Yıldızhan, düşman askerlerinin arasında dimdik duruyordu, ama omuzlarındaki yükün ağırlığı her geçen an daha da artıyordu. Kampta yankılanan kahkahalar, içini kemiren acıyı bastırmak için boğazına düğümlenen öfkeyi zorla geri itmesine neden oluyordu. Görevi açıktı: Bilgi toplamak, içeriden istihbarat sızdırmak ve günü geldiğinde düşmanı içeriden çökertmek. Ama bu görev, ruhunu lime lime ediyordu. Çünkü bu kampa girdiği ilk andan itibaren gözlerinin önünden gitmeyen bir görüntü vardı; demir parmaklıkların ardında yatan yorgun, bitap düşmüş esirler. Kimi açlıktan baygın, kimi zincirlenmiş, kimi ise artık acı çekmeye bile mecali kalmamış bir halde taş zeminde oturuyordu. Yıldızhan her gün o parmaklıkların önünden geçerken, başını dik tutmak, yüzünde soğuk bir ifade takınmak zorundaydı. Onlar

