Denizin dibindeki ses

986 Words
14. Bölüm: Denizin Dibindeki Ses Karadere Köyü — Gece yarısı Karadeniz o gece öfkeli bir canavar gibi kıyıya saldırıyordu. Dalgalar kayalıklara çarpıyor, rüzgâr dar sokaklarda uğulduyor, köyün eski evlerinin tahtaları inliyordu. Zeynep, elindeki feneri sıkıca tutarak balıkçı barınağına doğru yürüdü. Cebindeki yüzük buz gibiydi. Onu bulduğundan beri her gece aynı şeyi yaşıyordu. Önce denizden gelen fısıltılar, ardından penceresinin önünde beliren gölgeler… Ve son üç gecedir, uyandığında kulağının dibinde duyduğu o kadın sesi. Elif. Kız kardeşinin adını her duyduğunda kalbi yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Zeynep durup karanlığa baktı. “Yeter lan artık!” diye bağırdı. “Kim varsa çıksın ortaya! Benimle oyun oynayacağını sanıyorsan yanlış kadını seçtin!” Cevap gelmedi. Yalnızca dalgaların sesi duyuldu. Sonra arkasından bir dal sesi çıtırdadı. Zeynep hızla döndü, fenerini kaldırdı. “Kim var orada?” Yaşlı balıkçı İlyas, elindeki gaz lambasıyla çalılıkların arasından çıktı. “Ne bağırıp duruyorsun kızım? Köyü ayağa kaldırdın.” Zeynep öfkeyle ona yürüdü. “Beni takip mi ediyorsun sen?” “Saçmalama.” “Bok gibi yalan söylüyorsun! Üç gecedir nereye gitsem karşıma çıkıyorsun. Evimin önünde seni gördüm. Dün mezarlığın oradaydın. Şimdi de burada!” İlyas'ın yüzü gerildi. Gaz lambasının titrek ışığı, gözlerinin altındaki koyu halkaları belirginleştiriyordu. “Buradan git.” Zeynep acı acı güldü. “Yine aynı bok. Herkes bana git diyor. Kimse tek bir doğru dürüst cevap vermiyor. Elif'e ne oldu? On beş yıl önce bu köyde ne yaşandı?” İlyas başını denize çevirdi. “Bazı şeyleri bilmemek daha iyidir.” “Benim kardeşim kayboldu, ihtiyar! On beş yıldır annem her kapı çaldığında Elif geldi sanıyor. Ben geceleri gözümü kapatamıyorum. Sen bana hâlâ bazı şeyleri bilmemek daha iyi diyorsun!” “Sesini kes!” İlyas'ın bağırışı rüzgârın içinde yankılandı. Zeynep bir an sustu. Yaşlı adam ilk kez korkmuş görünüyordu. Ama korktuğu şey Zeynep değildi. Denize bakıyordu. “Burada konuşmayacağız,” dedi. “Benimle gel.” “Bir adım bile atmam. Önce anlatacaksın.” İlyas cebinden küçük, paslı bir anahtar çıkardı. “Bu anahtar, yıllardır kapalı duran eski balıkçı deposuna ait. Kız kardeşinin kaybolduğu gece oraya götürüldüğünü biliyorum.” Zeynep'in nefesi kesildi. “Ne dedin sen?” “Beni tekrar ettirme.” “Elif orada mıydı?” “Bilmiyorum. Ama o gece depodan bir çığlık duyuldu. Sabah olduğunda kapı kilitliydi. İçeride kimse yoktu.” Zeynep anahtarı adamın elinden kaptı. “Peki bunu neden şimdi söylüyorsun, lan? On beş yıl boyunca neredeydin?” İlyas'ın gözleri doldu. “Çünkü o gece gördüğüm şeyi anlatırsam beni de senin kardeşin gibi ortadan kaldıracaklarını biliyordum.” Zeynep'in boğazı düğümlendi. “Kim?” İlyas cevap vermedi. Depoya doğru yürüdü. Zeynep de peşinden gitti. *** Depo, kıyının hemen gerisinde, yarısı toprağa gömülmüş eski bir taş binaydı. Kapısındaki zincir paslanmış, duvarlarına yosun tutmuştu. Çevresinde tek bir ev bile yoktu. İlyas anahtarı kilide soktu. Kapı açılır açılmaz içeriden ağır, çürümüş bir koku yayıldı. Zeynep burnunu kapattı. “Allah kahretsin, burada ne saklıyorlardı?” “Fenerini kaldır.” Zeynep ışığı içeri tuttu. Kırık ağlar, parçalanmış kasalar ve çürümüş tahtalar dışında ilk bakışta hiçbir şey görünmüyordu. Sonra duvardaki işareti fark etti. Kömürle çizilmiş, etrafında birbirine dolanan çizgiler bulunan bir daire… Ortasıysa Zeynep'in cebindeki yüzüğün üzerindeki sembolle aynıydı. “Bu ne?” diye fısıldadı. İlyas'ın yüzü bembeyaz kesildi. “Dokunma.” Zeynep elini duvara yaklaştırdı. “Bu işaret yüzükte de var. Elif'in kaybolmasıyla bunun ne ilgisi var?” “Dedim sana, dokunma!” İlyas kolunu yakalamaya çalıştı ama Zeynep geri çekildi. Tam o sırada deponun arka tarafından üç kez vurma sesi geldi. Tak. Tak. Tak. İkisi de donup kaldı. Zeynep fenerini sesin geldiği yöne çevirdi. “Orada biri mi var?” İlyas dudaklarını kıpırdattı ama sesi çıkmadı. Tak. Tak. Tak. Bu kez ses duvarın içinden geliyordu. Zeynep'in kalbi deli gibi atmaya başladı. “Bana bunun bir açıklamasını yap. Hemen!” İlyas geriye doğru sendeledi. “Buradan çıkmamız gerekiyor.” “Sen kafayı mı yedin? Bir ses duyduk diye kaçacak mıyız?” “Bu normal bir ses değil!” Duvarın arkasından bir kadın ağlaması yükseldi. Zeynep'in dizlerinin bağı çözüldü. O sesi tanıyordu. Çocukluğunda geceleri korktuğunda yanına gelen, saçlarını okşayarak onu sakinleştiren kız kardeşinin sesiydi. “Elif?” Ağlama kesildi. Ardından duvarın arkasından üç kelime duyuldu. “Abla… beni bul.” Zeynep gözlerinden yaşlar süzülürken duvara koştu. “Elif! Elif, beni duyuyor musun?” İlyas onu belinden tutarak geri çekti. “Yapma! Sakın cevap verme!” Zeynep çılgına dönmüştü. “Bırak lan beni! Kardeşim orada!” “Senin kardeşin orada değil!” “Az önce onun sesini duydum!” “Duyduğun şeyin Elif olduğundan emin misin?” Bu soru Zeynep'i bir anlığına susturdu. Duvarın arkasından yeniden ses geldi. Bu kez ağlamıyordu. Gülüyordu. Çocukça başlayan gülüş, birkaç saniye içinde boğuk ve korkunç bir kahkahaya dönüştü. Zeynep'in cebindeki yüzük birden ısındı. Acıyla irkildi ve yüzüğü çıkarmaya çalıştı. Fakat parmağına sıkışmıştı. “Lanet olsun! Çık şuradan!” İlyas'ın yüzündeki korku dehşete dönüştü. “Yüzüğü buraya getirmemen gerekiyordu!” Zeynep ona döndü. “Sen bu yüzüğü tanıyorsun!” İlyas cevap veremeden deponun kapısı şiddetle kapandı. Fener söndü. Karanlığın içinde bir şey Zeynep'in kulağına yaklaştı. Buz gibi bir nefes boynuna değdi. Ardından Elif'in sesi duyuldu: “Abla… Cihan'a güvenme.” Zeynep çığlık atarak yere düştü. Fener yeniden yandığında İlyas ortadan kaybolmuştu. Kapıysa içeriden kilitlenmişti. Zeynep titreyen elleriyle kapıya koştu, omzuyla vurdu. “Açıl lan! Açıl!” Tam o sırada arkasındaki duvarda ince bir çatlak belirdi. Çatlak büyüdü. Taşların arasından siyah, ıslak bir saç tutamı sarktı. Zeynep nefesini tuttu. Saçların ardından bir kadın eli çıktı. Parmakları insan eli gibi görünüyordu ama tırnakları simsiyah, derisi deniz dibinde uzun süre kalmış bir ceset gibi solgundu. El, yere düşen yüzüğe uzandı. Zeynep donup kaldı. Kadının yüzü duvarın içinden yavaşça belirdi. Ve Zeynep, gördüğü şey karşısında çığlık atmayı bile unuttu. Çünkü o yüz, on beş yıldır her gece rüyalarında gördüğü yüzdü. **Elif'in yüzüydü.** Fakat gözlerinin yerinde kapkara iki boşluk vardı. Kadın dudaklarını araladı. “Beni neden o gece burada bıraktın, abla?” Zeynep'in gözlerinden yaşlar boşandı. “Ben seni bırakmadım…” Kadın başını yana eğdi. “Öyleyse neden hâlâ yaşıyorsun?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD