İddia ☾ II

1555 Words
Beni hızlı hızlı çekiştirirken elini tutarak, allak bullak olmuş bir kafayla peşinden gittim, nihayet arabama geldiğimizde çantamı bana uzattı, uzatmadan önce içerisinden anahtarı çıkarmayı ihmal etmemişti. "Kızlar nerede?" dedim uyuşan parmağımla düğmeye basıp kapıları açarken, "Gittiler." dedi Nil düşünceli ve endişeli bir sesle. Arabaya bindiğimizde ellerimi direksiyona koyarak birkaç derin nefes aldım, mantıklı düşünmeliydim ama kendisi çoktan terk etmişti beni, düşün Rana, ne gördüğünü, konuştuğunu. "Ne oldu orada?" dedi Nil meraklı bir sesle, "Ben numarasını aldım...daha doğrusu almadım...ben ondan numarasını istemeye gittiğimde arabada birisi vardı, yüzü kan içindeydi ve gri bantlarla..." Duraksadım, arabada gördüğüm kişinin yaşıtımız olduğunu idrak ettiğimde bedenim sarsıldı. "O...adam gördüğünü biliyor mu?" "Evet, numaramı aldı ve arabaya binmemi söyledi yoksa çevremdeki herkesi öldüreceğini." Ellerim titremeye başladığında Nil uzanıp bacağıma dokundu. "Biliyorum korkunç bir şey yaşadın ama sakinleşmeye çalış." Derince bir iç çekip nefesimi tuttum. On saniye boyunca böyle duracaktım. On. Dokuz. Sekiz. Yedi. "Şayet şimdi böyle gidersen." Altı. "Kime ne söylediğini bilmediğim için herkesi öldürmem gerekecek." Beş. Dört. "Arabadaki adamı gördün ve hatta duydun değil mi?" Gözlerim kocaman açıldı, arabanın anahtarını hızlıca yuvasına yerleştirdiğimde Nil şaşkınca elini bacağımdan çekti. Isınmaya çalışan motora aldırmadan arabayı yola çıkardığımda kalbim kaburgalarımı kırmak üzereydi. "Nereye gidiyoruz?" "Söz dinlersen, anlaşabiliriz." Başımı iki yana sallayarak kafamdaki sesi susturmaya çalıştım, öyle ya da böyle onunla başımın belaya gireceği aşikârdı en azından şansımı deneyebilirdim. "Karakola." Kırmızı ışıklarda sabırsız bekleyişlerim, geciken vites atışları ve bağıran motorla nihayet karakolun önüne geldiğimizde kontağı çevirip arabayı kapattım. "Rana." dedi Nil gergin bir sesle, "Söyleyeceklerim için beni yargılama ama acele etmesek mi?" Şaşkınca ona döndüm. "Ne?" "Yani, ne olup bittiğini bilmiyoruz, ya durduk yere başımızı belaya sokarsak?" "Sen benimle gelmiyorsun birincisi," dedikten hemen sonra iç çektim "İkincisi arabada yaralı ve yardım isteyen birisi vardı bunun nasıl mantıklı bir açıklaması olabilir?" "Belki, yaralı olan kişi kötü birisidir. Ne bileyim, kitaplardaki gibi intikam meselesi falandır." Duraksadım, aşırı duyarlı ve saf olan o salak kız karakter ben miydim? Hayır belki de evet. "Yine de..." dedim az önceki karaktere giriş yapıyor gibi "Buna göz yummamız doğru olur mu?" Pekâlâ, yakın arkadaşlarımın söylediklerine göre kararları etkilenen o insanlardan olabilirdim. "Bilmiyorum en azından yarına kadar beklesek mi?" Başımı iki yana salladım, yarına kadar yaşar mıydım ondan bile emin değildim. Kapıyı açıp Nil'i arabada bırakarak dışarı çıktığımda soğuk bir rüzgar esti. Güz aylarında hava bir garipti, mont ile terliyor, ceketle üşüyordum. Yapmam gerekeni hatırlayarak birkaç adım attığım karakol binasına bakarken damarlarımda kan değil korku akıyordu. Sanki o binaya bir girişim ve sonra çıkamayışım olacaktı. Birkaç adımı daha zar zor attıktan sonra devam edemedim, korkuyordum, geriye döndüm, arabadan bana bakan Nil'e baktım. Kaderimiz, karar verdiğimiz anlarda şekillenirdi bana göre ve şimdi vereceğim karar beni sert köşeli bir şekille mi baş başa bırakacaktı merak ediyordum. Arabaya geri döndüm, sürücü koltuğuna oturdum, ellerimi direksiyona, ayaklarımı pedallara koydum, soluklandım. "Çok korkuyorum Nil." Fısıltım, kar yağan bir günde yakılan kibritin sıcağı kadar güçsüzdü. "Öyle korkuyorum ki, arabadaki yardım isteyen kişinin varlığını inkâr ediyorum içimde." Hiçbir şey söylemedi, bu manalı yalnızlık beni daha da suçlu hissettirirken vicdanımla korkum arasında savaş başladı. Korku mu daha güçlüdür vicdan mı? "Eve gidelim," dedi Nil savaşımı bitirmek ister gibi "Sadece bir gün, sonra ne yapacağımıza karar veririz. Öldürecek olsa, neden arabada o şekilde tutsun ki? Hem de başkalarının görme ihtimali çok yüksekken." Vicdanım tutunacak bir şeyler aradığı için olsa gerek rahatlar gibi oldu. Sükunetin kucağına geçerek arabayı çalıştırdım ve az öncekine göre sakin bir yolculukla bizi eve getirdim. Arabadan indiğimde bu kez karşımda evim vardı, annemi arayıp başıma gelenleri söylemeli miydim? "Bu gece benimle kalmak istediğine emin misin?" "Evet." Nil kararlı adımlarla binaya yürümeye başladığında arkasından onu takip ettim. Numaramı alan gencin böylece gitmeme izin vermeyeceğine emindim ama aklından tam olarak ne geçtiğini tahmin edemiyordum çünkü ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyordum. "İlk kez bir erkekle iletişim kurdun ve sonuç çok garip." dedi Nil bina kapısının şifresini girerken, "Hem başarılı hem de fiyasko." Eklemesine karşın kaşlarımı çatarak binaya girdim, açık renkli parlak mermerlerde dolandı bakışlarım, asansör kapısına yürürken çöpleri çıkaran görevliye selam verdim. "Böyle bir durumda, olanlar komik gibi bahsetmen daha garip." dedim dokuzuncu katın düğmesine basarken "Farkında olduğundan emin değilim ama peşimde bir katil var." Asansörün kapısı kapanırken Nil gözlerini devirdi, bir anda bu rahatlık nereden gelmişti? "Bence peşinde değil, sen koşup gittiğinde arkandan bakmadı bile arabaya binip gitti." "Ne? Yani...umursamadı mı?" "Hayır, o yüzden anlam veremedim çok endişelendim. Kötü bir haber aldın falan sandım. Böyle bir şey olduğu aklıma dahi gelmedi." "E ama arabası sallandı onu da mı fark etmediniz?" "Hayır, tamamen sana odaklıydık." Asansörün kapısı açıldığında düşünceli bir şekilde adımladım, varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu belliydi, onu polise ihbar etsem bile elime bir şey geçer miydi? Güç. Gücün kaynağı tam olarak neydi? Para mı? Çevremizdeki insanlar? Kas gücü? "Rana." Karşımda duran çelik kapıya baktım o da bana bakıyor gibiydi. Çantamı açarak içerisinden hiçbir aksesuarı olmayan anahtarı çıkardım. "Sana bir anahtarlık alacağım gerçekten." Hiçbir şey söylemeden anahtarı yuvasına yerleştirdim, sağa doğru çevirdiğim anahtar beraberinde bir kaç takırtı çıkararak kapıyı açtığında Nil vakit kaybetmeden ayakkabılarını çıkarıp bekledi. "Düşünsene sosyal deneymiş, sen kaçtın diye linç yiyormuşsun." "Keşke öyle olsa," diye mırıldandım içeri girip kapıyı kapatırken "Birisinin benim bencilliğim yüzünden ölmesindense ömrümün sonuna kadar linçlenmeyi yeğlerim." Nil yavaşça dönüp yüzüme baktı, bakışları epey şaşkındı, olayın vahametinin farkında değildi. Birisi, bir insan, bugün benden yardım istemişti, ben kaçmış dahası ona halası verebilecek güce sahipken polise gidememiştim. "Ya o kişi ben olsaydım Nil. Ya arabadaki kişi ben olsaydım?" Söyleyecek bir şey bulamamıştı, farkındalık bir un gibi yüzüne saçılıp teninin rengini soldurduğunda elimdeki çantayı olduğum yere bıraktım. "Biliyorum kulağa saçma geliyor ama gri bantlarla bantlanmıştı, yüzü gözü kan içindeydi. Delirmiş gibi birbirine yapışmış elleriyle önümdeki adam gösterdi, gözlerindeki korkuyu görmek için ruh okuyucu olmaya gerek yoktu." Nil durduğu yerde beni dinlemeye devam ediyordu. "Ben...korktum, arabadaki adam kadar değil ama korktum, kendime ölmek istemiyorum en azından birimiz kurtulsun, diğerinin şansı olur dedim ama ona bu şansı tanımadım." "O anda kim olsa aynısını yapardı." "Mesele kaçmam değil zaten, mesele polise gidip geri dönmem, bir gün beklemeyi mantıklı bulmam. Yirmi dört saat ölümle savaş birisi için...çok uzun bir süre." "Ne yapmak istiyorsun Rana? Polise gittiğinde her şey çözülmüş mü olacak? Sana inanacaklar mı? Arabanın plakası ne? Elinde kanıt olarak ne var?" "Kafenin...kamera kayıtları? Siz? Numarası bunlar yetmez mi?" "Biz mi? Bizi neye şahit tutacaksın? Biz bile değil ben, o da senin söylediklerine göre, polis bana neden inansın ki?" "Nil sen kimin yanındasın?" diye sordum sert bir sesle "Katilin mi? Benim mi? Kötü birisi değilse beni niye yanında götürmek istedi? Polisin inanmaması bizim suçumuz olmaz en azından deneyemez miyiz?" Saçlarını karıştırarak derin bir nefes aldı, ağır mı konuşmuştum acaba? "Ben senin yanındayım ama öylece polise gidip ifade veremem Rana." "Ben yalancı mıyım?" Başını hayal kırıklığına benzer bakışlarla iki yana salladı. "Öyle bir şey demedim, ben de korkuyorum tamam mı? Üstelik kamera kayıtlarında ben yokum bile, sadece yarına kadar bekleyemez misin? Başını henüz senden haberi olmayan bir belaya sokmandan korkuyorum." Hiçbir şey söylemedim, söyleyemedim, başım daha ne kadar belaya girebilirdi ki? Nil'in telefonu çalmaya başladığında aramayı cevaplamak için salona doğru yöneldi, ışığı açıp kapıyı aralık kalacak şekilde kapattığında aranın ışığını kapatarak odama geçtim. Açtığım ışık odamı duvarlarına çarparak eşyalarımı aydınlattığında sabah özenle kapattığım yatağıma baktım, üzerindeki yastıklarıma ve peluş birkaç oyuncağa. Babamın benim için yaptığı bambu kıyafet dolabına baktım, bambu çalışma masama ve komodine. Birileri bugün evladını kaybetmek üzereydi, birisi sıcak yatağında bir daha yatamayacaktı ve ben burada durmuş...kendime acıyordum. "Rana," Odamın kapısına doğru döndüm, Nil saçlarını omuzlarının gerisine doğru attı. "Erdem geldi, aşağıda, konuşmak istiyor. Onun yanına ineceğim beni bekle, geldiğimde güzelce konuşup ne yapacağımıza karar verelim olur mu?" Başımı salladığımda bana munis bir gülümseme vererek gözden kayboldu, çok kısa süre sonra dış kapının açılıp kapanma sesini duydum. Geçip köşedeki krem, çiçeği andıran puf koltuğa oturup içine doğru gömüldüm. Annemle, babamı arayıp anlatsam daha mı iyi olurdu? Ya da Kanada'ya bir bilet alıp, polise ifade verdikten sonra onların yanına gitsem daha mı güvende olurdum? Nasıl hâlâ kendimi düşünebiliyordum? Hayır, konuşup düşünecek bir şey yoktu. Bir insanın hayatı söz konusuydu ve kaybettiğim her dakika insanlık suçundan başka bir şey değildi. Odamın ışığını söndürme zahmetine girmeden araya geçtim, yerdeki çantamı alarak dış kapıya adımladım, polise öyle ya da böyle ifade verecektim. Evet, doğru olan buydu. Kapıyı açıp ayakkabılarıma uzanacağım sırada, gördüğüm botlarla donup kaldım. Bakışlarım botların sahibine bakmaya cesaret edemeden beni kapıyı kapatmaya zorlarken, siyah deri eldivenli bir el kapının arasından uzandı. Kapıyı kapatmamın imkansız olduğunu anladığımda elimde çantamla odama koştum, odamın kapısını kilitleyip, polisi arayarak zaman kazanabilirdim. Odama geçip kapıyı kapattığımda elim anahtara indi ama yerinde yoktu. "Ne?" diye fısıldadım şaşkınca, anahtarım nereye gitmişti? Odanın kapısı beni de itekleyerek açıldığında geriye doğru savruldum, çantam elimden düşerken bana doğru adımlayan kişiye baktım. Neden buradasınız? Kimseye bir şey demedim. Beni öldürmeyin. Ne diyecektim? Kahretsin! Karşımda bir katil varken ne diyecektim? "Karakolun önündeyken," dedi eldivenli elini yavaşça kaldırırken "Seni öldürmeme şu kadarcık kalmıştı." İşaret ve baş parmağını birbirine değecek kadar birbirine yaklaştırdığında bedenim alev almıştı. "Neden vazgeçtin?" Yutkunamadım, dolan gözlerimi kırpıştırarak geriye birkaç adım daha attığımda derince bir nefes aldı. "Önemi yok, her türlü ölmen gerekiyor." Polise gitmiş olsam şimdi, burada olmayacaktık. "Ben..." Gömleğimin yakasını yakaladığında korkuyla eline yapıştım. "Açıklamalarının hiçbir önemi yok." Başımı iki yana salladım, yakamdaki eli beni yakınına çekerken korkuyla gözlerine baktım, sonra tamamen kahverengi olan gözlerindeki kusuru fark ettim, sol gözündeki irisinin ufak bir kısmı yeşildi. "Ölmek istemiyorum." diye fısıldadım, bakışlarım yeşil kısımda takılı kalmaya devam ederken. Beni gözbebeklerine bakmam için sarstığında bakışlarım siyah çukurlara çıktı. "Bunu kaçmadan önce düşünmeliydin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD