Hazar'ın giyinme odasından çıkmasını beklemek yerine yanına ilerlediğimde midemin bulantısını fark ettim.
"Nil'e ne olduğunu biliyor musun?"
Kıyafet odasına girdiğimde Hazar'ın cam kapaklı dolabına bakıyor olduğunu gördüm.
"Bilmiyorum," diye mırıldandı askılıktan siyah bir parça çıkarırken "Sen de öğrenmeye çalışma."
Arkasında beden dilimle kınama tepkisi verdiğimde beni görmediğini idrak ederek konuştum.
"Öğrenmeye çalışma mı? En yakın arkadaşım öldü, benim yüzümden, gözlerimin önünde."
Hazar yanımdan geçip giyinme odasının kapısını kapatırken sabırsız bir şekilde nefes aldı.
"Bak, sürekli bunu dile getirip durma. Seni korumak yeterince zor ve sen daha da zorlaştırıyorsun."
"Zorlaştırıyor muyum? Neden sadece beni korudun? Neden...bütün arkadaşlarımı...korumadın?"
"Sen neden korumadın?" dedi oldukça suçlayıcı bir sesle "Sen neden o gün arabaya binip benimle gelmedin?"
Duraksadım, hareket eden duvardı ve bana çarpmıştı sanki, bedenimdeki bu hissin başka açıklaması olamazdı. Evet, bir şey bana çarpmış olmalıydı.
"Seninle gelmemem mi saçma?" dediğimde istemsizce bu konuda onunla hem fikir olmuştum, o gün onunla gitsem şuan tek zarar gören kişi ben olabilirdim, Erdem ve Nil yaşıyor olurdu, Seray ise tehlikede bile olmazdı.
"Peki...beni neden kurtardın?" dediğimde nihayet gözlerine bakma cesareti göstermiştim, filmlerdeki gibi güzel olduğun için diyemezdi, mesele bu olsa Nil'i kurtarırdı, bana aşık olmasına imkan yoktu çünkü yeni tanışıyorduk, iyiliğinden yaptıysa neden sadece bendim?
"Kendime geldiğimde...erkek arkadaşınızın öldüğünü söyledi abim. O gün...oraya sadece seni değil, ikinizi kurtarmaya gelmiştim."
Diksiyonunun bu kadar iyi olması garipti doğrusu. Hayır, garip olan bu değildi, giyinme odasında sakince benimle konuşmasıydı, konuşmamızdı.
"Babandan...korkuyor musun?"
Suratına un serpilmiş gibi şaşırmış bir ifadeyle bana bakarken sorduğum soru yüzünden kendimi kötü hissediyordum, burnumu sokmamalıydım değil mi?
"Ne?" dedi nihayet,
"Eğer ondan korkuyorsan, birlikte, onun açığını bulalım."
Odada ben yokmuşum gibi dolaplara doğru ilerlediğinde derin bir nefes aldım.
"Hazar," dediğimde çıldırtıcı bir yavaşlıkla bana döndü.
"Hazar mı? Kaç yaşındasın sen?"
Dalga mı geçiyordu?
"Ne yani?" dedim alayla "Sana abi dememi falan mı istiyorsun? Ya da Hazar Bey?"
"Hayır," dedi net bir sesle "Sadece babam sorarsa yaşını bilmek istiyorum. İsmimi söyleyince aklıma geldi."
Derince bir nefes daha aldım, doğuşumdan bu yana kaç yıl geçmişti? Hazar kaç yaşındaydı?
Bakışlarım yüzüne çıktı ve istemsizce onu incelemeye başladım, saçları alnına dökülmüştü ama kaşlarını tamamen kapatmamıştı. Gözlerinin sonu hafifçe çekikti, kahverengi gözlerinin arasına karışmış olan yeşil kısım oldukça dikkat çekiciydi, teni beyazdı ama solgundu.
Onu arabadan indiğinde ilk gördüğümde etkilenmediğimi söylemem yalan olurdu, aptal iddiaya bu kadar uyum sağlamam da bundandı ama şimdi baktığımda gördüğüm, güzel bir adamdan ziyade ölümdü.
Onu gördüğümden beri üç kişi benim yüzümden ölmüştü.
"Yirmi yaşındayım..." diye fısıldadım sadece gözlerine odaklanarak. Sadece yirmi, birkaç güne kadar kendimi oldukça büyümüş hissederken şimdi okumayı yeni öğrendiğim yaştaydım sanki.
"Yirmi mi?" dedi düşünceli bir sesle "Bu kadar küçük olduğunu...düşünmüyordum."
Duraksadım daha büyük gösterdiğimi genel olarak duyuyordum ve bu benim için pek şaşırtıcı değildi.
"Neyse," dedi Hazar ardından elindeki siyah uzun kazağı bana uzattı.
"Üzerine çekidüzen verelim."
"Neden? Bunları yapan baban değil mi? Beni böyle görmesinde yanlış olan ne?"
Pekâlâ şansımı zorladığımın farkındaydım.
"Sen bilirsin, kanlı pantolonla ve içini gösteren atletle sofraya oturmak istiyorsan buyur çekinme."
Ellerimi hızla önüme kapattım. İçimi mi gösteriyordu? Kanlı pantolon sorun değildi ama içini gösteren atlet sorundu.
Ellerimi çekerek üzerime baktım, içimde sütyen vardı, en fazla onu gösterirdi. Yine de bu rahatsız ediciydi.
"Gömleğimi yırtmadan önce düşünseydin." dedim kinli bir sesle,
"İsteyerek yapmadım."
"Ama yaptın?"
Kazağı kafama attığında dudaklarım şaşkınlıkla aralandı.
"Ben çıkıyorum, odadayım. Keyfin nasıl istiyorsa öyle çık biraz daha yanında kalırsam seni kurtardığıma pişman olacağım."
Giyinme odasından çıktığında arkasından şaşkınca bakındım bir süre. Kazağı kafama atıp bana rest çekmişti?
Bakışlarım dolabın cam kapaklarına düştü, yansımamda oradaydı, kambur duruşumu düzeltirken karnıma ağrı girdi.
Hazar'ın sevgilisi gibi davranıp, güvenlerini kazanıp içlerine sızabilir miydim? Hazar'a onu seviyor gibi davransam buna inanır mıydım? Kale içtende fethedilebilirdi değil mi? Elbette, oğlu beni severse, babası da beni severdi. Prensi kuklasına çeviren, kralı da tahtından ederdi.
Hızlıca banyoya ilerledim, kapısını kapatıp, kilidini tok bir sesle çevirerek kilitledim. İlk izlenim her zaman önemliydi, gerçi adam beni öldürtmek için elinden geleni yapmıştı bunun onun için pek bir önemi yoktu.
Banyonun kapısı ardı ardına birkaç kez tıklanırken olduğum yerde zıpladım, kanıma endişe salan sese karşın çabucak kilidi çevirip, kolu indirdim.
"Rana," dedi Hazar kapıyı itekleyerek "Polis geldi."
"Eyvah!" dedim tepkime engel olamayarak "Ben...senin adını söylemiştim."
Ellerimi dudaklarımın üzerine koydum.
"Ne yaptım dedin?"
"Ben adını söylemek üzereyken beni kaçıran adamlar içeri girdiği için söylemedim sanıyordum ama olayları anlatırken adını söyledim."
"Rana," dedi sakin kalmaya çalıştığını hissettiren bir tonda "Ne kadarını anlattın?"
Onu ilk gördüğüm zamankiyle aynıydı bakışları, kendimi büyük bir kabahat işlemiş gibi hissediyordum. Ve utanmış.
Aynı hisler, aynı kişiyle, aynı bakışlarla karşıma dikilmişti fakat şimdi olay bambaşkaydı. Keşke tek endişem ondan numarasını istediğim için alacağım tepki olarak kalsaydı.
"Hepsini sanırım..."
Mırıldanışımın arkasından derin bir nefes aldı.
"Sakın banyodan çıkma." dedikten hemen sonra gitmek için hareketlenmişti ki bana doğru döndü,
"Polise anlattığını kimseye söyleme."
Hiçbir şey söyleyemeden yanımdan ayrıldığında merakıma yenik düşerek banyodan çıktım, odaya geçip cama doğru ilerlediğimde odanın içine düşen kırmızı mavi ışıklar gözümü aldı.
Dışarıya doğru bakmak için cama doğru eğildim, kapının girişi sol tarafta kalıyordu. Polis arabalarının yarısı görünüyordu onların önündeki yüz ise tanıdıktı.
Onur Amir.
Kapıya kadar aralıksız koşarsam yanına kadar gidebilir miydim?
Denemeliydim, anlaşılan o ki yalnızca Hazar'ın beni korumaya çalışmasıyla olmayacaktı. Polis eve kadar gelmişken bundan sonra ölmeden çıkmam mucize olurdu.
Evet.
Gitmek için hızla arkama döndüğümde boynuma tek hamlede yakalayan evin sahibine baktım.
Barlas'a.
Bu adam benden ve boynumdan ne istiyordu?
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
Ellerine yapışarak başımı hafifçe geriye doğru yatırdım.
"Banyoya..."
Beni kendine doğru çektiğinde nefes almakta zorlanıyordum, boynumu sıkmadan konuşamaz mıydı?
"Hepsi oyundu değil mi?"
Ne diyordu bu adam? İmalı konuşmak yerine dümdüz neyi kastettiğini söylese olmaz mıydı?
"Ne...oyunu?"
Beni sertçe sarstığında acıyla yüzümü buruşturdum, kocaman avucunun içinde hapsolan ince boynum isyan ediyordu.
"Kardeşimi neden kandırıyorsun?"
Söylediğine şaşırmak istedim ama nefes almakta o kadar zorlanıyordum ki hücrelerim bu oksijensizliğe karşı çalışmayı reddediyordu.
"Bırak..." dedim patlamak üzere olan şakak bölgemle "Bırak..."
Bırak dememle beni bırakmayacağını bilecek kadar bilincim yerindeydi ama yapabileceğim tek şey buydu, mantıksız olsada bir şeyler yapmak, hiçbir şey yapmamaktan iyidir değil mi?
"Bu sefer elimden kurtulamazsın."
Boynumu biraz daha sıkarken bakışlarının cama kaydığını hayal meyal görmüştüm hemen ardından odaya giren Hazar'ı.
"Abi!"
Bize doğru adımladığında abisi hiç düşünmeden beni ona doğru fırlattı.
Kelimenin tam anlamıyla beni fırlattı.
Onun kuvvetinin hızına yetişemeyen ayaklarım bocaladı ve bedenim, bir duvara çarpar gibi Hazar'a çarptı.
Tek fark onun beni tutan bir duvar olmasıydı.
"Ne halt ediyorsun?!"
Hazar'ın bağırdığını duyduğumda ikimizde yere çökmüştük, beni bırakmayıp tutmaya çalıştığı için dengesini kaybetmişti. Boğazımı yırtacak kadar güçlü öksürük dalgası ciğerlerimden dışarı çıktığında nefes almakla öksürmek arasında gidip geliyordum.
"Polisi buraya kim getirdi sanıyorsun?"
Abisinin bağırışı o kadar kuvvetliydi ki kaburgalarım titremişti. Öksürüklerimin neticesinde Hazar'a çarpmam da cabasıydı.
"Rana değil." dedi Hazar kendinden emin bir sesle "Benim yüzümden, onu buraya getirirken bizi takip eden birileri vardı."
Gözlerim yavaşça kapanırken Hazar'a tutunmaya çalıştım fakat parmak uçlarım uzun zamandır soğukta kalmış gibi uyuştu ve elim kucağıma düştü.
Büyük bir karanlık son birkaç cümleyi de sinesine çekerek her şeyi örttüğünde bilincim tamamen kapandı.
1 SAAT SONRA...
Gözlerimi araladım fakat karanlıktan başka bir şey göremedim, neredeydim ve ne haldeydim hiçbir fikrim yoktu. Diri diri gömülmüş müydüm? Hayır, toprak kokusu almıyordum, arkadaşlarımın aksine henüz ölmemiştim.
Birisinin duvara vurduğunu duyduğumda yattığım yerden doğruldum, üzerinde yattığım şey bir yatak mı yoksa kanepe miydi anlayamamıştım.
"Kim var orada?"
Karanlıkta ki mırıltım kendimi dahi rahatsız ediyordu, sanki görünmez bir el çıkıp beni boğacaktı.
"Buraya gel..." diye fısıldadı sağ tarafımdaki ses "Gel ve mumunu al..."
Mum mu? Ne mumundan söz ediyordu? Uyanık mıydım yoksa rüyada mı?
"Göremiyorum."
"Sesi takip et..."
Duvara tıklamaya devam ettiğinde dediğini yaparak temkinli adımlarla o tarafa doğru adımladım, ellerim duvara çarptığında durdum fakat tıklama devam ediyordu.
"Geldim," dedim onun aksine yüksek sesle "Neredesin?"
"Duvarın arkasında." dedikten sonra ayaklarımın dibine düşen şeyi hissettim.
Olduğum yerde çökerek kalın ama boyu kısa olan mumu aldım. Ellerimin hemen üzerine şıngırdayarak düşen küçük kutuyu da aldım.
"Kibritin kenarındaki kav biraz yıprandı..." diye mırıldandı "Biraz zor yanabilir."
Kibrit kutusunu ters açtığımı içindeki kibritlerin dökülmesiyle fark etmiştim. Yerden bir çöpü alıp, kibrit kutusunun kenarındaki yere sürttüğümde yanmamıştı.
"Yanmıyor."
"Dedim ya, kavı eskidi, biraz uğraştırır."
Birkaç kez daha denedim, olmadı. Karanlığı kabullenmek işime gelmiyordu bu yüzden bir kez daha denedim ve yandı. Yarısı erimiş olan mumu yaktığımda ortamı cılız ışığıyla az da olsa aydınlattı.
"Hazar seni neden buraya getirdi?"