MOTORCU

980 Words
"Kimsin sen?" Diye tısladı. Korkuyla arkamdaki duvara sinerken ne yapacağımı bilemez halde ona bakakaldım. Mavi gözleri, salondaki ışığın ona vurmasına rağmen nasıl bu kadar karanlık olabilirdi?İfadesini hiç bozmadan sert bakışlarla bana bakarken çenemdeki elinin baskısı biraz daha arttı ve sertçe yutkundum. "Asıl sen kimsin burası benim evim ve bana sakın dokunma." Hızla elini çekti ve benden uzaklaştı. Korkuyla ona bakmayı sürdürürken Binnaz yanımıza geldi. "Güneş'ciğim kusura bakma çok büyük olaylar oldu ve önemli bir misafir çağırmam gerekti. Senin de gelmen lazım." İkisine de büyük bir öfkeyle baktım ama karşımdaki adamdan korktuğum için sesimi çıkaramadım. "Sevgilimi aramam lazım." Yanlarından geçerken o adamın kaşları çatık şekilde bana baktığını fark etmiştim. Odama geçerken Binnaz'ın ona söylediğini işittim. "Kapıya dayanaklar erkekti, Savaş. Güneş'ten şüphelenmene gerek yoktu." Hemen Rüzgar'ı aradım. Birkaç çaldırmanın ardından telefonu cevapladı. "Efendim?" "Rüzgar, korkuyorum." Ses tonu ciddileşti. "Ne oldu?" Hala şok etkisindeyken ona olanları anlattığımda Rüzgar birden bağırmaya başladı. "Ne diyorsun kızım sen? Nasıl dokunuyor lan başkası sana!" Gözlerim anında dolarken boğazımdaki yumruya direnerek konuşmaya çalıştım. "Kapıya birileri dadanmış Binnaz söylerken duydum ve beni onlardan sanmış, bilmiyormuş ev arkadaşı olduğumu. Ben korktuğum için aradım sen, bana kızıyorsun," dediğimde yüzüme kapattı. Ağzımdan bir hıçkırık kaçarken tekrar aradım ve anında meşgule attı. Tekrar tekrar aradığımda da engelledi. Benim, onun desteğine ihtiyacım varken nasıl böyle davranabilirdi? Ağlamam şiddetlenirken kapımın tıklatıldığını duydum. "Efendim?" Kapı açıldığında o adamı gördüm. Ağladığımı görünce afallasa da sert bakışlarında bir değişiklik olmamıştı. "İyi misin?" "Çok kızdı ve engelledi," dediğimde kaşlarını çattı. "Girebilir miyim?" "Hayır, odama bir erkek giremez," dedim sertçe. Kafasını salladı. "Onunla konuşabilirim. Bilse iyi olur, Binnaz'ı rahatsız edenler var. Burada güvende değilsiniz." Kaşlarımı çattım. Rüzgar çok sinirliydi, hatta bu konuşmada kötü bir niyet olmadığı halde duysa daha çok sinirlenecekti. Bana çok aşıktı ve bana karşı çok korumacıydı. Burada güvende değilsem ne yapacaktım peki? Gidecek yerim yoktu ve annem bu evi bile zor ayarlayabilmişti. "Yanımda emanet taşıyorum, ben halledebilirim." Söylediğime karşılık alaycıl bir şekilde güldü. "Toksik, ergen ilişkisi için ağlayan küçük bir kıza göre çok cesaretlisin." Öfkeyle ayağa kalktım ve onun üzerine yürüdüm. "Birisi senin hayatındaki insanın evine girip çenesini sıksa ne yapardın?" Çenesinin kasılmasıyla dişlerini sıktığını anladım. "Kimse buna cesaret edemez." "Sen buna izin vermiyorsan, benim sevgilim de izin vermez. Kimse böyle bir şeyi istemez. Sen de yapamazsın. Senin bölgense de milletin kapısına dayananlara bir çözüm bul o zaman." Alaycıl bir şekilde güldü. "Sevgilinin asıl takılması gereken, kapıya dayanan adamlarken sana kızması ne kadar mantıklı? Yaptığım hareket yanlıştı, bundan dolayı sana tolerans gösteriyorum yoksa kimseyi böyle konuşturmam." "Gören de buranın sahibisin sanır," dediğimde bana yukarıdan baktı ve fısıldadı. "Öyleyim." Kızların anlattığı kişileri hatırlamaya çalıştım. Çok kötü biri olduğunu, herkesin ondan korktuğunu ve kolunda ateş dövmesi olduğunu söylemişlerdi. Olayların etkisinden nasıl da hemen unutmuştum, onun dövmesi vardı. Korkuyla gözlerim faltaşı gibi açılırken o, gülümsedi. "Korkuyor musun?" "Korkmalı mıyım?" Diye mırıldandım istemsizce. Eve girdiğim andaki tavırlarına bakılırsa kesinlikle acımasız birine benziyordu. "Korkmalısın." "Ben, sana hiçbir şey yapmadım," dediğimde kaşlarını kaldırdı. "Sen bana hiçbir şey yapamazsın." "Kimseye yapmam zaten. Kendi halinde, sıradan bir insanım. İçimde kötülük yok ki." Konuşurken sesim istemsizce incelmişti. Neden bu kadar kötü davrandığına anlam veremiyordum. "Farkındayım. Güneş, burada kimsenin senin temiz kalbini kullanmasına izin verme." Bir şey dememi beklemeden gittiğinde arkasından bakakaldım. Kimsenin senin temiz kalbini kullanmasına izin verme... Dış kapının kapanma sesini duyunca Binnaz'ın yanına gittim. Onu ağlarken görmeyi kesinlikle beklemiyordum. "Binnaz iyi misin, ne oldu?" Daha çok ağlamaya başladı. "Çok kötüyüm. Telefonla beni aradılar, tehdit ettiler, kapıya dadandılar. Öldürecekler beni Güneş!" Kanımın donduğunu hissettim. Daha geleli yirmi dört saat olmadan bu olanlar şaka mıydı? "Kimler Binnaz? Kimler öldürecek?" "Bilmiyorum. Peşimde birileri var." Elimi omzuna koydum. "Ağlama lütfen sana hiçbir şey olmayacak." Dakikalar ardından o sakinleşirken ilaçlarını içmesi ona su götürdüm ve yatağına yatırdım. Biraz hava almaya ihtiyacım vardı. Bilgisayar çantamı hazırlamaya başladım. Ve yanıma birkaç defter, kalem aldım. Binnaz'ı kontrol ettiğimde uyuyakaldığını fark etmiştim. Yavaşça üzerini örttüm. Aynanın karşısına geçip rujumu tazeledim ve deri ceketimi alıp dışarıya çıktığımda o dövmeli adamı sitenin güvenliğiyle konuşurken görmeyi beklemiyordum. Beni fark etmişti. Umursamadan binadan çıkıp, sahile doğru yürümeye başladım. Rüzgar hala engelimi kaldırmamıştı. Neredeyse saldırıya uğrayan bendim, beni sakinleştirmesi gerekirken kızıyordu. Her zaman beni çok sevdiğini ve deli gibi kıskandığını söylüyordu ama kalbimi de kırıyordu. Sahile indiğimde, bir çardağa oturdum ve bilgisayarımı açtım. Defterlerimi ve kalemlerimi çıkarıp blog sayfama girdim. Henüz kimsenin haberi yoktu sayfamdan. Rüzgar'ın bile... Herkese sayfam büyüdüğü zaman haber verecektim. Gelen bilgilere şaşkınlıkla baktım. Hangi ara bu kadar çok takipçim olmuştu ve bu kadar sevgi mesajı gelmişti? Şok içerisinde gelen mesajları okuduğumda ayağa kalkıp dans etmek istemiştim. Sayfam çok tutulmuştu! Ve artık herkese haber verebilirdim... Mesaj yayınladım. Aktif bir sohbet grubu açıyorum. Gelmek isteyenler yorum bıraksın. Yorumlar gelirken hızla yeni yazımı yazmaya koyuldum. Ama heyecandan tek bir cümle bile yazamıyordum. Uzun uzun denize baktım. Bana ilham vermesini umuyordum. Ama şu anda denizin sadece karanlığını hissedebiliyordum. Dövmeli adamın bakışı hâlâ aklımdaydı. Parmaklarım klavyede dans ederken, kalbimde bir tedirginlik vardı; sanki gölgeler bile bana fısıldıyordu. Adıma zıt olarak, ben de karanlıkla dolu bir insandım. Ben, içi renkli olan karanlık bir çember odasıydım. Veya öyle sanıyordum, bilmiyordum. Derin bir nefes alıp ellerimi klavyenin üzerinde dolaştırdım. Hiç düşünmeden, kontrolsüzce ellerimin bir şeyler yazmasına izin verdim. Ben, içi renklerle dolu karanlık bir çember odasıydım. Buna inanmıştım. Ta ki gerçek karanlık gelip yakama yapışana kadar... Aklıma çenemi sıkan dövmeli adamın gelmesiyle elim istemsizce çeneme gitti. Karanlık, çenemi kavramıştı. Ne kadar da korkmuştum ondan. Kapımıza dayanan adamlar onun kadar ürkütücü değildi. Bir insan açık renk gözleriyle bu kadar karanlık bakabilir miydi? Etrafa bakındığımda birkaç metre ötemde bir motorcunun bana baktığını gördüm. Kaskından dolayı yüzünü göremiyordum. Siyah bir motorun üzerindeydi. Sadece motoru değil her şeyi siyahtı. Baştan aşağıya, simsiyahtı. Garip bir şekilde, kaskın içinden bana bakan gözlerin mavi olduğunu hayal etmiştim. Motorcunun üzerinde ceket olduğu için kolunda dövme göremiyordum. Parmağım istemsizce kolumun iç kısmına gittiğinde zihnime Savaş'ın ateş dövmesi düşmüştü. Kızlar söylediklerinde haklılardı, Savaş, çok korkutucuydu. Dövmesi de öyle. Kolumda gezdirdiğim parmağımla hayali bir ateş şekli çizerken bana bakan motorcu kollarını birbirine bağlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD