4. Bölüm – Denizin Altındaki Ev
Karanlık odanın içinde kimse kıpırdayamıyordu.
Zeynep’in kulağında hâlâ o fısıltı yankılanıyordu.
“Beni neden o gece yalnız bıraktın, Zeynep?”
Ses, Elif’in sesine benziyordu.
Aynı yumuşaklık… Aynı kırılganlık… Çocukluğunda geceleri korktuğunda kulağına eğilip onu sakinleştiren sesin aynısı.
Ama bu mümkün değildi.
Zeynep o gece Elif’i yalnız bırakmamıştı. En azından hatırladığı kadarıyla.
Komiser Cem telefonunun ışığını açtı. Işık odanın duvarlarında dolaşırken eski dolapların, kırık sandalyelerin ve üzeri beyaz örtülerle kapatılmış mobilyaların gölgeleri uzayıp kısaldı.
“Burada kal,” dedi Cem.
Kapının eşiğine doğru ilerledi. Yerdeki ıslak ayak izlerini inceledi. İzler, odanın ortasından başlayıp koridora uzanıyordu. Ancak odanın penceresi içeriden kilitliydi. Kapı da kendilerinden başka kimse tarafından açılmamıştı.
“Bu izler nereden geldi?” diye sordu Zeynep.
Cem cevap vermedi.
Eğilip zemine dokunmadan izleri inceledi. Ardından telefonunun ışığını pencereye tuttu.
“Pencereyi kim açtı?”
“Açık değildi,” dedi Zeynep. “Ben çocukken bile bu oda kilitliydi.”
Cem pencerenin mandalını kontrol etti. Paslı demir yerindeydi. Dışarıdaki yağmur camı dövüyor, rüzgâr eski çerçeveyi titretiyordu.
Tam o sırada koridordan bir gıcırtı geldi.
Zeynep irkildi.
“Birisi daha var.”
Cem kapıya yöneldi.
“Arkamda kal.”
Koridoru kontrol ettiler. Merdivenlerde kimse yoktu. Aşağıdaki salondan da ses gelmiyordu. Fakat giriş kapısının önünde, paspasın üzerinde küçük bir su birikintisi vardı.
Sanki biri denizden çıkıp doğrudan konağa girmişti.
Cem telsizini çıkardı ve destek istedi. Ardından Zeynep’e döndü.
“Bu evde bulunan hiçbir şeye tek başına dokunmayacaksın. Özellikle de bu odadaki eşyalara.”
Zeynep’in bakışları açık kapıya kaydı.
“Bana Elif’in yaşadığını söyleyebilir misiniz?”
“Bunu henüz bilmiyoruz.”
“Ama fotoğraf üç gün önce çekilmiş.”
“Fotoğraftaki kişinin gerçekten Elif olup olmadığını doğrulamamız gerekiyor.”
“Ya gerçekten oyduysa?”
Cem kısa bir süre sustu.
“O zaman on beş yıldır yanlış bildiğimiz bir olayın peşindeyiz demektir.”
Zeynep’in gözleri doldu.
“Peki ya o gece denizde ölen kişi Elif değilse? O zaman kim öldü?”
Komiser bu kez cevap vermedi.
Çünkü kendisi de aynı soruyu düşünüyordu.
***
Bir saat sonra konağa iki polis memuru geldi. Oda incelendi, fotoğraf ve zarf delil olarak alındı. Yerdeki su izlerinden örnekler toplandı. Ancak izlerin nasıl oluştuğunu açıklayabilecekleri herhangi bir bulguya rastlanmadı.
Nermin, alt kattaki salonda sessizce oturuyordu.
Zeynep yanına geldiğinde yaşlı kadın başını kaldırdı.
“Kapıyı açtınız mı?” diye sordu Nermin.
“Hayır. Kapı kendiliğinden açılmış.”
Nermin ellerini birbirine kenetledi.
“Büyükannen bu günün geleceğini biliyordu.”
Zeynep onun karşısına oturdu.
“Artık saklamayacaksın.”
Nermin gözlerini kaçırdı.
“Benden ne istiyorsun?”
“On beş yıl önce ne olduğunu anlatmanı.”
Yaşlı kadın uzun süre konuşmadı. Sonra pencereye baktı. Yağmur, camın üzerinde ince çizgiler hâlinde akıyordu.
“Elif kaybolduğu gece bir fırtına vardı,” diye başladı. “Sen küçüktün. O gece evde herkes bir aradaydı. Büyükannen, babanla uzun bir tartışma yaşadı. Ben mutfaktaydım ama seslerini duyabiliyordum.”
“Babamla mı?”
Zeynep’in babası, Elif kaybolduktan birkaç yıl sonra aileden uzaklaşmıştı. Zeynep’e hep işlerinin bozulduğunu ve başka bir şehirde yeni bir hayat kurmak zorunda kaldığını söylemişlerdi.
Nermin başını salladı.
“Büyükannen ona, denizle ilgili sırrın sonsuza kadar saklanamayacağını söylüyordu.”
“Hangi sır?”
“Bilmiyorum. Tartışma bittikten sonra baban evden çıktı. Bir daha o gece ne olduğunu sormama izin vermedi.”
Zeynep’in yüzü gerildi.
“Babam Elif’in kaybolduğunu biliyordu.”
“Evet.”
“Peki neden bana hiçbir şey anlatmadı?”
Nermin’in gözlerinde acı belirdi.
“Belki de seni korumak istedi.”
“Beni korumak için benden gerçeği sakladılar. Büyükannem öldü. Elif kayıp. Şimdi de evin içinde açıklayamadığımız şeyler oluyor. Buna korumak mı diyorsun?”
Nermin başını eğdi.
“Hayır. Artık ne diyeceğimi bilmiyorum.”
Zeynep ayağa kalktı.
“Babamın nerede olduğunu bulacağım.”
“Onu arama.”
“Bana bunu söylemeye hakkın yok.”
Nermin birden onun bileğini tuttu.
“Zeynep, dinle beni. Eğer babanla konuşacaksan ona yüzükten bahsetme.”
Zeynep olduğu yerde durdu.
“Yüzüğü nereden biliyorsun?”
Nermin’in parmakları gevşedi.
Yaşlı kadın kendi ağzından çıkan sözün farkına yeni varmış gibi sustu.
Zeynep yavaşça ona döndü.
“Ben sana yüzüğü bulduğumu söylememiştim.”
Nermin’in yüzü bembeyaz kesildi.
“Ben…”
“Bana gerçeği anlat!”
Yaşlı kadın gözlerini kapattı.
“Çünkü o yüzüğü Elif’e ben vermiştim.”
***
Akşam yaklaşırken yağmur hafifledi.
Zeynep, Nermin’in anlattıklarından sonra konağın arkasındaki küçük depoya gitti. Çocukluğunda büyükannesi burada eski eşyaları saklardı. Kapı uzun zamandır açılmamıştı.
İçeri girdiğinde rutubet ve toz kokusu yüzüne çarptı. Raflarda eski bavullar, kırık çerçeveler ve sararmış defterler vardı.
Nermin’in yüzükle ilgili söyledikleri aklından çıkmıyordu.
Elif’e yüzüğü o vermişti.
Demek ki yüzüğün kaybolduğu geceyle bir bağlantısı vardı.
Zeynep rafları karıştırırken küçük, ahşap bir kutu buldu. Kutunun kapağında denizi andıran dalgalı bir desen işlenmişti. Kilidi kırılmıştı.
İçinde birkaç eski mektup ve katlanmış bir harita vardı.
Haritayı açtığında Karadeniz kıyısının çizildiğini gördü. Konağın bulunduğu yer kırmızı bir işaretle belirtilmişti. Bir başka işaret ise köyün kuzeyindeki terk edilmiş bir balıkçı barınağının üzerine konmuştu.
Haritanın altına tek bir cümle yazılmıştı:
**“Su çekildiğinde kapı ortaya çıkar.”**
Zeynep cümleyi birkaç kez okudu.
Haritanın arkasında bir tarih vardı.
Elif’in kaybolduğu geceye ait tarih.
Tam o sırada telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
“Eski balıkçı barınağına gel. Yalnız gel. Elif hakkında bilmen gerekenler var.”
Zeynep mesajı Komiser Cem’e göstermeyi düşündü. Ancak ardından fotoğrafı hatırladı. Elif’in üç gün önce çekilmiş olabilecek görüntüsünü… Kapının altından gelen notu… Konağın içindeki ıslak ayak izlerini…
Birisi onunla oyun oynuyor olabilirdi.
Ama bu mesaj, on beş yıldır cevapsız kalan sorulara götürebilecek tek ipucuydu.
Zeynep haritayı çantasına koydu.
***
Gece dokuzu geçerken eski balıkçı barınağına ulaştı.
Köyün bu bölgesi yıllardır kullanılmıyordu. Barınağın ahşap çatısı çökmek üzereydi. Kıyıya bağlanmış birkaç eski tekne, dalgaların etkisiyle birbirine çarpıyordu.
Zeynep telefonunun ışığını açtı.
“Kimse var mı?”
Rüzgâr cevap verdi.
Biraz daha ilerlediğinde yerde küçük bir fener gördü. Fenerin yanında, taşların üzerine bırakılmış siyah bir kumaş parçası vardı.
Zeynep eğildi.
Kumaşın üzerine kırmızı iplikle bir harf işlenmişti.
E.
Elif.
Arkasından bir ses geldi.
“Geleceğini biliyordum.”
Zeynep hızla döndü.
Sahilde karşılaştığı adam, barınağın girişinde duruyordu.
“Sen kimsin?” diye sordu Zeynep. “Ve Elif hakkında ne biliyorsun?”
Adam kapüşonunu indirdi. Yüzü solgundu. Gözlerinin altında derin halkalar vardı.
“Adımın önemi yok. Sana yalnızca şunu söyleyeceğim: Elif o gece denize kendi isteğiyle girmedi.”
Zeynep’in boğazı düğümlendi.
“Onu kim götürdü?”
Adam gözlerini denize çevirdi.
“Bunu sana söylemem yasaklandı.”
“Kim tarafından?”
Adam cevap vermek yerine cebinden eski bir anahtar çıkardı.
“Bu anahtar, haritada işaretli yere ait. Deniz çekildiğinde kayalıkların altında bir geçit ortaya çıkar. Orada bulacağın şey, ailenin yıllardır sakladığı sırrı açıklayacak.”
Zeynep anahtarı almadı.
“Neden bana yardım ediyorsun?”
Adamın yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Çünkü o gece ben de oradaydım.”
Zeynep bir adım yaklaştı.
“Sen kimsin? Elif’i tanıyor musun?”
Adam cevap verecekken denizden büyük bir dalga yükseldi. Dalgalar barınağın altındaki kayalara çarptı. Fener söndü.
Karanlıkta adamın sesi duyuldu.
“Yarın gece, ay çekildiğinde kayalıklara git. Ama yanında kimseyi getirme.”
“Dur! Adını söyle!”
Zeynep telefonunun ışığını yeniden açtığında adam ortadan kaybolmuştu.
Yerde yalnızca anahtar duruyordu.
Zeynep onu eline aldığında metalin üzerinde kazınmış küçük bir işaret gördü: Konağın kapalı odasındaki işaretle aynıydı.
O anda telefonuna bir mesaj daha geldi.
Bu kez mesaj büyükannesinin eski numarasından gönderilmişti.
**“Kapıyı açma, Zeynep. Denizin altındaki ev seni bekliyor.”**
Zeynep’in parmakları buz kesti.
Büyükannesi ölmüştü.
Bu numaradan mesaj göndermesi imkânsızdı.
Başını kaldırıp denize baktı.
Uzakta, dalgaların arasında soluk bir ışık yanıp söndü.
Sonra suyun altından üç kez vurulmuş gibi boğuk bir ses yükseldi.
Tak…
Tak…
Tak…
Zeynep anahtarı avucunda sıktı.
Karadeniz, sanki yıllardır sakladığı bir sırrı geri vermeye hazırlanıyordu.
Fakat Zeynep henüz bilmiyordu.
Denizin altındaki kapı açılırsa yalnızca Elif’in değil, kendi geçmişinin de karanlık yüzü ortaya çıkacaktı.