🗝️
“Kaçma gel buraya!” Daha hızlı koşmaya başladım. Kesik kesik nefesler alıyordum ama bu koşmama engel olamıyordu. Ciğerlerimi yakan hava beni zayıflatmak yerine daha çok güç veriyordu sanki.
“Kaçabileceğini mi sanıyorsun?” Koşmaya devam ederken sırtımda bir baskı hissettim ve geriye doğru çekildim. “Yakaladım seni.”
Sırtımı kendi gövdesine yaslayan Rüzgar’a gülümsedim. “Ama haksızlık bu, özel korumaya karşı şansım olamaz ki senin o kadar eğitimin var.”
Saçlarımı öptü. “Ne olursa olsun, seni asla bırakmam. Yakalayana kadar da durmam.”
Gülümsedim ve ona dönüp gözlerinin içine baktım. Çok güzel bakıyordu. Ona deli gibi aşıktım. Her şeyimle ait olduğum bu adama nasıl veda edecektim?
“Senden nasıl ayrı kalacağım bilmiyorum,” diye fısıldadım gözlerim dolarken. Ağlamak istemiyordum ama çok canım yanıyordu. Tam şu anda zaman donsun ve hep onun kollarının arasında kalmak istiyordum.
“Bitecek merak etme güzelim. Biraz dişimizi sıkıp sabredeceğiz ve sonrasında hep beraber olacağız. Sonsuza kadar benim olacaksın.” Gülümseyerek ona sarıldım. Sonsuza kadar onun olmak için her şeyimi verebilirdim.
☀️
Valizimi alıp havalimanından çıktığımda buruk bir şekilde etrafa baktım. Okul için İzmir'e gelmiştim ve derslerim yarın başlayacaktı. Sevgilim Rüzgar'dan ayrı kalacağım için kalbimde bir sızı vardı. İlişkimizin üçüncü senesinin dolmasına çok az kalmıştı ve okuldan sonra evlenecektik. Ona kavuşmayı çok istiyordum.
Bana mesaj gelen adrese gittiğimde huzursuzlukla zili çaldım. Burada kalacak yer bulamadığım için Burcu ablanın arkadaşının yanında kalacaktım. Sadece adının Binnaz olduğunu biliyordum.
Kapı açıldığında karşımdaki uzun boylu yüzü piercinglerle dolu kadına baktım. Ürkütücü bir tipti.
“Güneşim ne kadar güzelsin sen öyle, hoş geldin, demek bundan sonra beraberiz,” dedi gülümseyerek. Yaklaşımı üstümdeki tüm gerginliği almıştı.
“İstediğin gibi rahatına bak. Artık burası senin evin,” dediğinde mahcup bir gülümseme ile içeriye girdim. “Sen geç, ben kahveleri kapıp geliyorum.”
İçeriye geçip evi incelediğimde küçük ama tatlı bulmuştum. Ceketimi çıkarırken Binnaz, kahvelerimizi getirdi. “Burcu ev aradığınızı söylemişti. Ben de ev arkadaşı arıyordum, çok güzel denk geldi gerçekten."
Onunla sohbet edip tanıştığımızda daha yakın hissetmiştim kendimi. Eski eşinin şiddet uyguladığını, çocukların velayetini alıp ona göstermediğini ve tehdit ettiğini anlatmıştı. Özellikle karakolun yanında ev tutmuştu bu yüzden. Kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyordu, çocuklarını alabilmek için.
Onu teselli edip destek olduktan sonra yalnız kalmak istemişti. Ben de eve yerleşip mesajlarıma baktım. Sınıf grubumuzun buluşma olduğunu görünce deri ceketimle çantamı alıp evden çıktım. Biraz buraları keşfedip onlarla tanışabilirdim.
Dışarı çıktığım anda, ışığı yanan kuleler odak noktam oldu. Kulelerin ışıkları karanlığı yarıyordu ama yükselen duman sanki gökyüzünü boğuyordu. Buna nasıl müsaade edebiliyorlardı? Resmen yavaş yavaş zehirliyorlardı!
Konuma geldiğimde gördüğüm şirin kafe tebessüm etmeme neden oldu. İçeriye girdiğimde bakışların bana döndüğünü hissettim. Tüm okul burada mıydı?
Gruba yazan kızı bulup gülümseyerek onlara doğru yürüdüm. “Selam ben Güneş."
Oturup hepsiyle tanıştık ve sohbet ettik. Cansu, Sude, İrem ve Melisa çok iyi kızlara benziyorlardı. Kafenin sahibi olan ağabey de yanımıza gelip memleket muhabbeti yapmıştı. Bu ortamı sevmiştim.
“Kesinlikle Kale’ye gitmeliyiz, orayı çok merak ediyorum. Herkes o mekanda takılıyormuş,” dedi Sude. Cansu hemen atıldı. “Şehrin sahipleri de hep oradaymış.”
“Şehrin sahibi mi?” dedim şaşkınlıkla. İstemsizce kaşlarım çatılmıştı. Melisa tedirgindi. Adlarını anmaya bile çekiniyorlardı.
“Gerçekten bilmiyor musun? Burası çok büyük firmaların yeri. Çok pahalı bir yer, firmayla alakası olan kişiler kalıyor burada ve burayı biri yönetiyor.”
“Ondan habersiz kuş bile uçmaz burada. Herkes korkuyor,” dedi İrem büyük bir ciddiyetle. Söyledikleri ürpermeme neden olmuştu. “O da kim?”
“Bu şehrin sahibi, Savaş. Firmaları, düzeni, her şeyi o yönetiyor. Korkutucu bir tip,” diye devam etti İrem. Cansu kahkaha attı. “Ben olsam öyle demezdim. Kolundaki ateş dövmesi bence çok seksi.”
“Adam çekici ama dövmeleri onu daha korkunç gösteriyor,” dedi Melisa. Sohbetten kopunca etrafla ilgilenmeye başladım. Tuhaf hissediyordum. Buranın gizemi beni etkisi altına alıyordu.
“O zaman Kale’ye gidiyoruz hemen,” diye çığıran Cansu’nun sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
“Evet, buradakilerin bu üç çıtırı görme zamanı geldi,” dedi Sude. Göz göze geldiğimizde dudaklarını birbirine bastırdı. “Yani dört demek istemiştim.”
Önemsemeyerek çantamı koluma taktım ve ayağa kalktım. Onları takip ederken havanın biraz daha soğuduğunu fark ettim. Gündüz yanıyorken akşam nasıl bu kadar soğuk olabilirdi? Burada kalmak ve alışmak konusunda şüphelerim vardı. Ait olmadığımı görüyordum.
Mekan görüş açıma girdiğinde adımlarımı durdurdum. Oldukça lüks ve karanlık bir görüntüsü vardı. Liselilerin takıldığı gotik mekanların aksine karanlığı görkemli değil, ürkütücüydü.
Kızları takip ettim ve kimliklerimizi gösterip içeriye girdik. Yerlerimize geçtiğimizde ceketimi çıkarıp öyle dans etmeye devam ettim. Cansu da bana uyum sağlamıştı. Sırtımızı birbirimize yasladık ve dans ederken Sude de videomuzu çekti. Yorulunca içecek aldık.
Sodamı yudumlayarak dans ederken kızlar bir yere kitlendiler ve kendi aralarında konuşmaya başladılar. Cansu bana yaklaştı. “Savaş burada ve bize bakıyor!”
“Ben de görmek istiyorum, yer değiştirelim mi?” diyen Melisa’ya karşılık kafamı salladım ve onun yerine geçtim.
“Güneş, sana bakıyor resmen.” İrem’in dediğiyle kaşlarımı çattım. Bu hoş değildi. “Gözlerini oymamı istiyor galiba.”
“Ne pick me kızsın ya,” dedi İrem. Pick me değil, sadık bir kızdım. Onlara sinir olarak kendi halimde kalıp dans ederek eğlenmeye devam ettim. Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum ama yorulmuştum.
“Aa işte gidiyor,” dedi Cansu bana yaklaşıp. “Yalnız gözünü senden bir saniye olsun ayırmadı.”
İrem alaycıl bir şekilde gülümsedi. “Hoşuna gitti bence.”
“Saçmalama, benim sevgilim var ve ben ona çok aşığım,” dedim öfkeyle. Cansu çantasını aldı. “Boş verin. Hadi benim evimde devam edelim .”
Kızları evine bırakıp kendi evime doğru yürümeye başladım. Evlerimiz çok yakındı. Yürürken birden Rüzgar aradı. “Ne yapıyorsun aşkım?”
“Okul buluşmasından dönüyorum,” dediğimde bir sessizlik oldu ve sesi birden sertleşti. “Bu saatte mi? Erkek var mıydı? Ne diye gidiyorsun kızım?”
“Yoktu, kız kıza oturduk,” dedim ben de sesimi sertleştirerek. “O kadar işimin arasından sana vakit ayırmaya çalışıyorum, seni arıyorum ama sen geziyorsun.”
Telefonu yüzüme kapattı. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Tepkisi kalbimi kırmıştı. Onsuz dışarı çıkmamı istemiyordu çünkü bana bir şey olmasından korkuyordu ama çok kırıcı davranmıştı. Dolan gözlerimi silerek eve yürüdüm.
Binaya girdim ve merdivenleri tırmanmaya başladım. Anahtarımı cebimden çıkardığımda yere düşmesiyle bir küfür savurdum. Yerden alıp kilide geçirdim ve kapıyı açtım. Evin içi karanlıktı ama kulelerden yansıyan ışık, loş bir şekilde, biraz da olsa görebilmemi sağlıyordu.
İçeriye adım atıp kapıyı kapattığım anda birisi arkamdan gelip ağzımı kapattı ve beni iterek duvara yasladı. Ağzımdaki el, inip çenemi sıkarken gördüğüm tek şey kapkaranlık bakan bir çift mavi göz ve kolundaki ateş dövmesi oldu.