DİNÇER “Eve gitmeyi düşünmüyor musun artık?” Odayı dolduran Erdem’in sesiyle hafifçe yerimden sıçradım. Bilgisayara o kadar gömülmüştüm ki, odanın kapısının açıldığını bile duymamıştım. “Senin ne işin var burada?” diye sordum mali raporları incelemeyi bırakarak. Erdem’in saat akşam altıyı vurduktan sonra bir kez bile şirkette kaldığını görmemiştim. “Evin anahtarını unutmuşum onu almaya gelmiştim. Güvenlik çıkmadığını söyledi, bir bakayım dedim. Saat gecenin yarısı, ne yapıyorsun oğlum şirkette?” “Toplantı için mali raporları inceliyorum,” demekle yetindim soru sormamasını umarak. Ekrana bakmaktan boynumun tutulduğunun yeni yeni farkına varıyordum. Başımı sağa sola oynatarak ağrıyı geçirmeyi denedim. “O toplantıya daha iki hafta var Dinçer. Kafayı mı yedin?” Evet, yemiştim. Delirmenin

