6.BÖLÜM

1646 Words
2 HAFTA SONRA "Köktaş şirketinin reklam afiş örneklerini mail attım size Yaz hanım. Bir sorun yoksa eğer diğer işlerle grup çalışması yapacağız." "Tamam canım. Siz çalışmalara başlayın. Bir sorun olduğu halde çağırırım ben seni." Dua, Yaz'a onay verdikten sonra odadan çıkıp bir kaç kapı ötede ki grup çalışmalarının yapıldığı odaya girdi. İş arkadaşları masanın etrafında toplanmış derginin nasıl olması gerektiğini tartışıyordu. Dua, kendisi dışında devamlı çalışan grafik tasarımcının yanına ilerleyip bilgisayarını masaya koydu. "Var mı bir şeyler.?" Sorusu üzerine Hakan kafasını olumsuz anlamda salladı. Bir moda dergisi üzerinde çalışıyorlardı fakat sadece modaya yönelik olmayacağı için hemfikir olamamışlardı. "En başta ne olsa, nasıl başlasa bir türlü karar veremedik. Bu çalışmanın diğerlerinin farklı olmasının sebebini biliyorsun. Biz neyin nerede olmasını istersek çekimler ona yönelik yapılacak." Dua düşünceli bir şekilde kafasını salladı. Bu projenin farklı olduğunu biliyordu. Gerçektende öyle olacaktı. Anlaştıkları şirketin bir kaç ayrı kolu vardı ve bu şirket tanıtımını bir dergi üzerinden yapmak istiyordu. Dua aklına gelen fikirle sırıttı. Eğer kabul ederlerse çok değişik şeyler olacaktı. "Arkadaşlar bir saniye." Herkes arasında ki tartışmayı kesmiş, yüksek sesle konuşan Dua'ya odaklanmışlardı. "Bu şirketin 3-4 farklı dalları var değil mi.? Moda, kozmetik, gıda falan. O zaman ne yapmalıyız biliyor musunuz.? Bir kadının hepsini aynı anda başaracağını gösteren bir şey." Takım arkadaşları ne demek istediğini fazla anlamamıştı ve bunu soru dolu bakışlarıya fazlasıyla belli ediyorlardı. "Aklında nasıl bir şey var.?" Hakan'ın sorusuyla ona gülerek bakıp anlatmaya başladı. *** Bir saatin ardından Dua kendi düşüncesi anlatmış, herkesi ikna etmiş ve planın taslağını Yaz Hanım ve Gece Bey'e sunmuştu. Ve onlardan da onay almış, Hakan ile beraber projeyi yöneten kişi olmuştu. Şimdi ise Dua'nın odasına baş başa vermiş neler yapacaklarını planlıyorlardı. "Bence çekimler stüdyo da olmalı." Hakan'ın önerisiyle Dua kafasını olumsuz anlamda salladı. "Hayır tüketiciye yönelik çalışmalıyız. Ev hanımlarıyla stüdyoyu nasıl bağdaştıracağız acaba.? O yüzden çekimler bir kaç farklı evde olmalı. Yatak odası, mutfak, banyo tarzı yerlerde. Bir iki çekimde şirket gibi bir ortamda olmalı ki çalışan kadınlara da yönelelim. Bütün herkese hitap eden bir dergi çıkartıp, reklam yapmalıyız Hakan. Hem maddi açıdan, hem görsel açıdan herkese uymalı. Dubai'nin zengin bölgelerinde yaşamıyoruz. Burası Türkiye, her bir karışında farklı insanımız var. Herkese yöneleceğiz." Hakan, Dua'ya onay verip çekimleri yapacak kişilere gerekli bilgileri maille iletti. * 3 saat boyunca bu derginin kaba taslağı için uğraşmışlar yemek saatinin bitmesine son yarım saat kala işlerini bitirmişlerdi. "Çok acıktım güzellik ya." Hakan'ın mızmızlanmasıyla önünde ki programı kapatıp ayağa kalktı Dua. Kendiside deli gibi acıkmıştı. "Hadi sana yemek ısmarlayayım." "Valla mı.?" "Valla." İkili gülerek ofisten çıkmışlardı. Hakan ceketini ve telefonunu almak üzere odasına giderken Dua telefondan annesine cevap vermekle uğraşıyordu. Fakat bir bedene çarpmasıyla durmak zorunda kalmıştı. Bu sürekli birilerine çarpma huyu başına işler açacaktı ama hayırlısıydı artık. "Çok pardon görmedim si..." Kafasını kaldırmasıyla susması bir olmuştu çünkü karşısında 1 aydır görmediği adam duruyordu. Kokusu, bakışları, teninden hissettiği sıcaklığı…hepsini o kadar özlemişti ki şimdi onu karşısında kanlı canlı görmek hiç ama hiç iyi gelmemişti. "Ben...ben görmedim. Özür dilerim." Alaz, haftalardır göremediği kadına hayranlıkla bakmaktan konuşmayı unutmuştu. Ne kadarda özlemişti onu. Kokusunu, ses tonunu, gözlerini...her şeyini çok özlemişti. İlk gün ki gibi karşılaşmışlardı yine. O her zaman ki gibi yere bakarak yürüyor ve karşısından gelen biri olur mu diye umurunda olmuyordu. S "Önemli değil küç...Dua." Son anda kendisini frenlemişti. Ona öyle seslenmeyi seviyordu fakat artık olmazdı. Kendisinden vazgeçmişken olmazdı. "Hadi güzellik açlıktan bayılacağım." Hakan'ın sesiyle dolan gözlerini kırpıştırdı Dua. Sevdiği adam karşısındaydı fakat hiçbir şey yapamıyor, söyleyemiyordu. Kendisine bir kez daha kızdı. Onu kaybettiği için bir kere daha içine ağladı. Alaz 'güzellik' lafıyla bir hışımla arkasını döndü. Çocuğu tanıyordu ve Hakan'da onu tanımıştı. Kendisine bakan ateş saçan gözlerle boğazını temizleyip duruşunu dikleştirdi Hakan. "Hoşgeldiniz Alaz Bey." Alaz kafa sallayıp Dua'ya döndü. Dua hayran gözlerle yüzünün herbir noktasını izlediği için göz göze gelmişlerdi. Alaz onun bakışlarıyla mest olurken kafasını eğip bir şey söylemeden yanından geçti. Geçerken eli, eline değmiş ve tutmamak için kendisini tutmak zorunda kalmıştı. Elinden tutup sımsıkı sarılmak, bir daha bırakmamak istiyordu fakat sevdiği kadın ona adım atmadan oda atmayacaktı. Bu bencillik değildi. Dua’nın bazı şeyleri kendisi farkına varması gerekiyordu. Dua, Hakan'ın dürtmesiyle ona ayak uydurup şirketten çıktı. En yakında ki restorana gidip, siparişi verene kadar ağzını bıçak açmamıştı. "O değil mi.?" Hakan'ın sorusuyla, derin düşüncelerden sıyrılıp ona odaklandı. Sorusunu anlamadı bakışlarında ki boşluktan bile belliydi ve oda hiç uzatmadan sormuştu zaten. "Anlamadım.?" "Gözlerini sürekli daldıran, aklını kurcalayan, şirkette sana yürüyen erkekleri fark etmeyecek kadar kendine aşık eden kişi diyorum. Alaz bey değil mi.?" Dua söyledikleriyle derin bir nefes alıp kafasını salladı. Zaten yeterince şey anlamıştı saklamanın bir anlamı yoktu. Saklayacak bir şeyde yoktu ya ortada neyse. "O. Bütün gün aklıma işgal eden, kendine ilk görüşte aşık eden ve sırf çocuksu bir düşünceden dolayı kaybettiğim adam o." Hakan derin bir nefes alıp gülümsedi. Sevipte kavuşamayan sadece kendisi değildi. Kendisinin kavuşamaması için çok geçerli bir nedeni vardı fakat anladığına göre Dua'nın yoktu. Bakışlarını kaçırmasından da anladığı üzere baya geçersiz bir neden olmalıydı. Yoksa Dua herkese özgüvenli bakardı fakat şuanda o halinden eser yoktu. "Neymiş o çocuksu sebep.?" Dua utançla başını eğdi. Başkasına söylerken utanacağını biliyordu ve şuanda Hakan'dan deli gibi utanıyordu. Ne salaktı. Bunu anlamadı için sevdiğini kaybetmesi gerekmişti resmen. Tescilli salaktı hemde. Süzmede olabilir. "Yaşı büyük." Fısıltısını Hakan zorda olsa duymuş ve cevap vermeden kocaman kahkaha atmıştı. Öyle ki bir kaç masanın dikkatini bile çekmişlerdi. "Ciddi misin Dua.?" Kafasıyla onaylayıp gözlerini kaçırdı Dua. Gülmekte çok haklıydı çünkü bir gece oturup bütün her şeyi düşünmüş ve bu düşüncenin çok çocuksu olduğuna karar vermişti. Bir kere, sadece bir kere kendi istediği şekilde yaşayacaktı. O Alaz'ı seviyordu. Eğer...eğer onu geri kazanırsa eğer ailesini karşısına alacaktı. İkna edene kadar savaşacaktı, fakat olmazsa... olmazsası yoktu onun için. Ya kabul edeceklerdi Alaz'ı. Ya kabul edecekler. "İster 10, ister 20 yaş büyük olsun Dua. Sen onda kendini bulabiliyorsan, onun yanında zamanı sorgulamıyorsan, kalbin çıkacakmış gibi atıyorsa sen ona aitsindir. Ne yaşın önemi vardır ne mesleğinin nede başka bir şeyin. Burasıyla sevdikten sonra hiçbir rakamın, sebebin önemi yoktur. Sevdiğinin peşinden git Dua, değerini kaybettiğinde anlamak istemezsin." Hakan'ın sesi sonlara doğru zayıflamıştı. Dua onun bu haline anlam veremese bile sormaktan çekiniyordu. Fakat kendisine böylesine güzel akıl veren arkadaşının derdini bilmek istiyordu. "Birini mi kaybettin.?" Hakan uysalca kafasını salladı. Gözleri dolmuş, boğazı düğüm düğüm olmuştu. Cevap vermekten en çok korktuğu soruyu sormuştu Dua. Sevdiği kadını kaybetmenin acısını her bu soru sorulduğunda bir kere daha yaşıyordu. Bir kere daha o kazaya tanıklık ediyordu. Gözlerinin önünde yaşanan olayı sanki tekrardan yaşıyordu. Bir kere daha kalbi paramparça oluyordu. "Her şeyimi kaybettim. Siktiğimin bir trafik kazasında. O kadar kötüydü ki Dua, o kadar canı acıdı ki. Yalvardım Allah'a onun acısını bana versin diye. Her gece, her gece yalvardım. Vermedi. Bütün acıyı melek yüzlüm çekti. İlk ben geçmiştim karşıya dalga geçiyordum onunla sen kısasın o yüzden adımların kısa diye. Bana gülerken gelen arabayı görmedi çarptı ona. O kadar hızlı çarptı ki Dua, havada kaç takla attı sayamadım. Günlerce son nefesini vermek için çırpındı. Yoğun bakımda yatan oydu, canı çekilen ben. En sonunda dayanamadı. Kurtaramadım. Kaybettim Dua. Hayatımda en çok değer verdiğim insanı saniyeler içinde kaybettim. Ona, onu daha çok sevdiğimi söyleyebilmek için ne isteseler verirdim. O yüzden Dua sakın erteleme yoksa çok şeye pişman olursun." Dua sicim gibi akan göz yaşlarını silerken ayağa kalkıp arkadaşının yanına gitti. Onunda kalkmasıyla sıkıca sarılması bir olmuştu. Bir yandan sırtını sıvazlıyor diğer yandan içini çeke çeke ağlıyordu. Bir anlık, sadece bir anlık Hakan'ın yerine kendisini koydu. O an ona o kadar uzun gelmişti ki Hakan'ın nasıl böyle sabrettiğine şaşırdı. "Noluyor lan burda.?!" Dua tanıdık sesle, Hakan'dan ayrılıp şaşkınca arkasını döndü. Alaz bütün siniriyle ikisine bakıyordu. Şirketten çıktıklarında kendine engel olamamış ve ikisini takip etmişti. Sarılma olayına kadar kendini belli etmeye niyetli değildi fakat Dua'nın Hakan'a sıkıca sarılması bütün sinirini alt üst etmişti. "Senin ne işin var burda.?" Dua'nın endişeli sesi Hakan'ı gülümsetmişti. Tabi bu gülümseme Alaz'ın dikkatinden kaçmamış üstüne yürümesine sebep olmuştu. "Neye gülüyorsun lan it herif.?" Dua panikle Alaz'ın önüne geçip Hakan'ın üstüne yürümesine engel oldu. Şuanda damarlarında akan kanı hissediyordu. Kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyor, panik dalgası her geçen saniye bütün hücrelerini sarıyordu. "Onu kaybetme güzellik." Hakan son vuruşunu yaptıktan sonra Alaz'a uzak olam taraftan geçip restorandan koşarak ayrıldı. "Bak hala güzellik diyor piç herif. Sikecem belasını şirkette görecek o." Dua onun bu haline gülmek istese bile, restoranda ki bütün gözlerin kendi üstlerinde olduğunu anlayınca Alaz'ı zorla dışarı çıkardı. Çıkarmadan önce hesabı ödeme konusumda ufak münakaşaya girseler bile Alaz galip gelmiş hesabı ödemişti. 'Benim yanımda ki kadın hesap ödeyemez' kafasında bir adam değildi. Tek amacı Hakan'ın yediği yemeği Dua'nın ödememesiydi. Buda onun nasıl kıskanç bir adam olduğunu fazlasıyla açıklıyordu. ** "Kim o andaval.?" Dua, Alaz'ın sorusuyla kahkaha attı. Kıskanınca çok harika biri oluyordu. O ağır abi havasından sıyrılıyor, mızmız bir çocuğa dönüşüyordu. "İş yerinden bir arkadaşım." Omuz silkerek söylediği şey Alaz'ı sinir etmekten öteye geçmemişti. Aldığı cevap asla ona yetmediği gibi daha çok merak etmesine sebebiyet vermişti. "Niye sarılıyordum yavrum 3 gündür tanıdığın adama.?" "Onun özelini sana açamam Alaz. Fakat haklı sebeplerimin olduğunu bilmen yeterli. O benim tek arkadaşım. Erkek olması bir şeyi değiştirmez çünkü bana asla o gözle bakmayacağını biliyorum. Onun kalbi tıka basa dolu, tıpkı benim kalbiminde her köşesinin seninle dolu olması gibi." Dua son sözlerini gözünü kaçırıp söylemişti. Alaz duyduklarıyla yarım ağız gülümseyip bir kaç adım daha yaklaştı sevdiği kadına. Şirkette olmasalar aklındakini yapmaktan hiç çekinmezdi fakat şuanda şirketteydiler ve biri girse Dua'nın yerin dibine gireceğini biliyordu. "Bu bir itiraf mıydı küçük." Dua eskisi gibi küçük demesiyle ışıl ışıl gözleriyle Alaz'a baktı. Bakışlarında ki yoğunluk yanaklarının kızarmasına sebep olmuştu. Alaz o kadar güzel bakıyordu ki kendisini dünyanın en güzel insanı gibi hissediyordu. Bakışları o kadar yoğundu ki, gözlerinde kayboluyordu. Usulca başını sallayıp göğsüne sokuldu. Ellerini kaslı sırtına dolayıp hayran olduğu kokusunu içine çekti. "Seni seviyorum." Alaz'ın da sıkıca sarılması için bu iki kelime yeterli olmuştu. Küçüğünü sıkıca sarıp, saçlarının üzerine öpücük kondurdu. Özlediği kokusunu içine çekip gülümsedi. Bu sefer bırakmayacaktı. Küçük sevgilisi kendisinden kaçamayacaktı. "Artık benimsin. Ahdım olsun gitmene izin vermeyeceğim. İkimizde yanacağız küçük. Bu sevgi ikimizinde sonunu getirecek." ******
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD