Erdem desem çok mu ileri gitmiş olurdum? Nil'in ölmesine göz yumamazdım, Erdem zaten...ölmüştü. Teselli kabul etmez bir farkındalık bedenime çarparak içime işlediğinde dizlerim büküldü ve duvarda kayarak yere düştüm.
Erdem...ölmüştü.
Nil...ameliyattaydı.
Hazar ve abisi ile başım beladaydı.
Sıradan olan hayatım bir anda nasıl gerilim filmine dönmüştü?
"Erdem..." diye fısıldadım yüzsüzlüğü sırtlayarak "Kamyonla çarpıp...öldürdüğünüz çocuk."
"Ne?" dedi şaşkınca, gerçekten haberi yok muydu? Babaları gerçekten korkunç birisi olmalıydı.
"Arabaya...kamyonla çarptılar. Erdem...sıkışarak öldü, Nil ameliyatta, beni de kaçırmaya çalıştılar ama polis geldi."
"Seni kaçırmaya mı çalıştılar."
Başımı oturduğum yerde aşağı yukarı salladım çaresizce, kendi hayatımı mahvettiğim yetmezmiş gibi arkadaşlarımın da hayatını mahvetmiştim.
"Tek istedikleri beni...Hazar'ın elinden kurtarmaktı. Ölmesini istememiştik." diyerek gömleğimin önünü çekiştirerek kapattım ve dizlerimi bükerek dolan gözlerimi saklamak adına, dizlerime yaslandım.
"Kimsenin ölmesini...istememiştik."
Sesim daha da güçsüzleşirken Hazar'ın abisi derin bir nefes aldı.
"Seni kaçırmaya çalışan adamları hatırlıyor musun?"
"Hayır, hatırlamıyorum."
Oturduğum yerde öylece dururken abisinin adım seslerini duydum, gitgide uzaklaşıyordu, kapının gıcırtısını duyduğumda başımı yavaşça kaldırdım.
"Hazar'dan başkasıyla konuşma, tıpkı bana dediğin gibi."
Ben öylece bakarken kapı kapandı ve odada yalnız kaldım, avucumda sıkıca tuttuğum keten peçete derimi kaşındırırken derin bir iç çektim. Ağlasam ne olacaktı? Ne değişecekti?
Omurgam yerinden çıkarılmış gibi yana doğru devrildim ve temiz görünen hastane mermerinin üzerinde yatar halde kalakaldım.
"Rana!"
Kapıdan içeri giren kişi yan görüyordum, sanki bana doğru duvarın üzerinde koşuyordu.
Seray...
Altına açık mavi bol bir kot, üzerine ise en sevmediği siyah kazağı giymişti, başına bağladığı siyah şalıyla zahmetsizce güzel görünüyordu. Gelirken çiçek almayı da ihmal etmemişti.
Pembe karanfiller...
Başımıza gelenlerin birazını bile bilse, çiçek alamaz durumda olurdu. Ona başıma gelen her şeyi anlatsam anlardı ama bu onu da riske atmak demekti.
"Rana iyi misin?"
Elindeki buketi bırakarak beni omuzlarımdan tuttu ve kaldırdı, sırtımı duvara yaslarken üzerime baktı.
"Ne oldu böyle?"
"Seray..." diye fısıldadım anneme sesleniyor gibi "Çok korkuyorum."
Ela gözleri çehremde dolandı üzüntüyle telefonda ona ne demişlerdi? Daha da doğrusu neden onu aramışlardı?
"Sen...nasıl geldin?" dedim nihayet mantığım çalışmaya başlarken.
"Teyzem burada çalışıyor ya unuttun mu?"
Burası neresiydi bilmiyordum ki.
"Teyzem seni tanımış, beni aradı, baygın geldi dedi. Ben sadece bayıldın sanmıştım."
Çiçeklere indi gözüm, gözlerimdeki yaşlar akarken Seray şaşkınca yüzüme bakıyordu.
"Rana...sorun ne? Neden ağlıyorsun?"
Neden ağladığımı sormasa olmaz mıydı? Anlatmamak için kendimi zor tutuyordum ve şimdi açılan kapıdan içeri girmemek çok zordu. Telefon beni kurtarmak için çalarken Seray aramayı çabucak cevapladı.
"Efendim Eylül."
Karşı tarafı ciddi bir ifadeyle dinledikten sonra bakışları beni buldu,
"Evet, yanındayım. Geldim hastaneye siz neredesiniz?"
Seray aramayı sonlandırmadan ayağa kalkıp odanın içindeki televizyona yöneldiğinde kalbim yerinden çıkmak ister gibi atıyordu, duvara monte edilmiş ekrana sabırsızlıkla bakarken oturmaya devam ettiğim zeminden kalktım.
"Nasıl?"
Seray telefonda konuşarak haber kanalı açtığında görüntüler gözümden girip beynime saplandı.
Kan donduran cinayet.
Haberin başlığı buydu, altında yazan daha ufak harfli ama uzun metin ise şöyleydi; İş adamının kayıp oğlunun cesedi bulundu.
Fakat beni beynimden vurulmuşa çeviren ekrandaki Range Rover marka arabaydı.
"En son bir kafenin önünde görülen araçtan inen genç ve kızın ilişkisi gizliliğini korurken, iş adamı Cengiz Köse'nin oğlu Kuzey Köse, bir arazide yakılmış halde bulundu."
Yataktan destek alarak zar zor oturduğumda bozuk görüntüdeki siluetime baktım, artık bütün Türkiye beni de bu işin içinde biliyordu.
"Bu sen misin?" dedi Seray telefonu sakince kulağından indirirken "Görüntülerdeki kız sen misin Rana?"
Öldürülen genci arabada gördüğümü ama kaçtığımı ve polise gitmeye korktuğumu söylesem benden nefret eder miydi? Herkesten saklasam bile ben bu gerçekle nasıl baş edecektim?
"Olay yeri incelemeye göre, genç çocuk öldürülmeden önce feci şekilde dövülmüş ve bir elinin bileği kesilmiş."
Midem bulanıyordu, televizyonu kapatamaz mıydık?
"Polisler gencin yakıldığı arazide bulduğu Range Rover'da yaptığı incelemeler sonucu arabada kan, saç ve tükürük buldu ve bu delillerin Kuzey Köse'nin DNA'sı ile eşleştiği söyleniyor."
"Rana."
Seray'a odaklanamıyordum bile, birisi gerçekten benim yüzümden ölmüştü. Korkmayıp polise gitsem daha mı iyi olurdu? Başıma yeterince kötü şey gelmişti en fazla ben de ölmüş olurdum ama en azından rahat bir vicdan ile toprağın altına girerdim.
Ekranda gösterilen fotoğraf beni daha da sarsarken bir cinayete yataklık ettiğime emindim artık. Hazar'ın katil olamayacağını düşünürken hata etmiştim.
"Rana..."
"Ben sadece...numarasını isteyecektim."
Seray gözlerimin en derinine çok ciddi bir ifade ile bakıyordu, onun yerinde olsam kendimi yargılar mıydım? Belki. Bencil olduğunu ve nasıl buna göz yumduğunu sorardım ama neden şimdi kendimi aklamak için kelimeler seçip duruyordum.
"Rana, o gün ne oldu? Neden...kaçtın?" dedi ekrana göstererek, haberdeki detaylar gereksiz bir şekilde tekrar ederken nefes almak çok zordu, hava değil beton soluyordum sanki.
"Ben, bir şeye şahit oldum." diye fısıldadım pes ederek, sesli söyleyecek onurum yoktu ama en azından sessizce itiraf edebilirdim.
"Rana, peşindeler değil mi?"
Başımı esefle aşağı yukarı salladım, Seray hızla pencereye yönelip dışarı baktıktan sonra telefonunu çıkardı.
"Teyze, bize yardım etmen lazım."
Dışarıda ne görmüştü? Ayağa kalkarak dengemi sağladığıma emin olduktan sonra pencereye doğru yürüdüm, korkak bakışlarım hastane bahçesinde dolanırken anormal bir şey yoktu.
"Evet, öyle yapalım."
Seray'a doğru döndüm, telefonunu çoktan kapatmıştı.
"Rana, teyzem temizlik arabasıyla gelecek, seni içine koyar arka kapıdan çıkarız. Taksiyle evine gideriz, valizini toplarsın ve annenlerin yanına gider olayı açıklarsın. Polisler kimliğini tespit edene kadar çoktan gitmiş olursun."
"Ama Seray,"
"Birisinin ölümüne göz yumdun Rana," dedi kurşun geçirmeyecek kadar sert bir sesle "Ama ölen gencin babası ya da katil seni ortadan kaldırmak için bütün kozları oynayacaklar."
Bunu ben de tahmin edebiliyordum ama ya kaçamazsam? Kaçamazsam ne olacaktı? Kaçsam bile bu yükle nasıl yaşardım?
"Rana!" dedi Seray beni sarsarak "Şimdilik mantıklı olan kaçman, ortalık biraz sakinleşince ifadeni bir şekilde polise ulaştırırız ama şuan...sıradaki kurban sensin."
Aileme bunu anlatsam yüzlerine nasıl bakacaktım? Karakola kadar gittim ama ödüm koptu dahası arkadaşlarım zarar gördü, birisi öldü diğerinin durumu meçhul ama ölmemek için ta buralara geldim mi diyecektim?
"Peki ya bu durumu...polisten önce basına sızdırsak?" dedim kafamda uçuşan düşünceler biri dudaklarımdan çıkarken.
"Nasıl yani?"
"Yani onlara bir oyun oynasak?"
"Rana bu bir film değil. Adamlar ne zamandır bu işin içinde, bizim gibi yeni yetmelere mi inanacaklar?"
"Seray...öylece gidemem. Sen, Nil, kızlar sizin peşinize düşmezler mi sanıyorsun?"
Nihayet aklına dank etmiş gibi duraksadı, benim kaçıp gitmemle çözülemeyecek kadar geniş çaplıydı bu olay. Benim ölmemle de bitecek değildi.
"Sana söylediğim her şeyi unut. Git buradan, ben...ne yapacağımı bilmiyorum ama seni burada gören olursa her türlü anlattığımı bilecekler."
Kafasını iki yana sallayarak yeniden pencereden dışarı baktı.
"Hayır, mantıklı olan buradan birlikte çıkmamız. Gidip sakin kafa düşünmeliyiz. Telefonun yanında mı?"
Başımı iki yana salladım, hiçbir şey yoktu yanımda korkumdan başka ve bir de vicdan azabı.
Odanın kapısı açıldığında korkuyla Seray'ı arkama aldım ama gelen teyzesiydi, temizlik arabası ile odaya gelen ilk hemşire olmalıydı.
"Neler oluyor kızlar?" dedi her şeyden habersiz kadın "Bir suça bulaşmıyorum değil mi?"
Haberleri izlememiş miydi? İzlese bile ben olduğumu anlayacağı kadar net görüntüler değildi gerçi.
"Teyze, eski sevgilisi peşini bırakmıyor. Onu gizlice çıkaracağım o yüzden, ne gibi bir suç işlemiş olabilir ayrıca?" diyerek gülmeye çalışan Seray'a üzüntüyle baktım, acı çektiğini görebiliyordum, vicdanen rahat olmadığı ortadaydı.
"Çabuk olun o zaman."
Teyzesi kapıya doğru ilerlediğinde Seray beni itekleyerek temizlik arabasına yönlendirdi, kapağı açıp içindeki birkaç kanlı ve idrar kokan çarşafları çıkarıp bana baktı.
"Kusmadan nasıl duracağım?" dediğimde Seray gözlerini devirdi "Sence tek derdimiz bu mu Rana?"
Çaresizce ve büyük yardımlarla içine girdiğim temizlik arabasından etrafa son bir kez baktım. Karanlık ve dar bir alanda, çarşafların mide bulandırıcı kokusu eşliğinde ne kadar kalmam gerekecekti?
Seray hiç düşünmeden çarşafları üzerime atarken odanın kapısının açıldığını duydum, içeri giren adım sesleri atarken elimi dudaklarımın üzerine bastırdım.
"Bu odada kalan hasta nerede?"
Soruyu soran sesi tanıyor gibiydim ama zihnim henüz eşleşme sağlayamamıştı.
"Bilmiyorum," diye sakince mırıldandı Seray "Onu ziyarete gelmiştim ama geldiğimde gitmişti."
Adım seslerinin yaklaştığını hissettiğimde gözlerimi yumarak nefes alışverişlerimi yavaşlatmaya çalıştım fakat kalbim korkudan o kadar hızlı atıyordu ki oksijen ihtiyacım çok daha fazlaydı.
"Burada değil yani?" diye soran sesi nihayet tanımıştı beynim. Peşime düşen kişi Hazar'ın abisinden başkası değildi, haberleri görmüş ve beni tanımıştı.
İşte şimdi başım çok daha büyük bir belaya girmek üzereydi…