İddia ☾ I

1443 Words
Elimdeki çatalı sakince tabağıma yasladığımda kızlar gülüştü. "Demiştim, çok yakışıklı!" Gözlerimi kaldırıp, ileriye doğru baktığımda BMW'den inmiş, oturduğumuz kafeye doğru gelen kumral çocuğa baktım. Züppe durmuyordu hatta aksine iyi aile çocuğu gibi görünüyordu, temiz ve şık bir giyime sahipti. Krem kumaş pantolon üzerine beyaz gömlek giymiş, gömleğin üzerine de krem, kahverengi baklava deseni olan bir süveter giymişti. "Numarasını almak zorundasın." dedi Eylül keyifle, Nil'in bakışları bana kayarken başımı sağa sola sallamak istedim ama oyun bozanlık yapmak istemiyordum. "Bana numarasını verir mi sizce?" dedi Nil gözlerini devirerek "Tam bir ana kuzusu." "O kadar emin olma," dedim Nil'e bakarak "Ve sen çok güzelsin, senden etkilenmeyecek erkek yoktur herhalde." Kumral saçlarını omuzlarının gerisine atarak derin bir nefes aldı, mavi gözleri kafede dolandı, çantasından çıkardığı parlatıcıyı, şekilli dudaklarına sürdüğünde onu izliyordum. Güzel ve zarifti, ellerinin hareketleri bir kuğu gibiydi. "Gidiyorum." Sandalyeyi geriye iterek cilveli bir şekilde yürümeye başladığında bakışlarım önümdeki tabağa indi. Ortamdan istemeyerek de olsa kendimi soyutladığımda, çatalda dolandı bakışlarım, acaba nasıl bulunmuştu? İlk bulan insan ne düşünmüştü? Ben, dünyadaydım, başkasının bulduğu ve herkesin hayatını kolaylaştıran çatal ile tatlı yemiştim, şimdi vücudum onu sindirmekle meşguldü. Ve beynim oraya buraya uçuşan düşüncelerimi yakalayıp, ortalığı sadeleştirmeye çalışıyordu. "Rana," Kendime gelerek Eylül'e baktığımda parmağıyla Lina'yı gösterdi. "O seslendi." Lina'ya baktığımda gülerek serçe parmağını bana uzattı. "Seninle de bir iddiaya girelim. Bir araba seç, gelen ilk üç arabadan genç birisi inerse telefon numarasını isteyeceksin." Duraksadım, bu çok saçmaydı ama üçü yaparken reddetmek onlarla aramı açar mıydı? Lina'nın sedefli, pembe protez tırnaklarında dolandı bakışlarım. "Tamam," dedim eğlenceli olabileceğini umarak "O zaman...Range Rover. O arabadan inen genç birini daha hiç görmedim." Eylül başını sallayarak konuştu "Eşeğini sağlam kazığa bağladı, ben de hiç görmedim." Lina parmağını katladıktan sonra dudak büzerek arkasına yaslandı, pek memnun olmuşa benzemese de oyunbozan ben değildim. "Bakalım, inşallah genç birisi iner ve Rana ilk aşkıyla tanışır." Gülecek gibi oldum ama hemen sonra kafenin önündeki caddede duran Range Rover ile duraksadım, kanım damarlarımın arkasında çalkalanırken yutkunmaya çalıştım. Eylül ve Lina aynı gerginlikle beklerken arabadan olgun bir kadın inmişti, rahatlayarak arkama yaslandığımda masaya dönen Nil'e bakıyordum. "Ne oldu?" dedi Lina heyecanla "Numarayı aldın mı?" Nil asık bir yüz ifadesiyle arkasına yaslanıp telefonu masaya koydu. "Rezil oldum, yerin dibine soktu beni, sapık bile dedi ağlamak üzereyim." Yüzündeki ifade söyledikleriyle uyumlu olsa da ben yalan söylediğini seziyordum. "Nerede o züppe herif?" diyerek ayaklanan Eylül'ü tutan Nil'e bakarken o çoktan sırıtmıştı. "Sakin ol, şakaydı. Aldım numarasını ve sadece numarasını değil." Telefonunun ekranını açarken ben onları izliyordum. Lina, hepimizden bağımsız olarak kızıldı, gür ve beline kadar inen saçlara sahipti, teni bembeyazdı ve gözleri maviydi, tıpkı masaldaki deniz kızı Ariel gibiydi. Eylül ise simsiyah saçları, buğday teni olan bir kızdı, kirpikleri makyajsız bile takma kirpik gibiydi, yeşil gözleri ve dolgun dudaklarıyla gerçekten güzeldi. Ben...ben ise... "Rana!" Koluma yapışan Eylül ile irkilerek ona baktığımda o ileriyi gösteriyordu, görüş açıma önce siyah, yeni yıkandığı belli olan bir Range Rover girdi daha sonra ise açık kapısından çıkan genç bir erkek. Kızların sesli gülüşleri kafedekilerin bize rahatsız olmuş bakışlar atmasına sebep olurken sanki çok fazla çikolata yemiştim ve şimdi boğazım kaşıntıdan beni öldürmek üzereydi. "Hadi, git ve numarayı almadan gelme." dedi Nil keyifli bir sesle, onlar kadar şanslı olabileceğimden şüpheliydim ama ilk kez bu arabadan genç birisi iniyordu. Acaba...gerçekten ilk aşkımla...tanışıyor olabilir miydim? Yavaşça telefonu alarak ayağa kalktığımda omuzlarıma basan küçük insanlar ayaklarıma dökülmüştü. İçimdeki bu kötü hissin sebebi sosyal fobim miydi yoksa evrenin bir uyarısı mıydı? Range Rover'dan inen genç adama doğru ilerlerken avuç içlerim çoktan terlemeye başlamıştı. Kızların arkamda gülerek beni izlediğini biliyordum onlarla böyle bir iddiaya girmem yeterince saçmayken böyle birisinin böyle bir arabadan inmesi daha saçmaydı. Parmaklarında yüzükler vardı, elinin hemen üzerinde gülümseyen emoji dövmesi de dikkatimden kaçmamıştı. Telefonla konuştuğu için arabanın önünde durmuş, bedenini kaputa yaslamıştı. Üzerindeki siyah uzun kaban o kadar kaliteli duruyordu ki sadece ona bakmakla ben bile ısınmıştım. Alnına dökülen saçlarının altındaki gözleri uzaklara bakarken korkuyla yutkundum. Onun gibi birisinden nasıl numarasını isteyecektim? Telefonu kapattığında derin bir nefes aldı fakat bunu yapan benmişim gibi karşısına geçtim. "Şey...rahatsız ettiğim için kusura bakmayın." diyerek söze başladığımda keskin bakışları beni buldu, vaktini harcayacağım için şimdiden suçlu hissetmiştim. "Arkadaşlarımla bir iddiaya girdik, kulağa saçma gelecek ama sizden telefon numaranızı...isteyecektim." Kaşları çatıldı fakat saçları onları örttüğü için sadece daha da keskinleşen ve memnun olmayan gözlerini gördüm. "Çocuk oyununa zamanım var gibi mi duruyor?" Çabucak başımı iki yana salladım. "Hayır elbette yoktur. Ben sadece almış gibi yapıp hemen gideceğim yoksa..." arabadaki hareketlilik ile gözüm ön camdan içeri kaydı ve elleri bağlı, yüzü kan içerisinde dudaklarının üzeri gri bantla kapatılmış adam görüş açıma girdi. Yapabildiği tek hareket elleriyle önümdeki genç adamı gösterip yardım istemekti. Kalbim en az arabadaki adam kadar korkuyla atarken yutkunarak geriye doğru bir adam atmak istedim fakat ayaklarım da bakışlarım gibi olduğu yere mıhlanmıştı. "Yoksa?" Bakışlarım ağır ağır karşımdaki genç adama kaydı, arabadaki adamı gördüğümü fark etmiş miydi? Koşmalı mıydım? Hayır o zaman çevremdeki herkes tehlikeye girerdi, kızlara bakıp o yardım hareketini yapsam? "Önemli değil. Rahatsız ettim kusura bakmayın." Gözleri kısıldı, bildiğimi bilmiyor gibi yapmama rağmen o bildiğimi biliyordu. Gördüğümü görmemiş gibi yapmama rağmen yalan olduğunu seziyordu. Korkuyordum. Hem de çok. Elimdeki telefonu çekip yüzüme tuttu ve yüz tanıma kilidiyle ekranı açtı, numarasını kibar olmayacak şekilde tuşladıktan sonra yeşil arama tuşuna bastı ve cebindeki telefonu sıradan bir melodiyle çalmaya başladığında aramayı sonlandırdı. Sertçe yutkunarak ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalıştım ama o bana düşünme fırsatı vermeden telefonu uzattı. "Al, numaram." Bakışlarımı yere indirip, elindeki telefonu tuttum, gitmek için telefonumu kendime çektiğimde arabadaki adamın cama vurduğunu duydum ama korkudan bakışlarımı kaldıramadım. Kulağa çok bencilce ve kötü gelecekti ama en azından birimizin kaçması daha iyi olurdu değil mi? Karşımdaki çocuk telefonumu vermemek için diretirken son bir kez daha çektim. "Şayet şimdi böyle gidersen," ona bakamadım ya da kızlara dönemedim, öylece kaldım "Kime ne söylediğini bilmediğim için herkesi öldürmem gerekecek." Ne yapacağımı bilemedim, çekiştirdiğim telefonum güçlü olsam şimdiye bir kağıt gibi ortadan ikiye ayrılmış olurdu. "Ya da benimle gelirsin." dedi diğer cümlesine göre daha kısa ve net bir şekilde. Onunla gitsem ne olacaktı? Nereye götürecekti beni? Gitmezsem gerçekten herkesi öldürür müydü? Bir katile benzemiyordu ama hangi katil...katile benzerdi ki? Başımı yavaşça kaldırdım, telefonumu da aynı yavaşlıkla bıraktım. "Bana...neden böyle davranıyorsunuz?" Bakışları çehremde dolandı, olabildiğince inandırıcı bir ifade takınmaya çalışsam da gözler kalbin aynasıydı ve yaşlar kirpiklerimi yenmek üzereydi. "Gördüğünü biliyorum." Güçlü durmaya çalışarak yalanımı devam ettirdim "Neyi?" Bana doğru bir adım attı, geriye doğru adım atmak istedim ama ilk kez bu kadar korkuyordum ve vücudum kendini kapatmıştı, tıpkı bir heykel gibiydim. Önüme düşen saçlarımı, iki eliyle zahmetsizce omuzlarımın arkasına doğru iteklediğinde bedenim titredi ama dışarıdan görülmedi. Kulağıma doğru eğilerek memnuniyetsiz bir sesle konuştu. "Arabadaki adamı gördün ve hatta duydun değil mi?" Eğildiği için omzunun hemen üzerinden arabanın ön camını ve ön camdan içeriyi görüyordum, adam çaresizce cama yapışmış izin istiyordu ve araba sağa sola sallanıyordu. Arkadaşlarıma bakmak istedim, onlardan yardım istemek ama tam sağımda eğilmiş öylece duruyordu daha da kötüsü bana dönmüş gözeneklerimi görecek kadar yakından bakıyordu. Midem bulanmaya başladığında anne diye ağlamak istedim, ağlayayım ve bir yerden çıkıp beni kurtarsın. Sadece numara almak isterken battığım bu çamurdan beni çıkarıp alsın. "Tamam," dedim çaresizce "Geleceğim." Rahatlamış bir şekilde doğruluğunda telefonumu bana uzattı. "Söz dinlersen, anlaşabiliriz." Başımı esefle aşağı yukarı sallayarak telefonu aldıktan sonra arabanın kapısına doğru yürümeye başladım, neyse ki beni bindirmek yerine sürücü koltuğuna doğru geçmek gibi bir hata yapmıştı. Kapının koluna uzanır gibi yaparken arabanın kilitlerini açtığında yola hiç bakmadan atladım ve karşıdaki caddeye koştum. Bir katilin elinde meçhul bir gelecekle sürünmektense kaçarken araba çarpması daha mâkul bir seçenekti. Arkama hiç bakmadan olabildiğince hızlı ve kalabalığın içine karışarak koştuğumda arabamı arıyordum, anahtar yanımda değildi ama arabama ulaşırsam sanki her şey daha kolay olacaktı. Gözlerimdeki yaşlar garip bir şekilde akmadan kururken arkama bakma cesareti göstermiştim, kalabalığın içinde bana bakan korkutucu gözler yoktu ya da peşimden koşan biri. Öylece gitmeme izin mi vermişti yani? Hayır bir gariplik vardı. Sağıma soluma dikkatlice bakındım, bankta oturmuş bana bakan adamdan şüphelendim ama sonra yolun ortasında durmuş, insanların yolunu keserken etrafa bakındığım için beni kınadığını fark etmiştim. Gerçekten de peşimden falan gelmiyordu. Telefonum çalmaya başladığında ekrana bakmaya cesaretim yoktu, o arasa bir tuşla reddedebilecek gücüm olacak olmasına rağmen. "Rana!" Korkuyla bana seslenilen tarafa döndüğümde Nil'i endişeli bir şekilde bana koşarken görmek bütün gücümü kaybetmeme sebep oldu ve sertçe yere düştüm, kaldırıma koyduğum ellerimle ona bakarken gözlerimde kuruduğunu sandığım yaşlar çok daha güçlü bir şekilde geri geldi. "Rana!" Nil hızla yere çöküp kollarını omuzlarıma sardığında kollarına tutundum, endişeyle beni göğsüne basarken ne diyeceğimi bilemez halde öylece yaşları akıttım. "Nil...o...o..." O kim? O kimdi? Elinin üzerindeki gülen yüz dövmesi hatırıma düşerken toparlanmaya çalıştım, "Polise gitmeliyiz." "Ne?" dedi Nil geri çekilirken "Bekle, önce arabaya gidelim Rana." Beni kaldırdığımda ikimizin çantasını aldığını görmüştüm, arkamdan neden koşmuştu? Ya o çocuk arkamdan gelseydi? Yoksa geldiği için mi koşmuştu? "Rana hadi!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD