Yıldızhan gözlerini araladığında, gri şafağın loş ışıkları perdelerin arasından sızıyordu. Başını yastıktan kaldırmadan sağ tarafına döndü. Orada, bembeyaz çarşafların arasında uzanan Zühre’yi izledi. Solgun yüzü huzurlu görünüyordu ama Yıldızhan’ın içi daraldı. Kalbine bıçak gibi saplanan bir pişmanlık, öfkeyle birbirine karışıyordu. Bir gecede mi oldu her şey? Yoksa bu an, yıllardır birikmiş günahlarının cezası mıydı? Kadının omzuna düşen bir tutam saçı parmaklarının ucuyla düzeltti, ama ona dokunduğunda kendi ellerinden tiksindi. Sert bir hareketle yataktan kalktı. Başında uğuldayan düşüncelerle banyoya yöneldi. Buz gibi suyun altında dururken nefesi kesildi, ama ne suyun serinliği ne de sabunun kokusu üstüne sinmiş geçmişi silebilirdi. Aynada kendi yüzüne baktı; gözlerindeki yorgunluk

