğinden beri, korkusu daha da büyümüştü.
Zeynep: Bu ne anlama geliyor, Elif? Benden ne istiyorsun?
Ev cevap vermedi.
Dışarıdan yalnızca dalgaların sesi geliyordu.
Fakat birkaç saniye sonra denizin uğultusu kesildi.
Zeynep başını kaldırdı.
Karadeniz, pencereden görüldüğü kadarıyla tamamen hareketsizdi. Dalgalar kıyıya ulaşmıyor, suyun yüzeyi siyah bir cam gibi duruyordu. Rüzgârın bile sustuğu bu an, ona doğanın değil, bütün dünyanın nefesini tuttuğunu düşündürdü.
Ardından denizin ortasında küçük bir ışık belirdi.
Önce uzakta yanan bir balıkçı teknesinin lambası sandı. Fakat ışık sabit durmuyordu. Suyun üzerinde ağır ağır ilerliyor, bazen kayboluyor, sonra birkaç metre ötede yeniden ortaya çıkıyordu.
Zeynep perdeyi açtı.
Işık bir kez daha parladı.
Ardından karanlığın içinde üç kez yanıp söndü.
Zeynep'in boğazı kurudu.
Çocukken Elif'le aralarında bir işaret vardı. Biri diğerinden uzaklaştığında, üç kez ışık yakıp söndürürlerdi. Bu, birbirlerini bulmaları gerektiği anlamına gelirdi.
Fakat Elif on beş yıl önce kaybolmuştu.
Zeynep: Hayır... Bu mümkün değil.
Tam pencereden uzaklaşacakken denizden bir ses yükseldi.
Elif: Zeynep...
Ses o kadar uzaktan geliyordu ki dalgaların arasından yükselen bir fısıltıya benziyordu.
Zeynep'in dizleri titredi.
Elif: Beni bul...
Zeynep pencereye yaklaştı.
Zeynep: Elif! Neredesin?
Cevap gelmedi.
Sonra ışık yeniden belirdi. Bu kez kıyıya daha yakındı.
Zeynep, yüzüğü cebine koyup evden çıktı.
***
Sahile uzanan patika çamur içindeydi. Ağaçların dalları rüzgâr olmamasına rağmen birbirine sürtünüyor, kuru yapraklar taşların üzerinde sürükleniyordu.
Zeynep telefonunun ışığını açarak ilerledi.
Köyün evleri karanlıktı. Birkaç pencerede ışık yanıyordu ama perdelerin arkasında hareket eden gölgeler gördüğünde insanlar hemen ışıklarını söndürüyordu.
Sanki herkes onun nereye gittiğini biliyordu.
Sanki herkes onu izliyordu.
Sahile ulaştığında ayaklarının altındaki kumun ıslak olduğunu fark etti. Denizin kenarına kadar gelen ince bir su tabakası vardı. Fakat suyun içinde garip bir şey duruyordu.
Bir sıra ayak izi.
İzler denizin içinden başlayıp kıyıya çıkıyor, sonra kayalıkların arasına doğru ilerliyordu.
Zeynep çömeldi.
Ayak izleri küçüktü.
Elif'in çocukken bıraktığı izlere benziyordu.
Zeynep: Elif...
Parmaklarını izlerden birinin üzerine koydu. Kum hâlâ sıcaktı.
Birden arkasından bir dal kırılma sesi geldi.
Zeynep hızla döndü.
Kimse yoktu.
Fakat kayalıkların arkasında bir gölge hareket etmişti.
Zeynep: Kim var orada?
Sessizlik.
Zeynep: Beni takip ettiğini biliyorum. Çık ortaya!
Karanlığın içinden yaşlı bir kadın çıktı. Başına siyah bir örtü bağlamıştı. Elinde küçük bir fener tutuyordu.
Zeynep kadını tanıdı.
Köyün eski sakinlerinden Hatice Hanım'dı. Çocukluğunda annesinin evine birkaç kez gelmiş, Zeynep'e her zaman tuhaf bir dikkatle bakmıştı.
Hatice: Burada ne arıyorsun kızım?
Zeynep: Denizde bir ışık gördüm.
Kadının yüzü aniden değişti.
Hatice: Hangi ışık?
Zeynep: Denizin ortasında yanıp sönen bir ışık. Sonra bir ses duydum.
Hatice: Ne sesi?
Zeynep bir an duraksadı.
Zeynep: Elif'in sesini.
Kadının elindeki fener titredi.
Hatice: O ismi burada söyleme.
Zeynep: Neden? Elif'e ne oldu?
Hatice: Bazı soruların cevabını bilmemek, insanın hayatta kalmasını sağlar.
Zeynep: On beş yıl boyunca herkes bana aynı şeyi söyledi. Artık susmayacağım!
Hatice arkasını dönüp denize baktı.
Hatice: O gece de böyle bir ışık vardı.
Zeynep'in kalbi hızlandı.
Zeynep: Hangi gece?
Hatice: Elif'in kaybolduğu gece.
Zeynep bir adım yaklaştı.
Zeynep: Siz o gece ne gördünüz?
Hatice cevap vermedi. Uzun süre denize baktıktan sonra fenerini kaldırdı.
Hatice: Eve dön. Bu gece burada kalma.
Zeynep: Bana gerçeği söylemeden hiçbir yere gitmeyeceğim.
Hatice: Gerçek sandığın şey, seni daha büyük bir karanlığa götürebilir.
Zeynep: Korkmuyorum.
Hatice acı bir gülümsemeyle başını salladı.
Hatice: Korkmak için henüz erken.
Ardından kayalıkların arasına girip gözden kayboldu.
Zeynep peşinden gitmek istedi ama o sırada denizden gelen ses yeniden duyuldu.
Elif: Yüzüğü getir...
Zeynep donup kaldı.
Ses bu kez çok daha yakındı.
Elif: Yüzüğü denize getir...
Zeynep cebindeki yüzüğü çıkardı. Metalin üzerinde ince bir çizgi oluşmuştu. Daha önce orada olmadığına emindi.
Çizginin hemen yanında küçük harflerle bir kelime kazınmıştı.
DÖN.
Zeynep yüzüğü ışığa tuttu.
Ardından denizin ortasındaki ışık söndü.
Karanlığın içinde bir şey suyun yüzeyini yararak hareket etti. Bir insanın yüzünü seçemiyordu ama suyun üzerinde ilerleyen uzun, karanlık bir şekil gördü.
Sonra bir elin kayalıklardan uzandığını fark etti.
Zeynep çığlık atarak geriye sıçradı.
Telefonunu düşürdü.
Yere eğilip almak istediğinde ekranda bir mesaj belirdi.
Gönderen: Elif.
Mesajın tarihi on beş yıl öncesini gösteriyordu.
Zeynep'in elleri titreyerek ekrana dokundu.
Mesajda yalnızca şu yazıyordu:
"Zeynep, o gece beni denize sen çağırdın."
Zeynep'in nefesi kesildi.
Hayır.
Bu doğru olamazdı.
Elif kaybolduğunda kendisi de çocuktu. O geceyi hatırladığı kadarıyla Elif'i sahilde aramış, sonra annesinin onu eve götürdüğünü hatırlıyordu.
Peki ya hatırlamadığı şeyler varsa?
Peki ya zihnindeki o karanlık boşluk, yıllardır kendisinden saklanan gerçeğin ta kendisiyse?
Telefon yeniden titredi.
İkinci bir mesaj geldi.
"Yarın gece aynı saatte gel. Bu kez yalnız olacaksın."
Zeynep başını kaldırdığında deniz yeniden hareketlenmişti. Dalgalar kayalara çarpıyor, köpükler ayaklarının çevresine kadar ulaşıyordu.
Ama az önce gördüğü ayak izleri kaybolmuştu.
Hepsi silinmişti.
Zeynep hızla telefonunu alıp eve doğru koştu.
***
Eve vardığında kapının açık olduğunu gördü.
Çıkarken kapıyı kilitlediğini hatırlıyordu.
İçeri girdiğinde salondaki lambanın yandığını fark etti. Masanın üzerinde ise daha önce görmediği eski bir fotoğraf duruyordu.
Fotoğrafı eline aldı.
Karede iki küçük kız vardı.
Biri kendisiydi.
Diğeri Elif.
İkisi de sahilde duruyordu. Arkalarında Karadeniz, önlerinde ise taşlarla çevrilmiş küçük bir çukur vardı.
Fotoğrafın arkasına bir cümle yazılmıştı.
"İkinizden biri geri dönecek."
Zeynep fotoğrafı bırakmak üzereyken çerçevenin arkasına sıkıştırılmış başka bir kâğıt gördü.
Kâğıdı açtı.
Üzerinde annesinin el yazısı vardı.
"Kızım, eğer bu satırları okuyorsan demek ki deniz seni yeniden çağırmaya başladı. Sana yıllarca anlatamadığım bir şey var. Elif'in kaybolduğu gece, sahilde yalnız değildiniz."
Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Mektubun devamı yırtılmıştı.
Tam o sırada üst kattan ağır bir adım sesi geldi.
Sonra bir tane daha.
Zeynep başını kaldırdı.
Evde yalnız olduğunu sanıyordu.
Merdivenlerin başında bir gölge belirdi. Yüzü karanlığın içinde seçilmiyordu. Gölge birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Ardından yukarıdan bir fısıltı duyuldu.
Elif: Zeynep... Bu kez beni yarı yolda bırakma.
Zeynep merdivenlere doğru bir adım attı.
Zeynep: Elif, gerçekten sen misin?
Cevap gelmedi.
Gölge yavaşça geri çekildi.
Zeynep koşarak merdivenleri çıktı. Koridorun sonunda, yıllardır kapalı duran odanın kapısı aralıktı.
Kapının önünde durdu.
İçeriden deniz kokusu geliyordu.
Oysa oda, evin denize bakan tarafında bile değildi.
Zeynep kapıyı itti.
Odanın ortasında küçük bir masa duruyordu. Masanın üzerinde, kendisininkine tıpatıp benzeyen ikinci bir yüzük vardı.
Yüzüğün üzerinde Elif'in adı yazılıydı.
Altındaki tarih ise ertesi geceyi gösteriyordu.
Zeynep yüzüğe uzandığı anda arkasındaki kapı kendiliğinden kapandı.
Karanlıkta, kulağının dibinde bir nefes hissetti.
Ardından hiç tanımadığı bir ses fısıldadı:
"Biriniz denize dönecek."
Zeynep arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Fakat duvardaki aynada, kendi yansımasının arkasında duran ikinci bir gölge gördü.
Gölge başını yana eğdi.
Aynanın yüzeyi içeriden biri dokunuyormuş gibi dalgalandı.
Ve Zeynep'in avucundaki yüzük, birdenbire buz gibi oldu.
Dışarıda Karadeniz yeniden uğuldamaya başlamıştı.
Bu kez dalgaların sesi, uzaktan gelen bir ağlamaya benziyordu.
Zeynep gözlerini aynadan ayıramazken telefonu yeniden titredi.
Bilinmeyen bir numaradan tek bir mesaj gelmişti:
"Elif'i aramayı bırak. Çünkü deniz onu senden önce buldu."
Zeynep mesajı okuduğu sırada aynadaki gölge kayboldu.
Ama bu kez geride bir iz bırakmıştı.
Aynanın buğulu yüzeyine parmakla yazılmış tek bir kelime:
YARIN.
```