Güneş, ufukta kızıl bir kor gibi yükselirken, dağların eteklerinde yankılanan sert adım sesleri, toprağı titretiyordu. Çam kokusunun keskinliği, terle karışmış havada belirginleşirken, bozkırın sessizliği, sert ve kararlı bir sesle bozuldu: “KOMANDO! HAZIR OL!” Yüzbaşı Yıldızhan’ın sesi, rüzgârı kesen bir bıçak gibi havada yankılandı. Askerler, terli alınlarını silerek, gözlerinde çelik gibi bir kararlılıkla bir adım öne çıktılar. “BİR! KALKARSIN, DÜŞERSİN, TEKRAR KALKARSIN!” “İKİ! YORULSAN DA SAVAŞMAYA DEVAM EDERSİN!” “ÜÇ! DÜŞMANIN VARSA SENİN GÖLGENDİR!” “DÖRT! SEN KOMANDOSUN, SAVAŞI SEN KAZANIRSIN!” Askerler, Yıldızhan’ın her sözünü, bir emir gibi, bir yemin gibi gökyüzüne haykırıyorlardı. Çamurlu parkurda sürünerek, demir engelleri aşarak, terlerinin toprağa karıştığını hissetti

